☰
✕

Küresel Savaş Beklentileri ve Mavi Karadeniz Kongresi

9. Uluslararası Mavi Karadeniz Kongresi, 22-23 Ekim’de Marmara Üniversitesi’nde düzenlendi. 27 ülkeden iki yüzü aşkın katılımcının tebliğlerinin önemli bir kısmı Rusya-Ukrayna savaşı ve bölgesel sorunları analiz etti. Sovyet sonrasında daha barışçıl, kaynakların silahlanma yerine halkın ihtiyaçlarına aktarıldığı müreffeh bir dünya beklenmekteydi. 2026 şartlarında ise silahlanma yarışının hızlandığı, barışçıl yollarla çözülebilecek uyuşmazlıkların küresel çatışmalara zemin hazırladığı görülmektedir.

I.Dünya Savaşı’nda, o güne kadar en fazla insanın öldüğü, beldelerin tahrip olduğu çatışmalar yaşanmıştır. Bir daha böyle bir felaketin yaşanmaması için birçok kurumlar oluşturulmuş, sözleşmeler imzalanmıştır. Savaşın galipleri belirlenen sınırların korunması, güç kullanılmasının yasaklanması söylemleriyle Statükocular olarak diplomatik zeminlerde yerlerini almıştır. Başta Almanya olmak üzere mağluplar ise kendilerine büyük haksızlıklar yapıldığından sınırların gözden geçirilmesi talebiyle Revizyonistler olarak sahneye çıkmıştır. İlk yıllarda güç kullanmanın yasaklanması için yapılan girişimler sonuçsuz kalmıştır.

Çatışmaları kesinlikle yasaklayan Lokarno Sözleşmesi 100 yıl önce 1926’da yürürlüğe girdi. Bu sözleşmeyi anlamlı hale getiren önemli husus, kaybedenlerinden Almanya’nın da taraf olmasıydı. Sözleşmeye göre barışın korunmasının bir de garantisi vardı: Almanya, Ren bölgesini askersizleştiriyordu. 90 yıl önce 1936’da ise Hitler’in yönetimini takviyesinden sonra Almanya sözleşmeden çekildi, Lokarno’nun ana omurgası çöktü, Ren bölgesinde askeri tahkimat başladı ve birincisinden çok daha yıkıcı olan II.Dünya Savaşı’nın tamtamları duyulmaya başlandı. Nürnberg yargılamalarında Nazilere yöneltilen temel suçlama, Lokarno Sözleşmesi’nden çekilerek barışı bozmasıydı.

BM Şartı, meşru müdafaa ve yaptırım dışında güç kullanmayı kesinlikle yasaklamıştır. Dünya savaşlarının yol açtığı yıkımları bir daha yaşamamak için birçok sözleşmeler imzalanmıştır. Bununla beraber 1960’larla birlikte nükleer başlık ve füze teknolojilerinde yarış başlamıştır. Öyle ki 1980’lere gelindiğinde dünyayı onlarca kez yok edecek silah stokları yapılmıştır. İki kutuplu sistemin de beslediği silahlanma yarışı, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla duraklamaya, gerilemeye başlamıştır. Konvansiyonel ve nükleer füzelerin sınırlandırılması ve azaltılması konusunda birçok anlaşmalar imzalanmıştır. Uygulama, ömrünü doldurmuş silahların envanterden düşülmesi şeklinde olsa da asker sayılarının da azaltılmasının dünya refahına önemli katkısı olmuştur.

Daha 1987’de ABD ve SSCB arasında imzalanan Orta Menzilli Nükleer Füzeler Antlaşmasıyla bu kapsamdaki başlıkların imalatı durdurulmuş, mevcutların imhasına başlanmıştır. Küresel barış konusunda son derece önemli olan bu sözleşmeden ABD 2019’da, Rusya ise 2025 çekilmiştir. Barışın teminatı olan silahsızlanma sözleşmelerinin birçoğu fiilen veya hukuken sona ermiştir. Yanıbaşımızdaki Yunanistan dahi tarihte ilk defa hava gücünü Türkiye’nin üzerine çıkarmıştır. Çin her alanda silah üretimini artırarak birçok alanda ABD’ye yaklaşmış veya geçmiştir.

