Şayet seviyorsanız zaten bırakamazsınız…
Çok yoruldum. İnsanlardan değil belki… İnsanların bende bıraktığı yaraları, hiçbir şey olmamış gibi bana emanet edip gitmelerinden yoruldum. Bazen düşünüyorum:
Bir insan başka bir insanın kalbini kırdığında, içinde hiç mi bir şey sızlamaz? Hiç mi dönüp bakmaz arkasına?
“Ben burada bir şey kırdım,” demez mi?
Çünkü benim asıl anlayamadığım kırılmak değil artık. İnsan insandır; öfkelenir, yanlış anlar, yanlış söyler, bazen istemeden en sevdiğinin en hassas yerine dokunur. Bunların hepsini anlayabilirim. Benim anlayamadığım, kırdıktan sonraki o rahatlık. Sanki yere düşen benim kalbim değilmiş gibi…
Sanki biraz önce gözümün ışığını söndüren söz hiç söylenmemiş gibi… Sanki ben içimde paramparça olurken hayat kaldığı yerden devam edebilirmiş gibi Ediyor da zaten. Onlar için.
Ben ise hep kırıldığım yerde biraz daha kalıyorum. Belki bir ses gelir diye. Belki biri geri döner diye. Belki “Gel buraya, ben seni böyle bırakmak istemedim,” der diye.
Bazen insanın gönlünü almak için büyük şeylere ihtiyaç yoktur oysa.
Bir sarılmak. Bir “Üzdüm seni.”
Bir “Gel.”
Bir elin omzuna değmesi. Hatta bazen tek bir bakış… İnsan sevildiğini böyle küçük şeylerden anlıyor. Ve galiba en büyük kırgınlığım da burada başlıyor:
Ben kimseden kusursuz olmasını istemedim. Beni kırmamalarını değil, kırdıklarında beni orada yalnız bırakmamalarını istedim.
Hepsi bu.
Ama bazı insanlar sizin canınızı acıttıktan sonra bir de yaranızın başında nöbet tutmanızı bekliyor.
Kırılan sizsiniz. Toparlayan siz. Ağlayan sizsiniz. Gözyaşını silen yine siz. Gece kafasını yastığa koyup “Ben nerede yanlış yaptım?” diye düşünen sizsiniz. Karşı taraf ise çoktan uyumuş. İşte insan bir süre sonra kırılmaktan değil, kendi gönlünün hem yaralısı hem doktoru olmaktan yoruluyor.
Ben de yoruldum.
Her şeyi anlayan taraf olmaktan…
“Belki öyle demek istemedi” diye insanların yerine mazeret üretmekten… Sevdiğim insanları kaybetmemek uğruna kendimden küçük küçük eksiltmekten…
Ve en çok da canımı acıtan insanın karşısında, yine kendi gözyaşımı kendim silmekten yoruldum.
Belki de insanın içinde bir yer, tam burada değişiyor.
Artık “Beni neden kırdın?” diye sormuyor. Başka bir şey soruyor:
“Beni kırdığını gördüğün hâlde, nasıl hiçbir şey olmamış gibi devam edebildin?”
Çünkü kırmak bazen bir anlık öfkedir.
Ama kırdığın insanın gözlerinin içine bakıp onun acısını görmezden gelmek… İşte o başka.
İnsanın canını asıl o yakıyor. Ben büyük sevgiler istemedim aslında.
Filmlerdeki gibi cümleler, destansı fedakârlıklar, herkesin göreceği gösterişli sevgiler hiç umurumda olmadı.
Ben sadece düştüğümde elini uzatacak birini istedim.
Korktuğumda gözlerinin beni aramasını… Kalabalığın içinde dönüp “Nerede?” diye merak edilmek istedim.
Kırıldığımda da gururunu bir kenara bırakıp gönlüme doğru birkaç adım atmasını. Çünkü bana göre sevgi biraz da budur.
Bir insanın yanında bulunmak değil;
onun başına bir şey geldiğinde ruhunun ona doğru dönmesidir. Şimdi çok yorgunum.
Ama bu yorgunluğun içinde ilk kez kendime başka türlü bakıyorum.
Belki bundan sonra beni kıran herkese neden böyle yaptığını sormayacağım. Belki bazılarının gönül almayı bilmediğini kabul edeceğim. Belki de bazı insanların sevgisinin, benim ihtiyaç duyduğum yere kadar ulaşamadığını… Ve bunun cevabını bulmak için kendimi tüketmeyeceğim.
Çünkü bir insanın kalbini herkese açması güzel olabilir. Ama o kalbin kapısında biraz da kendisinin durması gerekiyor. Ben artık kendi kalbimin kapısında durmak istiyorum. Kimse girmesin diye değil. Giren, kırıp da hiçbir şey olmamış gibi çıkıp gitmesin diye.
Çok yoruldum.
Ama belki bu defa yorgunluğum beni bitirmeye değil, kendime götürmeye gelmiştir.
Ve belki artık mesele, kimin gelip gönlümü alacağı değildir.
Belki mesele şudur: Ben, gönlümü almaya tenezzül etmeyenlerin peşinden daha ne kadar kendi kalbimi sürükleyeceğim?
Bazı soruların cevabı sessizliktir.
Bazılarınınki gitmek. Bazılarınınki kalmak ama artık eskisi gibi kalmamak… Ben henüz hangisi olduğunu bilmiyorum. Bildiğim tek şey şu: Bir insanı seviyorsanız, kırdığınız yerde bırakmayın.
Çünkü bazı kalpler kırıldığı için değil,
kırıldıktan sonra kimsenin dönüp bakmadığını gördüğü için soğur.
Ve bir gün o kalp artık ağlamaz.
Sadece kapısını sessizce kapatır.