Birinci Dünya Savaşı sonradı Osmanlı Devleti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandı. Çok acıdır ki, antlaşma ateşkes olmasına rağmen İtilaf Devletleri bunu işgal antlaşmasına dönüştürmüşlerdir. Türk yurdunun dört bir köşesi İtilaf Devletleri tarafından işgale edilmiştir. Bu devletler; silahsız olan Türk halkına akıl almaz katliam ve işkenceler yapışlardır. İşte işgale uğrayan şehirlerimizden birisi de Maraş şehri olmuştur. Amma ülkemizin her yerinde olduğu gibi Maraşlılar’da esarete dayanamayıp çok geçmeden örgütlenip; işgalci Fransız kuvvetlerine ve yandaşlarına karşı kahramanca mücadele etmişlerdir.
27 Kasım 1919 gecesi, Maraş'ı işgal eden Fransız komutan onuruna verilen bir baloda, Ermeni bir kadının: "Kalede Türk bayrağı dalgalandığı sürece sizinle dans edemem" demesi üzerine kaledeki Türk bayrağı indirilmiştir.
28 Kasım 1919 Cuma günü, halk Cuma namazı için Ulu Cami'de toplandığında kalede Fransız bayrağının asılı olduğunu görmüştür. Hutbeye çıkan Ulu Cami İmamı Rıdvan Hoca, İslam hukukundaki hürriyet şartına atıfta bulunarak şu tarihi konuşmayı yapmıştır: “Müslümanlar, bir beldede Cuma namazı kılmak içi o beldenin hür olması gerekir. Eğer beldede hürriyet yoksa, orada İslam sancağı dalgalanmıyorsa, namazı kılmak caiz değildir.”
Ulu Camii İmamı’nın esaretin kabul edilmez sözü; Maraş halkının milli ve dini duyguları şahlandırmış; bütün Maraş halkını düşmana karşı ayağı kalkmıştır. Bu çarpışmaya önderlik eden en önwmli kahramanlar şunlardır: Düşmana ilk kurşunu atan Sütçü İmam, Rıdvan Hoca, Arslan Bey, Mıllış Nuri, Sasonlu Sait, Abdo Ağa ve bu kahramanlarla omuz omuza çarpışan en saygı değer komutanlardan birisi de Senem Ayşe’dir. Kurtuluşun kahramanı Senem Ayşe, Maraş Savunması’nın simge isimlerinden birisidir.
Senem Ayşe Adıyaman’ın Sıvanlı nahiyesinde 1879’da doğar. Babası Haveydi aşiretinden Yusuf Ağa, annesi ise Senem’dir. Senem Ayşe yedi yaşına kadar ailesi ile birlikte köyünde yaşar. Aile 1886’da Adıyaman’dan göç ederek Maraş’ın Duraklı mahallesine yerleşir. Kardeşi Hasan güreşlerde gösterdiği yiğitlik ile Senem Hasan diye anılırken kendisi de Senem Ayşe olarak ad alır. Gelinlik çağına erdiğinde amcasının oğlu Ramazan ile evlendirilir. Bu evlilikten evliliklerinin yedinci yılında Ökkeş dünyaya gelir.
Şehrin düşman işgaline uğraması ve şehir içi çatışmaların başlaması ile Maraşlılar artık kadın-erkek demeden din, iman ve namus için çarpışmaya başlar. Tüm Maraşlılar gibi Senem Ayşe’nin eşi de çatışmalara katılır. Başta kendi aşireti olan Haveydi aşireti mensuplarını, mahallelisini ve aile fertlerini toplar, Silahlı Ermeni militanlarına ve Fransızlara karşı çete savaşına başlar. Senem Ayşe de bazen çetelere yemek yaparak, bazen yaralıların yaralarını sararak bu çatışmalarda yer alır. Kocası Ramazan, savaşın 5. günü Şehitlik mertebesine ulaşır. Bir sokak çatışmasında Ermeniler silahlı militanlar tarafından alnından vurularak şehit edilir. Aşiret mensuplarından birisi Ramazan’ın şehadet haberini vermek için koşarak Ramazan’ın evine ulaşır. Senem Ayşe’yi evinde çetelere yemek hazırlarken bulur:
“Bacı, Ramazan Ağa şehit oldu,” der.
