Osmanlıların atası Gündüz Alp’in oğulları Sungur Tekin, Gündoğdu, Ertuğrul ve Dündar babalarının vefatından sonra bir müddet Pasin Ovası’nda durmuşlardı. Oğullarından Sungur Tekin ve Gündoğdu tekrar geriye, geldikleri yer olan ata yurtlarına dönerken; diğer iki evladı Ertuğrul ve Dündar ise İç Anadolu’ya doğru hareket etmişlerdir. İşte Ertuğrul ve Dündar’ın bu hareketi Osmanlı Devleti’nin temellerine atılmış en önemli taşlardan biriydi.
Kitap hangi maceramız ile nereden başlıyor?
Moğollar ile Selçuklular bir savaşa tutuşmuş, Kayı’nın neferleri de bu ölüm kalım savaşına denk gelmişlerdir. O ana kadar savaşı kaybetmekte olan Selçuklu kuvvetlerine, Ertuğrul Gazi yaklaşık dört yüz kadar cengaveri ile müdahale eder. Savaş Selçukluların lehine dönerken, Moğol birlikleri çareyi kaçmakta bulur. İşte bu olay sonunda, Selçukluların başında bulunan Sultan Alaaddin Keykubat, kendilerine yardım eden bu genç cengaverlere yaylak olarak Domaniç’i, kışlak olarak da Söğüt’ü hediye eder. Kayı boyunun Anadolu topraklarında hiç bitmeyecek olan temelleri atılmış olur.
Nedir bu Kayı ve Anadolu topraklarına nasıl gelmişiz?
Osmanlı ailesinin Oğuzların sağ kolu olan Gündüzhan kolunun Kayı boyundan geldikleri kabul edilmektedir, birçok tarihi araştırmacının kaynaklarına ve çalışmalarına da bakarsanız en yaygın olanının bu olduğunu göreceksiniz. Kayı’nın, Oğuzların en önemli ve en asil boyu sayıldığı görülmektedir. Kayının manası, muhkem, kuvvet ve kudret sahibi demek olup; sembolü de şahindir. Damgası ise iki ok ile bir yaylı oktur.
Kayı’nın Ceyhun Nehri’ni geçerek İran’a geldikleri ön görülmektedir. Horasan’da Mahan taraflarına yerleşen Kayılar, Moğol istilaları sırasında Azerbaycan ve Doğu Anadolu’ya geçmişlerdir. Doğu Anadolu’ya gelen Kayılardan bir kısmı ileride Osmanlı Devleti’ni kuracaktır.
Ahlat’a yerleşen Kayılar, önce Erzurum ve Erzincan’a, oradan Halep’e göç etmişlerdir. Ancak Ceber Kalesi civarında ataları Süleyman Şah Fırat Nehri’ni geçerken boğulmuştur. Bu olayın üzerine aralarında ayrışmalar olur ve buradan bir kısım Erzurum civarındaki Pasin Ovası’ndaki Sürmeli Çukur’a gelmiştir. Ancak burada da aralarında ayrışma olmuş ve Ertuğrul Gazi, kardeşi Dündar ile beraber yaklaşık dört yüz kadar cengâver ile batıya doğru harekete geçmiştir. İşte bu cengaverler de üstte anlattığım Moğol Selçuklu muharebesine denk gelerek, Selçuklu kuvvetlerine yardım edip, muharebeyi kaybetmeye yakın olan Selçukluların zaferle ayrılmasına vesile olmuştur. Bunun üzerine Sultan Alaaddin bu Kayı boyuna Söğüt’ü kışlak, Domaniç’i de yaylak olarak vermiştir.
Kitaba en genel hatlarıyla bakarsak Kayı-I neyi ele alıyor?
Ertuğrul Gazi ile bu topraklara temeli atışımızı; Osman Gazi ile devlete giden yolun adımlarını; babasından aldığı toprakları altı katına çıkaran Orhan Gazi ile tam bir devlet haline gelişimizi; katıldığı otuz yedi savaşın hepsinde muvaffak olan I. Murad ile imparatorluğa dönüşmemizi ve İstanbul kuşatmalarımızı; Yıldırım Bayezid ile Anadolu Türk birliği projesini hayata geçirmemizi, Sultan Çelebi Mehmed ile parçalanan devleti tekrar birleştirmemizi, Anadolu’da dağılan birliği yeniden sağlamayı, Timur’un ihya ettiği Anadolu beyliklerini bir bir ortadan kaldırmamızı ve Rumeli’de Türk nüfuzunu kuvvetlendirmemizi okuyoruz. Yani Ertuğrul Gazi ile attığımız temellerden sonra bu kitapta ilk beş Osmanlı padişahı dönemine uzanıyoruz. Kendilerini savaşları, büyüttükleri toprakları ve devlet yönetimi şekilleriyle; yaptıkları kültür ve medeniyet hamleleriyle; dünya siyasetini yönlendiren atılımlarıyla tanıma fırsatı yakalıyoruz.
Koyunhisar, Palekanon, I. Kosova, Niğbolu ve Ankara savaşları ile imparatorluğun ilk 122 senesine uzanıyoruz. Bu eserde, Osmanlı Devleti’ni sadece kazanılan savaşlar ve büyütülen topraklarla tanımıyoruz; imar ve kültür faaliyetlerimizle, cami ve medreselerin yapımıyla, ilme verilen önemle, yapılan köprü ve hamamlarla da bu cihanşümul devleti öğrenme fırsatı buluyoruz. Adaletin, şefkatin, hoşgörünün, yiğitliğin, dürüstlüğün ve cesaretin herkese örnek olarak sergilendiği bir devlet yönetimini okuyoruz.
