Lozan Antlaşması’nın 102. Yılı vesilesi ile Mustafa Kemal Atatürk’ü ve kahraman silah arkadaşlarını rahmetle minnetle anıyoruz. Bu vesile ile Türk Milleti’nin bir ferdi olmanın haklı gururunu yaşıyoruz. Lozan Antlaşması’nın son yılı veya bitim tarihi diye bir siyasi söylem asla kullanılamaz. Lozan Antlaşması süresizdir, sınırsızdır ve de hiçbir gizli maddeleri yoktur...
TBMM Hükümeti Lozan öncesi 20 Ekim 1921'de Fransa ile yaptığı Ankara Antlaşması’yla Osmanlı Hanedanı'nın atasını asla unutmuyordu: Madde 9-“Osmanlı Hanedanı kurucusu Osman Gazi'nin dedesi Süleyman Şah’ın Türk mezarı adı ile anılan mezarın bulunduğu Caber Kalesi(dünyada tek örneği olan, Türk Toprağı) Türk Bayrağı altında, Türk koruyucuları gözetiminde, Türk mülkü olarak kalacaktır.” Bu madde Lozan Antlaşması’nda daha detaylı ve daha güçlü yaptırım ile aynen kabul ettirildi. Bugün hala bu madde Türkiye Cumhuriyeti koruyuculuğunda etkin durumdadır.
Lozan Antlaşması öncesi Ege Denizi’ndeki adalar İtalya-Osmanlı Devleti arasında yapılan 1912 Uşi Antlaşması ile yani bu antlaşması 1. Lozan denilir o yıl geçici olarak İtalya'ya bırakıldı. Fakat sonra İtalya buraları Yunanistan’a devretti. Kaldı ki; Lozan'da Gökçeada, Bozcaada ve Tavşan Adaları sınırlarımıza dahil edildi.
Lozan Antlaşması öncesi Mondros ve Sevr Antlaşması ile Musul elden çıktı. Osmanlı Devleti buraları önce Fransa sonra İngiltere’ye bırakmayı kabul etti. TBMM hükümeti Lozan'da Musul ve civarını topraklarına katmak için çok direndi ama İngiltere içeride Şeyh Said isyanını çıkarttı. İngiliz destekli Şeyh Said isyanı ile dini ve etnik unsurlar devreye konarak merkezi idareye karşı geniş bir isyan hareketi başlatılıyor. İsyan çok geniş alanlara yayılır. Musul, Kerkük petrolleri konusunda ülkemizin eli zayıflatılır. Demokrat Fransa, Demokrat İngiltere. Faşist İtalya ile işbirliği yapmaya razı oldular. Hatta İngiltere Hakkâri sınır bölgemizi havada bombalamaya başladı. Türkiye Cumhuriyeti henüz iki yaşındaydı. Mustafa Kemal bu kadar düşman karşısında bekleme politikasını seçti. Hatta o günler için şöyle bir gerçek vardı; “çarığını yiyen orduyu savaşa sokmak istemedi.” Nihayet 5 Haziran 1926’da sorun çözüldü.
Lozan öncesi Mondros ve Sevr’e göre Osmanlı Devleti rızası ile Boğazlar İtilaf Devletleri yönetimine bırakılmıştır. Lozan’da geçici olarak Boğazlar Komisyonu kurulduysa da 1936 Montrö Antlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti yönetimi ele geçirdi.
Lozan öncesi Osmanlı Devleti Avrupa Devletleri’ne borcu yüklü miktarda idi. 1881 yılına gelince devlet borcunu ödeyemeyeceğini borçlu olduğun taraflara bildirdi. Hatta faizini bile ödeyemez durumda olduğunu bildirdi. Aslında devlet iflas etmişti. Avrupa Devletleri bu borcu almak için Duyun-Umumi (Genel Borçlar) kurumunu oluşturdular. Bu şu demekti. Artık Avrupa Devletleri bizim ekonomimizi yönetecekti. Yani her yıl gelirlerimizin büyük bir kısmını kendileri borçları için alacaktı. Bu kurumda sadece Kendi memurları çalışacaktı. Lozan'da Osmanlı Devleti’nin tüm borçlarını ödememiz için dayattılar. Oysa Türk Heyeti sadece ve sadece kendi payımıza düşen, o da altın olarak değil de banknot yani kâğıt para ile ödemeyi kabul ettirdi. Çünkü 1881 yılından sonra Osmanlı’da ayrılan azınlıklar birkaç devlet kurmuştu. Dolayısıyla Osmanlı bu paraları o topraklara da harcamıştı. Lozan’da Duyun-u umumi teşkilatı kapatıldı.
