KONUŞUYORUZ AMA ANLAMIYORUZ

Epiktetos der ki: “Bir güzel söz söyleme sanatı varsa, bir de güzel anlama ve dinleme sanatı vardır.” İletişimde mevcut iki temel nokta var: Anlaşılmak ve anlamak. Elbette anlamak için önce dinlemek gerekir. Kimi insanlar karşısındaki kişiyi sözünü kesmeden ve tepki göstermeden dinlemekte zorlanır. Çünkü dinlemek, zaman ayırmayı ve dikkati karşıdakine vermeyi gerektirir. Elbette bunu söylerken hipnotize olmuş gibi gözleri ayırmadan tümüyle sessiz ve tepkisiz kalmayı kastetmiyorum.

Kimi zaman karşımızdaki insanları birtakım sebeplere bağlı olarak, ‒görünüşte‒ dinleriz. Anlatacaklarını bildiğimizde ya da bildiğimizi düşündüğümüzde, konu ilgimizi çekmediğinde, karşımızdaki kişiye olumsuz hisler beslediğimizde, söz keserek konuyla ilgili kendi deneyimlerimizi anlatmaya başladığımız­da, dinliyoruzdur ama aslında dinlemiyoruzdur. Şu sözü duymuşsunuzdur: “Yanlış anlamalar anlamak amacıyla değil, cevap vermek amacıyla dinlemenin sonucudur.

Gün içinde herkes birileriyle konuşuyor, bir şeyler söylüyor. Biri uzun uzun anlatıyor, diğeri ya geçiştiren bir cevap veriyor, ya aklındaki konuyla meşgul. Herkesin sesi var ama kimsenin kulağı yok gibi. Konuşmalar diyalogdan çok monolog. Biri sözünü bitirdiğinde diğeri hikâyesine geçmek için sıra bekliyor.

Uzun mektuplardan kısa mesajlara

X kuşağı ve öncesi hatırlar; eskiden mektuplar yazılırdı. Öğrenciyken ben de şehir dışındaki arkadaşlarımla mektuplaşırdım. Yazarken de, bana gelen bir mektubu açarken de müthiş bir heyecan taşırdım. Bu mektupları halen saklarım. Şimdiki gibi geri alma tuşu da olmadığından her şeyi üzerine düşünerek ve daha da önemlisi hissederek yazardık. Cümleler özenli olurdu. Bugünlerde ise, mesajlar dahi yarım yamalak. “Nasılsın?” sorusu bile cevabı merak edilerek değil formalite olduğu için soruluyor. Cevap da hazır zaten: “İyiyim, sen?”

İletişim çağındayız ancak iletişim kolaylaştıkça temas azaldı. Teknolojiye bağlı alternatif iletişim yolları, uzun soluklu ve kalıcı iletişimler kurmaktan kaçınmanın modern yolu haline geldi. Dinlemekten, haliyle anlamaktan kaçıyoruz. Çünkü anlamak için zaman, emek ve istek gerekiyor. Yazarken sahip olduğumuz üşengeçlik konuşmalara da yansımış durumda. Günlük konuşmalarımız dinlemek, anlamak ve geribildirim vermekten, dinlemek ve cevap vermeye evrildi. Bunun için çevrenizde gözünüzün içine bakarak ve size nasihat verme kaygısı taşımadan, sözünüzü kesmeden dinleyen birileri varsa onların kıymetini bilin. Çünkü günümüzde en büyük lüks bizi gerçekten dinleyen ve anlayan insanların varlığı…