Güzellik merkezleri, kuaförler, soyunma kabinleri… Kendimizi en savunmasız, en masum ve en güvende hissetmemiz gereken bu mahrem alanlar, son günlerde İstanbul Bakırköy’deki skandal bir olayla adeta birer korku tüneline döndü.
Bir işletmede, kadın müşterilerin gizli ve mahrem görüntü kayıtlarının Telegram gibi mecralarda servis edildiği, hatta bu alçaklığın bir ticaret kapısı haline getirilerek internet sitelerine satıldığı gerçeğiyle yüz yüzeyiz.
İşletme sahibi ile kamera sistemlerini kuran şahsın tutuklanmış olması hukuki bir teselli olsa da, bu durum yaralandığımız gerçeğini ve güvenliğimize dair duyduğumuz derin infiali ortadan kaldırmıyor.
Bu yalnızca bir mahremiyet ihlali değil; insan onuruna, kişilik haklarına ve kadının beden güvenliğine yapılmış en aşağılık saldırılardan biridir. Müşterisine güven vermek, temiz ve huzurlu bir hizmet sunmakla mükellef olanların, en temel insani sınırları ihlal ederek bu sapkınlığın odağında yer alması vicdanları sızlatmaktadır.
Dijital dünyanın karanlık dehlizlerinde satılan o görüntüler, sadece kurbanların değil, toplumun tüm adalet ve ahlak duygusunun katledildiğini göstermektedir.
Bu kirli çarkı ve derin güvenlik zafiyetlerini ortadan kaldırmak için öncelikle denetim ve ruhsatlandırma mekanizmalarını tamamen yeniden yapılandırmamız gerekmektedir.
Güzellik merkezleri ve kuaförler gibi hassas alanlarda kurulan güvenlik ve kamera sistemleri asla işletmelerin inisiyatifine bırakılmamalıdır; bu sistemlerin kurulumu, yerleşimi ve bakımı yalnızca devlet onaylı, lisanslı resmi kurumlar tarafından yapılmalı ve periyodik olarak denetlenmelidir.
Ruhsat verme aşamasından düzenli teftişlere kadar her süreçte mahremiyet ihlallerine zemin hazırlayabilecek her türlü teknik zafiyet titizlikle incelenmeli ve kurallara uymayanların ruhsatları kalıcı olarak iptal edilmelidir.
Hukuki düzlemde atılacak adımların ise en üst düzeyde caydırıcılığa sahip olması şarttır. Gizli kayıt alma, bu görüntüleri depolama ve dijital mecralarda yayma suçları için uygulanan cezalar hiçbir hafifletici sebep veya indirim olmaksızın en üst sınırdan verilmeli, adalet vicdanları yaralamamalıdır.
Özellikle Telegram gibi şifreli ve takibi zor platformlar üzerinden yürütülen bu organize suç ağlarına karşı, yasal mercilerin uluslararası düzeyde daha hızlı, baskıcı ve sonuç alıcı erişim engeli mekanizmaları geliştirmesi gerekmektedir. Bireysel ve toplumsal düzeyde ise hizmet alınan mekanlarda cihaz konumlarına, kabin içi gizliliğe ve şüpheli ekipmanlara karşı bilinçli bir güvenlik kültürü oluşturulmalıdır.
Şüpheli durumlarla karşılaşan vatandaşların korkmadan başvurabileceği güvenli ve hızlı ihbar hatlarının yaygınlaştırılması da bu zinciri kırmada hayati önem taşımaktadır.
Bedenimizi ve kişisel alanlarımızı tacirlerin eline bırakan bu zihniyetle ancak tavizsiz yasal kalkanlar, sıkı teknik denetimler ve kararlı bir toplumsal duruşla başa çıkabiliriz; çünkü mahremiyet ticari bir mal değil, dokunulmaz bir insan hakkıdır.