Bir de ekonomimizin baş belası ekonomik gelişimimizi yok eden Kapitülasyonlar kaldırıldı. Ne demekti bu Türk denizlerinde Fransa bandıralı ticari gemiler gümrük vergisi vermeyecekti. Öyle ki Fransa bu işin ticaretini yaptı. Başka ülkenin büyük tüccarlarını vatandaş olarak kabul edip bu belgeyi yani bandırayı satmaya başladı. Dahası var, bizim gayri Müslim tüccarlar da Fransa vatandaşlığını seçtiler. Ayrıca bir de Türk ve Fransız tüccarlar anlaşamazsa Fransa'da hakim bekleniyordu. Bu da mahkemenin onlarca yıl sürmesi demekti. Avrupa Devletleri’nden bilhassa Fransa Kapitülasyonların kalması için çok direndi. Çünkü Kapitülasyonlar 1535 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafında, Avrupa birliğini bozmak için zor durumdaki Fransa Kralı Fransuva’ya sağlığı süresince ayrıcalık olarak vermişti. Ne yazı ki; 1740 yılandan süresiz uzatıldı. Ama sonuçta Kapitülasyonlar, Lozan'da kaldırıldı.
Lozan öncesi dini ve etnik olarak Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan azınlıklar kendi mahkemelerini, kurarak devletten bağımsız yargılama yapabiliyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti Lozan'da azınlıkların hukuki ve eğitim haklarını düzenlemeyle Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na dahil etti. Hatta Ekümenlik iddiasını hala ileri süren Fener Rum Patriğini, bürokrasi anlamda Fatih Kaymakamlığına bağlı örneğin Fatih Müftüsü statüsüne veya kaymakamlığa bağlı Milli Eğitim Müdürlüğü resmiyeti gibi kanuni yükümlülüğe getirdi...
Lozan öncesi Hatay Mondros ve Sevr ile Osmanlılar tarafından Fransızlara verildi. Lozan Antlaşması imzalanırken sınırlarımıza dahil edilmedi ama Mustafa Kemal’in; “kırk yıllık vatan toprağının düşman elinde kalmasına müsaade etmeyiz.” Sözü ile kendisi başta Mustafa Kemal olmak üzere Tayfur Sökmen, Abdurrahman Melek, Abdülgani Türkmen ve ismi bilmeyen kahramanlar sayesinde Hatay meclisi kendini feshederek 29 Haziran 1939 yapılan bir törenle Türkiye Cumhuriyeti’ne katıldığını ilan etti.
10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması ile Osmanlı Devleti resmen paylaşılmıştır. Mustafa Kemal Atatürk liderliğindeki Kuvvay-ı Milliye kadroları esareti kabul etmemiş Misak-ı Milli hudutları içinde bir bağımsızlık mücadelesi başlatmıştır. Osmanlı’nın küllerinden Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuştur.
“Lozan bir hezimet mi zafer mi?” sorusu bir aldatmaca ve algı yönetmekten başka bir şey değildir. 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması Türkiye Cumhuriyeti'nin tapu senedi olmuştur. Sayın Murat Bardakçı Lozan Antlaşması hakkında (25.7.2018 Habertürk) aşağıdaki çok güzel tespitini şöyle anlatır:
"Lozan, Türk tarihinin en şerefli antlaşmasıdır! Zira sınırları kat kat genişleten büyük bir fethin neticesinde diz çöktürülen devletlerle değil, yaşadığımız çok büyük bir mağlûbiyetin, yani Birinci Dünya Harbi’nin ardından giriştiğimiz İstiklâl Mücadelesi'nin ardından imzalanmıştır. Türkiye'de Lozan konusunda yapılan tartışmaların tuhaf bir tarafı var: Lozan, bugün bazı çevreler için gelir elde etme vasıtasıdır ve bu para kazanma merakı Lozan’ı yerden yere vurmakla, “hezimet”, yani “yenilgi” olduğunu söylemekle yapılıyor! Adamlar üstelik sadece Lozan’a verip veriştirmek ile kalmıyor, onun hayata geçirilmesini sağlayan İstiklâl Savaşı’na da veryansın etmekle meşguller, hatta arada bir “Kurtuluş Savaşı diye bir harp hiç olmadı, yaşanmadı” diyen çatlaklar bile çıkıyor! "Lozan’a hakaretten vazgeçin beyler; ayıptır ve günahtır!"