Toprak denir, geçilir. Oysa bu coğrafyada taşın, toprağın bir dili vardır; her karışında bir ana duası, bir evladın yarıda kalmış hayali saklıdır. Ne zaman bir şehit haberi düşse orta yere, o süslü laflar, ekranların yapay ışıkları bir anda sönüverir. Geriyede sadece Anadolu’nun o dağ gibi sessizliği ve tabutun başına yığılan acının en çıplak hali kalır.
"Vatan sağ olsun" denir. O kelime boğazda düğümlenir; söylenirken can yakar, iniltiye dönüşür. Çünkü biliriz ki o bayrağa sarılı örtünün altında yatan sadece bir can değil; bu ülkenin bereketi, geleceği ve en saf namusudur.
Peki, bu vatanı gerçekten sevmek nereden geçer?
Kürsülerden gürleyen seslerle değil elbette… Tarih bize bunun çok daha derin, çok daha hakiki bir karşılığı olduğunu defalarca öğretti. Vatan sevgisi; bu ülkenin insanını yoksulluğa, çaresizliğe mahkum etmemektir. Toprağı korumak, sadece hudutta tüfek çatmakla değil; tarlada ter dökenin emeğini korumakla, fabrikada üretenin hakkını vermekle, bu coğrafyada hiç kimseyi ezdirmemekle mümkündür. İnsan onurunu koruyamadığınız bir yerde, neyin güvenliğinden bahsedebilirsiniz?
Eski bir hikâye değildir aradığımız; bu toprakların kökünde yatan o derin adalet arayışıdır. İnsanların hakça paylaştığı, kimsenin kimseden üstün görülmediği, herkesin kendi yurdunda yabancı ve garip hissetmediği bir düzen kurmaktır asıl olan. Eğer bir ülkede analar evlatlarını toprağa verip evlerine dönerken geçim derdiyle boğuşuyorsa, o acı katlanarak büyür. Şehitlerimizin ruhu ancak bu ülke insanca, hakça ve kardeşçe yaşayabildiği zaman huzur bulur. Onlar bu bayrak hür dalgalansın, bu ülkenin çocukları sömürülmesin diye can verdiler; birilerinin hırsları, günlük hesapları harcasın diye değil.
Bugün bizlere düşen; bu toprağın vicdanına kulak vermektir. Ne dışarıdan fısıldanan reçetelere boyun eğmek ne de içerideki adaletsizliklere sessiz kalmak... Tam bağımsız, kendi kendine yeten, üreten ve insanını başı dik yaşatan bir Türkiye hayali, bu milletin en köklü mirasıdır.
Şehitlerimizin aziz hatırası önünde eğilirken unutmuyoruz: Bu ülkeyi ayakta tutacak olan ne sert duvarlar ne de kof hamasetlerdir. Bu ülkeyi ayakta tutacak olan şey, halkın kendi elleriyle kurduğu hakça düzen ve o sarsılmaz kardeşlik inancıdır. Başka yolu yoktur.