“KISSA;” HAYATIMIZIN PUSULASI GİBİDİR

Türk kültüründe ve İslâm dininde insanlara ve toplumun büyük bir kesimine hayati bir mesele anlatılırken çoğu defa geçmişin örnek yaşantıları örneklendirilir. Bu geçmişin örneklendirilmesi öyle ki halk arasında anlatıldığı gibi ibadethanelerde, dergahlarda, medreselerde günümüzde de ilk, orta ve üniversite derslerinde halen anlatılmaktadır. İslâm Dini bu anlatıma “kıssa” demiştir.
Kıssa nedir: Kıssa bir haberi nakletme, bir olayı anlatma, hikâye etmedir. Bir haber veya hikâyenin kıssa olarak isimlendirilmesi için, yaşanmış ve tespit edilmiş olması gerekir. Bu bağlamda Kur’an’daki kıssalar bir hikâye olmayıp, gerçek kıssalardır (Kasasu’l-Hak). Bu itibarla Kur’an’ın kıssalarına hikâye denilemez.
Dinde kıssa, Allah tarafından dini tebliğ etmekle görevlendirilmiş olan nebilerin yaşadıkları olaylardır. Kuran'ı Kerimde anlatılan kıssalar, hikâye değil gerçektir. İnsanların ders çıkarmaları ve ibret almaları için birçok ayette kıssalara yer verilmiştir.
Rivayet ile eş anlamlı olan kıssa sözcüğü, kısa ve özlü hikâye anlamına gelir. Dinde ise peygamberlerin, Muhammed’in döneminde yaşanan olaylar ve velilerin hayatlarından kesitler sunan ayet ve hadisler kıssa olarak nitelendirilir. Kuran'ı Kerim'de Hz. Nuh, Hz. Musa ve Hz. Yunus başta olmak üzere birçok peygamberin kıssaları anlatılır. Kuran'ı Kerim'de yüzden fazla kıssa bulunmaktadır.
Bazı kıssalarda yer adı ve tarih tam olarak verilmez. Bunun nedeni kıssalardan çıkarılması gereken derslerin, diğer ayrıntılardan çok daha önemli olmasıdır. Kur’an’daki kıssalar yüce kitabımızın bir üslubudur. Kıssalar insanları doğru ve hak yola ulaştırmak için zikredilmiştir. Aynı zamanda Kur’an’ın ve hadislerin tebliğde bir metod olarak kullandığı beyan, hikmet ve öğüt unsurları kıssalarda bir araya getirilmiştir. Kıssaların insan eğitiminde büyük rolü vardır. Önceki toplumların ve insanların başından geçen olaylar ve sebeplerini anlatmak, bugünün insanlarına da yol gösterir.
Çünkü insan yaratılış ve eğilimleri ile aynı insandır. Amma!.. Kur’an ve hadislerde geçen kıssalardan ibret alırsa insan-ı kâmil olma yolunda ilerlerken huzur bulur, kötülükten uzak durur. Güzel aileler oluşur bu ailelerin oluşturduğu toplum güçlü ve mutlu olur. En önemlisi bu toplumlar şiddetten, bencillikten uzak olur barışçıl bir dünya düzenine öncü olur.
Peki kıssalarda esas gaye nedir? Kıssalarda gaye; tarihi bilgi vermek olmayıp, asıl anlatılmak istenen, muhtelif milletlerin tarihlerindeki ibret alınacak olayları öz olarak açıklamak, neticede hak ve hakikatin galip geldiğini göstermek, Peygambere ve müminlere teselli vermek, Allah’ın emirlerine asi olanların eninde sonunda hüsrana uğradığını tarihi misallerle tespit ederek müminlerin azmini kuvvetlendirmektir. Çocukların, gençliğin ve de bütünüyle insanların eğitiminde tarihi, ahlaki ve her çeşit kıssaların büyük önemi vardır. Kur’an’da ve hadislerde geçen bütün kıssaları müminler bu çerçevede değerlendirmeli ve bunlardaki ibreti, öğütü ve hikmeti sezinlemeli, buna göre hayatını şekillendirmelidir.