Bu tablo, dünyanın büyük bir savaşa hızla koştuğunu göstermektedir. Karadeniz bölgesinde barışın en büyük engeli durumundaki Rusya-Ukrayna çatışması sürecinde, Ukrayna’yı destekleyen Avrupa ülkelerinin, zaman zaman nükleer saldırıyla tehdit edilmesi dahi ciddi tehlike işaretidir. Bununla beraber diktatörlerin keyfine göre insanları yok eden çatışmaları önleme konusunda günümüzde önemli mekanizmalar olup uluslararası sistem 1930’larda bunlara sahip değildi. Başta Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) olmak üzere birçok kurumsal yargı birimleri, diktatörler ve soykırımcılar için endişe kaynağıdır. UCM’nin kararını yok sayan, üyelerine, destekleyenlere karşı yaptırım uygulamaya kalkan Siyonist lobi etkisindeki aktörler, aslında bu mahkemelerin önemini ortaya koymaktadır. Öyle ki Netanyahu, ABD’ye, UCM yetkisini tanıyan ülkelerin hava sahasını kullanmamak için havada zikzaklar çizerek gidebilmiştir. ABD, UCM yetkisini tanımadığı halde, güvenlikten sorumlu New York belediye başkanının tutuklama açıklaması üzerine, BM Genel Kurulu’nun bulunduğu New York’a değil de New Jersey’ye inmek zorunda kaldı. UCM kararları karşısında birçok lider/diktatör politikasını değiştirmek, hatta ülke dışına çıkmamak zorunda kaldı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, yetkisini tanıyan devletlerden bireysel başvuruları kabul etmekte, hak ihlali yapan devletleri tazminata mahkum etmektedir. Rusya’nın 2022 itibariyle bu mahkemenin yetki alanı dışına çıkması da barışı tehdit eden bir gelişmedir. Bununla beraber yarın Putin’in de bu mahkemeye ihtiyacı olabileceğinin bilinmesi gerekmektedir.

1930’larda Uluslararası Daimi Adalet Divanı bulunup BM döneminde Uluslararsı Adalet Divanı haline gelmiştir. Günümüzde bu mahkemenin etkinliği ve gücü önemli ölçüde kurumsallaşmış olup İsrail’i soykırım suçuyla yargılamaktadır. Görev ve yetkileri farklı olduğu halde UCM kararlarını destekler nitelikteki kararları son derece önemlidir.

Günümüzdeki iletişim imkanları, dünyanın her tarafındaki gelişmelerden anında haberdar olmayı mümkün kılmaktadır. Yani 1930’lardaki gibi diktatörler istedikleri gibi halkı kandıramamakta, yalanları bir kaç saat içinde ortaya çıkabilmektedir. Bu bağlamda dijital teknolojinin esiri olmayıp buna sahip olan, geliştiren, barış ve demokrasi yolunda kullanan Z kuşağının da muhtemel büyük savaşı engelleme kapasitesi bulunmaktadır. Diktatörlerin, savaş çığırtkanlarının keyifleri için ölmeyi, ülke kaynaklarını çatışmalar için kullanmayı reddetmeleri, ümit kaynağıdır.

Farklı ülkelerden akademisyen, araştırmacı, diplomat ve gazetecilerin aynı çatı altında toplanması, kendi aralarında, öğrencilerle ve diğer dinleyicilerle tanışması, tartışması sadece akademik olarak değil, barışın ve huzurun tesisiyle kamu diplomasisi açısından ümit kaynağıdır. İlk kongrelerimizde çoğunluk Balkanlar, Kafkasya, Türkistan ve Orta Doğu’dan olmak üzere dünyanın her kıtasından katılımcıları, masraflarını karşılayarak üniversitelerimizde ağırlama imkanımız vardı. Öyle ki bu coğrafyada birçok akademisyen kariyerinin ilk basamağında, ilk yurt dışı etkinliğini kongrelerimiz sayesinde gerçekleştirdi. Bununla beraber son kongrelerimizde yakın coğrafyadan gelen kıymetli sunucuların ikamet ihtiyacı dahi karşılanamamakta, kendi imkanlarıyla gelemeyenler oturumlara online iştirak edebilmektedir. Marmara Üniversitesi, Siyasal Bilgiler Fakültesi’nin ev sahipliğindeki kongreye önemli katkıları sebebiyle NETA Global, Boğaziçi Belediyeler Birliği, Afro-Avrasya Araştırmaları Enstitüsü’yle, TÜBİTAK’ı zikretmemiz gerek. Öğrencilerimizin bu tür etkinliklerindeki heyecan ve katkıları her türlü zahmeti nimet haline getirmektedir.