Orhan Gazi’nin oğlu, Osmanlıyı Avrupa’ya geçiren şehzade olarak bilenen Süleyman Paşa ile Çimpe Kalesi’nin alınması ve Rumeli fethi detaylı anlatılırken; Yeniçeriler çok derinlemesine işlenmiş ve haklarında baştan sona her şeylerini öğreneceksiniz.
Kitabın on bir kitaplık bir set olduğunu ve bunun da serinin birinci kitabı olduğunu belirtmek isterim. Ele alınan tüm konular çok öğretici bir şekilde yazılmış, okuyucuyu asla sıkmayan bir tarihi kaynak olmuş. Neden sonuç ilişkili tarih kitaplarından ziyade, olayların hikâyeleştirilerek aktarılması, gözümüzde canlanmasını kolaylaştırmış. Kronolojik olarak ilerleyişi okumayı son derece keyifli bir hâle getirirken, olayların öncesi ve sonrasını da çok daha iyi anlayabilmemize olanak sağlamış. Tüm konular ne uzun ne de kısa yani tam kıvamında noktalanmış.
Bu dönemlerde padişahların yanında ama askeri anlamda, ama dini açıdan, ama ilim ve bilim açısından yer alan ve döneme damgasını vuran yüce insanları tanıyoruz. Akça Koca, Konur Alp, Abdurrahman Gazi, Turgut Alp, Köse Mihal, Samsa Çavuş, Şeyh Edebali, Dursun Fakih ve daha birçoğu.
Osman Gazi
1281 yılında 23 yaşında iken aşiretin başına geçer, kısa sürede yaptığı fetihlerle aşireti beyliğe çevirir, 45 yıl hüküm sürer. Gerek hususi kazancından, gerek ganimetlerden eline geçeni fakirlere dağıtırdı. Geçimini kendi koyunları ile sürdürdü. Bursa’nın fethi sırasında vefat ederek, Gümüşlü Kümbet denilen yere defnedildi. Sınırlarını kuzeyde Sakarya Nehri ağzına, güneyde ise Kütahya yakınlarına taşımıştı.
Orhan Gazi
1326 yılında saltanata geçerek, 37 yıl hüküm sürer. Bursa’da babasının yanına yaptırdığı türbede medfundur. Babasından aldığı toprakları altı katına çıkarmıştır ve beyliğe devlet özelliği kazandırmıştır. Askeri ve sivil alanda da büyük teşkilatlanmalar yapmıştır. Fethettiği şehirleri dini, ilmi ve sosyal eserlerle donattı. İznik’i alınca büyük manastırı medreseye çevirterek, ilk Osmanlı medresesini kurdu.
ꓲ.Murad
1362’de tahta çıkmıştır ve 27 sene hüküm sürmüştür. Babasından aldığı devleti imparatorluğa dönüştürmüştür. Katıldığı 37 muharebenin hepsinde muvaffak olmuştur. Bütün Doğu Trakya, onun döneminde Türklerin eline geçmiştir. Bulgaristan fethedilmiş ve Balkanlarda XIX. yüzyıla kadar devam edecek olan Osmanlı hâkimiyeti başlamıştır. İlim yol haritası iken, alimleri de hep gözetirdi. Edirne’yi cami, medrese, han, hamam ve saray gibi eserlerle süsleyerek bir Türk-İslam beldesi hâline getirdi.
Yıldırım Bayezid
1389’da tahta çıktı ve yaklaşık 13 sene hüküm sürdü. Küçük yaştan itibaren babasının seçme komutanlarından askerlik eğitimi aldı, orduları sevk ve idare dersleri gördü, savaşlara katıldı. Kahramanlık ve cesareti ile ün yaptı. Anadolu Türk birliği projesini ideal edindi. Niğbolu Muharebesi kendisinin ne kadar üstün bir kumandan olduğunu gösterdi. Haçlılarla yaptığı muharebelerden elde ettiği gelirleri halkın refahına harcadı. Birçok cami yaptırdı ve bunlardan en ünlüsü Bursa Ulu Cami’dir. Timur’u hazır olmadığı bir hâlde yakaladı ve ancak bu durumu lehine kullanmayarak eşit şartlarda savaşı tercih etti; belki de bu mertliği ve adaleti ona savaşı kaybettirdi.
Çelebi Mehmed
1413 yılında tahta çıktı ve 8 yıla yakın bir süre hüküm sürdü. Henüz on dört yaşında babası ile Ankara Savaşı’na katıldı. Bu savaşın kaybedilmesi ona küçük yaşlarda büyük sorumluluklar yükletti. Fetret Devri’ni bitirdi, parçalanan devleti yeniden birleştirdi, Anadolu’da dağılan birliği yeniden sağladı, Timur’un koruduğu beylikleri bir bir kaldırdı. Bu özelliklerinden dolayı Osmanlı’nın ikinci kurucusu da denir. Rumeli’de Türk nüfuzunu kuvvetlendirdi. Ömrünü hep savaşlarda geçirdi. Katıldığı 24 muharebede kırk yara aldı. İmar ve kültür faaliyetlerine büyük önem verdi. Edirne’deki Ulu Cami’nin tamamlanması kendisine nasip oldu.