İbn-i Ömer anlatıyor: "Resulullah buyurdular ki: "Sizden önce yaşayanlardan üç kişi yola çıktılar. Akşam olunca geceleme ihtiyacı onları bir mağaraya sığındırdı ve içine girdiler. Dağdan kayan bir taş yuvarlanıp, mağaranın ağzını üzerlerine kapadı. Aralarında: "Bizi bu kayadan, salih amellerinizi şefaatçi kılarak, bizi ancak Allah'a yapacağınız dualar kurtarabilir!" dediler. Bunun üzerine birincisi şöyle dedi:
"Benim yaşlı, ihtiyar iki ebeveynim vardı. Ben onları çok kollar, akşam olunca onlardan önce ne ailemden ne de hayvanlarımdan hiçbirine yedirip içirmezdim. Bir gün ağaç arama işi beni uzaklara attı. Eve döndüğümde ikisi de uyumuştu. Onlar için sütlerini sağdım. Hâlâ uyumakta idiler. Onlardan önce aileme ve hayvanlarıma yiyecek vermeyi uygun bulmadım, onları uyandırmaya da kıyamadım. Geciktiğim için çocuklar ayaklarımın arasında kıvranıyorlardı. Ben ise süt kapları elimde, onların uyanmalarını bekliyordum. Derken şafak söktü:
" Ey Allah’ım! Bunu senin rızan için yaptığımı biliyorsan, bizim yolumuzu kapayan şu taştan bizi kurtar!" Taş bir miktar açıldı. Ama çıkacakları kadar değildi. İkinci şahıs şöyle dedi:
"Ey Allah’ım! Benim bir amca kızım vardı. Onu herkesten çok seviyordum. Onda faydalanmak istedim. Ama bana yüz vermedi. Fakat gün geldi kıtlığa uğradı, bana başvurmak zorunda kaldı. Ona, kendisini bana teslim etmesi mukabilinde yüz yirmi dinar verdim; kabul etti. Arzuma nail olacağım sırada:
"Allah'ın mührünü, gayr-ı meşru olarak bozman sana haramdır!" dedi. Ben de ona temasta bulunmaktan kaçındım ve insanlar arasında en çok sevdiğim kimse olduğu halde onu bıraktım, verdiğim altınları da terk ettim. Ey Allah’ım, eğer bunları senin rızayı şerifin için yapmışsam, bizi bu sıkıntıdan kurtar. "Kaya biraz daha açıldı. Ancak onlar çıkabilecek kadar açılmadı. Üçüncü şahıs dedi ki:
"Ey Allah’ım, ben işçiler çalıştırıyordum. Ücretlerini de derhal veriyordum. Ancak bir tanesi ücretini almadan gitti. Ben de onun parasını onun adına işletip kâr ettirdim. Öyle ki çok malı oldu. Derken yıllar sonra çıkageldi ve: "Ey Abdullah! Bana olan borcunu öde!" dedi. Ben de:
"Bütün şu gördüğün sığır, davar, deve, köleler senindir. Git bunları al götür!" dedim. Adam: "Ey Abdullah, benimle alay etme!" dedi. Ben tekrar:
"Ben kesinlikle seninle alay etmiyorum. Git hepsini al götür!" diye tekrar ettim. Adam hepsini aldı götürdü. "Ey Allah’ım, eğer bunu senin rızan için yaptıysam, bize şu halden kurtuluş nasip et!" dedi. Kaya açıldı, çıkıp yollarına devam ettiler."
Bu üç kıssadan alacağımız hisse; düşkün ve zorda olan insanların bu zor günlerinde fırsatçı olmayacaksın. Bu yanlış hareket ne Türk töresine ne de yüce dinimiz İslâm’ın inanç sistemine asla yakışmaz. Anneye, babaya ve bakıma muhtaç büyüklerimize bakımdan ve hizmetten asla eksik kalmamak milletimizin ve yüce dinimiz İslâm’ın emrettiği en büyük iyiliktir. Onlar asla göz ardı edilmemeli her zaman göz önünde tutulup sahip çıkılmalıdır. Her kim olursa olsun, milliyetine, inancına, rengine ve cinsiyetine bakmadan kul hakkını yememek, Türk töresinin ve İslâm Dini’nin en büyük özelliği ve emridir.
Kısacası; kıssa hayatımızın pusulası gibidir. Bazı kıssalarda yer adı ve tarih tam olarak verilmez. Bunun nedeni kıssalardan çıkarılması gereken derslerin, diğer ayrıntılardan çok daha önemli olmasıdır.