Türkler tarihte siyasi oluşumunu tamladığı yıl olan M.Ö. 209 yılında başlamak üzere; 2235 yıldır sadece kendi milletine değil insanlığa da adil bir yönetim kurmak için çaba sarf etmiştir. Bu anlayışı Mete Han şu sözüyle ülkü edinerek, günümüze kadar gelmesine vesile olmuştur: “Gök bayrağımız, güneş çadırımız. Uygurca metinlerde "Kun tuğ bolgıl, kök kurıkan!"olarak geçer. Bu ifade, gökyüzünün sonsuzluğunu bir çadıra, güneşin aydınlığını ve gücünü ise bayrağa benzeterek Türkle’rin dünya hakimiyeti ve cihanşümul devlet anlayışını ifade eder..
Türkistan coğrafyasında Müslümanlığı kabul ederek büyük bir alanda hâkimiyet kuran ve İslamiyet’in Türkler arasında yayılmasında çok önemli rol oynayan Karahanlılar Devleti döneminden, özellikle de 1070’lerden kalma birkaç önemli eserimiz var. Bu devirde kaleme alınan Divanü Lügati’t-Türk Türk dili, tarihi ve kültürü, Kutadgu Bilig ise İslami devir edebiyatı ve Türk siyasî düşüncesi açısından müstesna örneklerdir.
Yusuf, Balasagun’da iyi bir aile içinde dünyaya gelmiş, bilimi, erdemi, iyi öğrenmiş, eserin bir buçuk yılda Balasagun’da başlayıp Kâşgar’da tamamlayarak M. 1069-70 yılında Karahanlılar’ın hakanı Süleyman Arslan Hakan oğlu Tavgaç Uluğ Buğra Han’a sunmuştur.
“Bilindiği üzere, “kut” Türkçenin en eski kelimelerinden biridir ve M.Ö. 176 yılında Mete Han tarafından Çin İmparatoru’na yazılan mektupta bu Türk hükümdarının adı sırasında geçmektedir: Tanrı kut’u Tan-hu (Tanrı’nın hükümranlık hukuku ile donattığı hükümdar). Yani “kut” tabirini “insanın bir çeşit öz yönetim ruhu kudretidir ki, bilhassa hükümdar için Gök ve Yer tarafından desteklenmeğe muhtaçtır” şeklindedir. Kutadgu Bilig yazarının çağdaşı Kâşgarlı Mahmut tarafından da esasen “kut” kelimesine önce “devlet” manası verilmiştir. Şu hâlde Kutadgu Bilig doğruca “Hükümranlık bilgisi”, “Siyasi hâkimiyet bilgisi” veya “Devlet olma veya devletli olma bilgisi” manalarına gelmektedir.
Türklerin İslâmı kabul ettiği ilk dönemlerde kaleme alınan Kutadgu Bilig’de Türk kültüründe önceden var olan cihan hâkimiyeti anlayışı bu sefer İslâm ile harmanlanmış ve ülküyü İslâm dininin anlayışına yükseltmek ilkesi de farz olarak eklenmiştir. Türklerin fetih felsefesinin ana dayanağı olan Türk Cihan Hâkimiyeti Ülküsü, güneşin doğduğu yerden battığı yere kadar olan her yeri Türk idaresi altına almak olarak tanımlanır. Türk Cihan Hâkimiyeti’nin kilit noktası olan hükümdar, Kutadgu Bilig’de birçok beyitte ele alınmış, hükümranlığın Tanrı’dan gelmesi ile de mefkûre desteklenmiştir.
Türk Cihan Hâkimiyeti’nin bir efsaneden ibaret olduğu, gerçeğe yönelik bir ülkü olmadığı söylense de Yusuf Has Hacib devlet felsefesinde önceliği ülkenin dirliğine vermiş sonrasında ise cihan hâkimiyetine yer vermiştir. Bu açıdan bakıldığında cihan hâkimiyetinin bir efsane değil koyulmuş yüksek bir hedef olduğu görülebilir: “Memleketi düzenledi, idaresi düzeldi; Hükümdarın mutluluğu günden güne arttı. Bir süre böyle huzur ve düzen içinde geçti; halkın ve memleketin her işi yoluna girdi. Memlekette yeni şehir ve kasabalar çoğaldı; Hükümdarın hazinesi altın ve gümüş ile doldu. Hükümdar rahat etti ve huzura kavuştu; şöhreti ve nüfuzu dünyaya yayıldı. Hükümdarın devleti sayesinde dünya düzeldi; kederler kısa ve sevinçler uzun oldu. Dünya hâkimi ve bütün memleketleri idaresi altına almış olan hakan ne der dinle. Halk huzura kavuştu, dünya düzene girdi…”
Türk Cihan Hâkimiyeti düşüncesinin amacının sömürgeci bir yaklaşım olmadığını aksine yeryüzüne saadet getirmek olduğunu Yusuf Has Hacib aşağıdaki beyitlerinde belirtmiştir:
“Hakan tahta oturunca, dünya asayiş buldu; bundan dolayı dünya ona şahane hediyeler gönderdi. Dünya asayişe kavuştu ve düzen kuruldu; o adını kanunla yüceltti. Halk kurtuldu, zahmet denen şey ortadan kalktı; kuzu ile kurt birlikte yaşamaya başladı. Dünya halkı huzur ve mutluluk içinde rahata kavuştu; bütün halk hükümdara dua etti. Bir süre böyle yaşadı ve böyle davrandı; kurt ile kuzu denk oldu.”
Yusuf Has Hacib, devlet yönetimini idealize ederken devleti uzun süre yönetebilmeyi de felsefesi içerisine almıştır. Bu hakanın adı kitaba yazıldı; ey devletli hükümdar, bu ad ebedî kaldı. Felek hep dönmeye devam etsin; düşmanın başı hep eğik kalsın. Yağız yer, kızıl bakır oluncaya kadar; ya da ateşten yeşil çiçek çıkıncaya kadar.”
Gerek ülke içinde gerek de cihanda hâkimiyette devamlılığın sağlanabilmesi için Yusuf Has Hacib’in üç koşulu vardır: töreye uymak, bilgi ve anlayış, kılıç ve asker. Kutadgu Bilig’de her şeyin temelinde eşit yasalar vardır. Yurt içinde veya dışında ideal yönetimin şartı hükümdarın bile üzerinde olan ve doğru uygulanan yasalardır. Ayrıca halkı yönetmek ve kötülüğü uzaklaştırmak için bilgi ve anlayış şarttır. Son olarak ise bilgi ve anlayışın çözüm bulmaya yetmediği durumlarda devreye girecek unsur askerî güçtür.
Yazıldığı dönem dikkate alındığında askerin beye bağlı olmasının vurgulanması dikkat çeken bir husustur. Sadece askeri gücü savunmayan Yusuf Has Hacib kılıçla birlikte kalemi de zikretmiştir: Herhangi bir memleket kılıç ve güçle alınabilir; fakat bu hâkimiyet şiddet ve intikamla uzun yıllar sürmez. Hangi şehir ve eyalet kalemle idare edilirse, orada herkes kendi arzu ve nasibini bulur.”
Kısacası: Mete Han’ın; “Gök çadırımız, güneş bayrağımız” sözü Türkler’in İslamiyet’i kabulü ile “Nizam-ı âlet ülküsü “ sonrasında “Kızıl Elma ülküsü” olacaktır. Yani Kutadgu Bilik’de bahsedildiği gibi Cihan hâkimiyeti yani cihana adaleti hakim kılmak olarak devam edecektir.