Bir düşünün; anneniz sizi arıyor. Ses her zamanki gibi doğal. Eşinizi soruyor, geçen hafta konuştuğunuz bir meseleden bahsediyor, hatta aile içinde kullanılan bir hitabı bile kullanıyor. Sohbet birkaç dakika sonra farklı bir yere geliyor ve acil şekilde para gerektiğini söylüyor. İnsan böyle bir durumda önce şüphelenmiyor. Çünkü çoğu kişi için tanıdık bir sesi duymak, imza görmekten bile daha ikna edici geliyor.
Son dönemde yapay zekâ destekli dolandırıcılık yöntemlerinin bu kadar konuşulmasının nedeni de tam olarak bu. İnsanlar artık yalnızca korkutularak değil, ikna edilerek dolandırılmaya çalışılıyor. Eskiden dolandırıcılık denince insanların aklına kendisini polis, savcı veya banka görevlisi olarak tanıtan kişiler gelirdi. Birkaç cümle sonra işin sahte olduğu çoğu zaman anlaşılırdı. Şimdi ise daha sakin konuşan, kişisel detay bilen ve mümkün olduğunca gerçek görünmeye çalışan yöntemler konuşuluyor.
Özellikle şehir dışında okuyan çocuklar üzerinden kurulan senaryolar son dönemde birçok insanın tedirgin olduğu başlıklardan biri hâline geldi. Oğlunuzun sesiyle konuşan biri telefonunun kırıldığını, başka bir hesaba acil para gönderilmesi gerektiğini söyleyebiliyor. İnsan o anda oturup sesin gerçek olup olmadığını analiz etmiyor. Çünkü böyle anlarda insanlar mantıkla değil, refleksle hareket ediyor. Zaten dolandırıcılık yöntemlerinin en güçlü tarafı da teknoloji kadar insan psikolojisini kullanabilmeleri.
Üstelik bugün insanların özel hayatına ulaşmak eskisinden çok daha kolay. Sosyal medya hesaplarına birkaç dakika bakıldığında çocukların isimlerinden yaşanılan şehre, günlük alışkanlıklardan aile ilişkilerine kadar birçok bilgiye ulaşılabiliyor. İnsanlar bazen farkında olmadan hayatlarının büyük bölümünü zaten internet ortamında paylaşıyor. Bir doğum günü videosu, aile içindeki hitap şekli ya da günlük bir konuşma kaydı bile hiç tanımadığınız kişiler açısından değerli bilgi hâline gelebiliyor.
İşin en tehlikeli kısmı ise panik duygusu. Çünkü insan panik anında normal şartlarda göstereceği dikkati gösteremiyor. “Kaza yaptım”, “hastanedeyim”, “telefonum çalındı”, “karakoldayım” gibi cümleler düşünme süresini ciddi şekilde azaltıyor. Özellikle sevilen birinin başına kötü bir şey geldiği düşüncesi oluştuğunda insanlar mantıklı değerlendirme yapmak yerine bir an önce çözüm üretmeye çalışıyor. Dolandırıcıların yıllardır kullandığı en güçlü yöntem de aslında bu.
Birçok kişi hâlâ “Ben böyle şeylere kanmam” diye düşünüyor. Açık konuşmak gerekirse dolandırıcılık mağdurlarının önemli kısmı da olaydan önce aynı cümleyi kuruyordu. Çünkü toplumda dolandırılmanın yalnızca dikkatsizlikten kaynaklandığı düşünülüyor. Oysa uygulamada eğitimli, dikkatli ve normalde oldukça temkinli insanların bile birkaç dakikalık panikle ciddi maddi kayıplar yaşayabildiği görülüyor.
Belki de artık ailelerin kendi güvenlik alışkanlıklarını oluşturması gerekiyor. Eskiden ev anahtarının yedeği konuşulurdu, şimdi aile şifresi konuşmak gerekebilir. Dışarıdan bilinmeyecek basit bir kelime, eski bir anı ya da yalnızca aile bireylerinin bileceği küçük bir detay, böyle anlarda ciddi bir güvenlik filtresi oluşturabilir. Çünkü bugün internette paylaşılan birkaç saniyelik bir ses kaydı bile bir insanın sesine çok benzeyen konuşmalar üretmek için kullanılabiliyor. Görüntüler gerçeğe yakın şekilde hazırlanabiliyor, sosyal medyadaki bilgiler bir araya getirilerek oldukça inandırıcı senaryolar kurulabiliyor. İnsanları yanıltan şey de çoğu zaman tam olarak bu gerçeklik hissi oluyor.
Bir başka önemli konu ise insanların olaydan sonra ne yapacağını bilmemesi. Böyle bir durumda para gönderildiyse zaman kaybetmeden bankayla iletişime geçilmesi, hesap hareketlerine ilişkin kayıtların korunması ve mümkün olan en kısa sürede resmi başvuru yapılması büyük önem taşıyor. Çünkü özellikle hızlı transfer sistemlerinde dakikalar bile ciddi fark yaratabiliyor. Birçok kişi “Nasıl olsa geri alınır” düşüncesiyle hareket ediyor ama uygulamada süreç her zaman bu kadar kolay ilerlemiyor.
Bu nedenle olay fark edildiği anda dekontların, IBAN bilgilerinin, mesajlaşmaların ve arama kayıtlarının silinmemesi gerekiyor. Ardından bankaya durumun bildirilmesi ve savcılığa başvuru yapılması önem taşıyor. Çünkü uygulamada insanlar çoğu zaman paniği yanlış yerde yaşıyor; dolandırıcıya ulaşmaya çalışıyor ama resmi süreci geciktiriyor. Oysa bazı dosyalarda ilk saatlerde yapılan işlem, sonraki haftalardan daha belirleyici olabiliyor.
Teknoloji ilerledikçe insanların daha güvende hissedeceği düşünülüyordu. Şimdi ise insanlar duydukları sese bile şüpheyle yaklaşmaya başladı. Galiba yakın gelecekte “Kendi kulağımla duydum” cümlesi bile tek başına yeterli olmayacak.