Ülkemizin neredeyse tamamında, bir kişinin kulağı çınladığında hayra yorulur. Ya eve konuk gelecektir ya da birisi kulağı çınlayanı anmış, onun hakkında konuşmuştur. Uzakta olan kişinin, kulağı çınlayanın hakkında konuşması da iyiye yorulur.
Köroğlu, yıllar önce “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.” demiş. Köylerimizdeki dirlik düzen, insanlık da televizyonun ve akıllı telefonun icadıyla bozuluverdi. Böylece ne komşuluk ne akrabalık ne de konuk ağırlayıp konuk gitmek söz konusu. Buna koşut olarak köylerde üretim yapılmaz oldu. İnsanlar arası yardımlaşma, dayanışma, duygudaşlık, toplumsal erdemler ışığında bir araya gelme alışkanlığı da yitiverdi nedense.
İnsanlar, televizyonun ve akıllı telefonun tutsağı olunca ne gelenek, ne görenek ne de diğer kişilerle söyleşme gereksinimi kaldı. Çoğu kişinin evine konuk geldiği zaman bile ya birlikte televizyon izliyorlar ya da herkes bir yana çekilip telefonuyla oynuyor. Ev sahipleriyle konuklar arasında ne söyleşi var ne de hal hatır sorup dertlere ortak olma. Çoğu zaman saatlerce göz göze bile gelmiyorlar. Aynı şey aile üyeleri arasında da geçerli… Aile üyeleri de kendi aralarından konuşmayı unuttular. Onlar da ekranlara tutsak… İnsanların aileleri, akrabaları, komşuları, dostları ekranlar oldu. İnsan nedendir bilinmez, insandan uzaklaşmakta hızla.
Çocukluğumda evimize konuk gelsin diye beklerdik heyecanla. Konuk demek, bolluk demekti. Konuk demek, yeni insanlar tanıyıp bilmediğimiz bilgileri öğrenmekti. Bir eve konuğun gelmesi, ev sahiplerinin değerini gösterirdi. Çünkü bir kişi, değer verdiği birinin evine giderdi. Değer vermek, aynı zamanda sevgi ve saygıyı da gerektirirdi.
Konuk gelince evler şenlenirdi. Özellikle çocukların sevinci bine katlanırdı. Çünkü konukların çocukları geldiğinde kalabalık oyunlar kurulurdu. Oyunlar, bitmesin istenirdi, ancak biterdi oyunlar bıçakla kesilir gibi. Çünkü çoğu zaman evleri yakın olan konuklar yatıya kalmazdı. Böyle olunca da hava kararmadan konuklar yola çıkardı. Yollarda aydınlanma yoktu. Gece karanlığında bin bir tehlike beklerdi insanları. En sevdiğimiz konuklar uzak köylerden gelip yatıya kalan akrabalarımızdı. Bu durumda onların çocuklarıyla sabaha dek oynardık neredeyse. Uyku durak bilmezdik, büyüklerimiz bizi zorla yatağa yatırıncaya dek.
Yöremizde “Kulağım çınladı.” yerine, “Kulağım öttü.” denirdi. Kulak kuşa benzetilirdi. Çınlamaz, kuş gibi öterdi. Çünkü “çınlamak” sözcüğü, daha çok metallerin çıkardığı sesi anlatmak için kullanılan bir eylem. Oysa “ötmek” canlılara özgü. Bilge atalarımın “Kulağım öttü, biri beni andı.” ya da ”Kulağım ötüyor, evimize biri gelecek.” demeleri belleğimden hiç çıkmaz. Çünkü bu tümcelerde olumluluk, içtenlik, insanlık var. Eğer biri bizi anmışsa olumlu anmıştır, niye olumsuz ansın ki? Çünkü insanımız olumlu düşünür, umut eder. Karamsarlık, kötümserlik onun defterinde yazmaz. Abdestinden şüpheleri yok ki namazlarından şüpheleri olsun. Her davranışı, düşünceyi, doğa olayını olumluya yormak inanın yaşama olan umudunun bir göstergesi değil de nedir?
Büyüklerimizden birinin kulağı çınladığında biz çocuklar sevinirdik, evimize konuk gelecek diye. Konuk gelince söyleşiler derinleşecek, çocuklar bol bol oynayacak, günlük işler bir yana bırakılacaktı. En çok unutamadığım da onlarla yenen yemeklerdi. O yemeklerin lezzetine doyum olmazdı. Sanki o gün yemekler, bir başka pişirilirdi.
Günümüz insanlarının kulak çınlamaları sanırım yok oldu ki evlerine ne gelen var ne giden. Aylar, yıllar geçip de evine konuk uğramayan çok… Arada kulaklarımız çınlasa da insanlar bize konuk olsa… Ya da… Bizi olumlu özelliklerimizle ansalar.