Kara haberi alan Senem Ayşe koşarak kocası Ramazan’ın başucuna dikilirken gözlerinden yaşlar akıtmaya utanır. Ona sarılarak akan kanlarını yüzüne sürer. Ani bir kararla yiğidinin kanlı şalvarını ve cepkenini alarak üzerine giyinir. Fişekliğini çıkarıp kuşanır ve kanlara bulanmış silahını omuzlar. Gözlerini havaya dikerek:
“Senin ve şehit yoldaşlarının intikamını almadan evime girmek bana haram olsun,” diye haykırıp savaşçı çetelerin arasına katılır.
Elinde kanlı mavzer sel gibi akar. Savaş bitinceye kadar ne şalvarını çıkarır ne de elindeki kanlı mavzeri yere bırakır. Bir müddet sonra kurşunu bitince mermi istemek üzere bölge sorumlusu Kılıç Ali’nin karşısına çıkar. Kılıç Ali Senem Ayşe’ye bakarak:
“Yahu kadın, savaş erkeklerin işi sen git evinde otur,” der. Senem Ayşe;
“Beyim evde oturacak vakit değildir,” dese de Kılıç Ali;
“Hem sen silah kullanmayı bilmezsin, deyince:” Senem Ayşe silahını çekip ona doğrultarak;
“Son bir mermim kaldı, onu da sana sıkarım,” cevabını verir.
Kılıç Ali çaresiz askerlerine emir verip Senem Ayşe’ye istediği mermileri verdirtir. Kılıç Ali’den mermileri alıp çeteye getiren Senem Ayşe savaş süresince çeteleri ile birlikte çatışmalara katılır ve büyük yararlıklar gösterir. Çatışmaların göz açtırmadan devam ettiği günlerde Senem Ayşe, kendi evinin yakınındaki bir Ermeni militanının, evinin cephane deposu olarak kullanıldığını fark edince kendi evine gaz dökerek yakar. Yanan kendi evi ile birlikte cephane deposu olan ev de havaya uçar. Kendi mahallesinin savunmasını başarı ile sağlayan Senem Ayşe Kümbet Mezarlığı’nın batısında bulunan Hemhane Kilisesi’ne girip orada bulunan ve Türkler’in üzerine top ve makineli tüfek ile ölüm saçan Ermeni silahlı militanlarını ve Fransızları nasıl durduracağının planını yapar. Yanına kendi aşiretinden üç çete alarak mezarlığın en yüksek yerine çıkarak oradan aşağıya ateş açar. Dikkati dağılan düşman kendilerine ateşle karşılık verir. Bu karşılıklı çatışma sırasında, diğer çete efradı gizlice kilisenin bahçesine sızarlar. Uzun ve zorlu bir çatışmanın ardından kiliseyi zapt ederler. Düşman askerlerinin Maraş’ı terk ederek kaçmaları üzerine onları kovalayanlar arasında da yer alan Senem Ayşe’yi çetesindekiler;
“Bacı buradan sonrası bizim işimiz,” diyerek geri çevirirler.
Kurtuluştan sonra oğlu Ökkeş ile birlikte yanan baba ocağı evini tamir ettirir. Oğlu Ökkeş’i Şerife hanımla evlendirir. Soyadı kanunu ile “Gencay” soyadını alır. Fakirlik ve yoksulluk içinde ömrünün geri kalan kısmını sürdürürken yaptığı kocakarı ilaçları ile zamanının Lokman Hekimi olarak isim alır. Senem Ayşe bilumum hastalıklara geleneksel ilaçlarla tedavi uygular, kırık çıkıkları tedavi eder, kimseye muhtaç olmadan yaşamını sürdürür. Cumhuriyet sonrası devlet yetkilileri ve ordu komutanları tarafından çeşitli askeri davetlere konuk olan Senem Ayşe’ye bir gün komutanlar tarafından bu kahramanlığının sırrının ne olduğu sorulduğunda şu cevabı verir:
“Vatanın kurtuluşu, Allah’ın rızası ve Türk kadınının namusu için savaşmaktır.”
Yoksulluk çektiği yıllarda birçok devlet kurumu ve yetkililerine müracaat ederek yardım talebinde bulunur. Fakat hiçbir cevap alamaz. Bu duyarsızlık onu kahreder. Erkek elbisesi giyip, erkek gibi yaşayan Senem Ayşe 8 Şubat 1954’de yokluk içinde Duraklı mahallesindeki evinde vefat eder. İşte Senem Ayşe ve diğer kahramanların unutulmaz emekleri sonucunda Türk Milleti esareti kabul etmedi. Maraş’a 5 Nisan 1925 tarihinde İstiklâl Madalyası; "Kahraman" unvanı ise 7 Şubat 1973 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) tarafından alınan kararla verilmiştir.