Merhabalar

SEVGİLİ YENİ ÇAĞRI GAZETEMİZİN DEĞERLİ OKUYUCULARI MERHABALAR,

DİLAN ÇİÇEK DENİZ AYNI AYDA İKİ DERGİ KAPAĞINDA ''MARIE CLAIRE ARABIA & MARIE CLAIRE TÜRKİYE'' ...

Mayıs ayında iki farklı derginin kapağında yer alarak çifte başarıya imza atan Dilan Çiçek Deniz, global yükselişini çok konuşulacak çekimleri ve iddialı duruşuyla perçinliyor. Dilan Çiçek Deniz, aynı ayda hem Marie Claire Arabia hem de Marie Claire Türkiye kapaklarında yer alarak, yazan, düşünen ve üreten bir sanatçı olarak kurduğu güçlü kimliğiyle uluslararası yükselişini bir kez daha ortaya koyuyor. Yazarlıkla başlayıp oyunculukla büyüyen ve yapımcılıkla genişleyen üretim alanını derinleştiren Deniz, bu iki kapakla yalnızca kariyerini değil, düşünce ve üretim üzerinden kurduğu çok katmanlı dünyasını da görünür kılıyor. Cannes’da Boucheron’un global yüzü olarak yer aldığı kırmızı halıdan uluslararası davetlere uzanan yolculuk, onun ekranın ötesine geçen bir etki alanı yarattığını gösteriyor. Bu yükselişi görünürlükten çok kimlik, üretim ve anlam üzerinden tanımlayan Deniz, sürecin kendisini daha farkında bir noktaya taşıdığını vurguluyor. İki farklı edisyon için ayrı ayrı kurgulanan çekimlerde Deniz’in iki farklı dünyası öne çıkıyor: Arabia’da keskin silüetler ve yüksek moda estetiğiyle iddialı, güçlü bir duruş sergilerken; Türkiye’de ise havuz kenarı, renkli çiçekler ve yumuşak gün ışığıyla harmanlanan ışıl ışıl, samimi ve doğal atmosferiyle unutulmayacak karelere imza atıyor. Marie Claire Türkiye kapağında Deniz’in daha kişisel ve üretim odaklı dünyası öne çıkıyor. 15 yaşında yayımladığı şiir kitabıyla başlayan yazı yolculuğu bugün hâlâ üretimin merkezinde yer alıyor. Oyunculuğunu metin üzerinden kuran Deniz, her projede kendini yeniden inşa ettiğini vurguluyor. Kariyerini “delilik hali” olarak tanımlayan oyuncu, ana akım projelerle gelen görünürlüğün zaman zaman sınırlarını çizebildiğini söylerken; tiyatrodan sinemaya uzanan üretim alanında disiplin ve sürekliliği merkeze koyuyor. Çekimlerde ise bu içsel anlatım; açık hava sahneleri, çiçekler ve gün ışığıyla desteklenerek daha yalın ve samimi bir Dilan portresi sunuyor. Marie Claire Arabia kapağında ise Deniz’in analitik ve felsefi yönü öne çıkıyor. Oyunculuğu “yapı” üzerinden tanımlayan Deniz, duygunun bir başlangıç değil, bir sonuç olduğunu vurguluyor; karakterlerini çözümleme ve mesafe üzerinden kuruyor. Edebiyat ve felsefe eğitiminin etkisiyle rolün görünen ile görünmeyen arasındaki alanda şekillendiğini ifade eden oyuncu, sahiciliği en güçlü bağ kurma biçimi olarak görüyor. Artan uluslararası görünürlüğüne rağmen odağını içsel olarak tanımlayan Deniz, en büyük riskin kendi sesini kaybetmek olduğunu dile getiriyor. Arabia çekimlerinde güçlü stüdyo estetiği ve Boucheron mücevherleriyle kurulan yüksek moda dili; keskin bakışlar ve minimal arka planlarla bu kontrollü duruşu tamamlıyor. Röportajın finalinde ise daha şiirsel bir tona geçerek, kadınlara ve bireysel dirence dair güçlü bir mesaj bırakıyor: “Bükülmeni, uyum sağlamanı, daha kolay biri olmanı isteyen bir dünyada diren. Duyulmak için mücadele etmek zorunda kalan her kadını hatırla. Kimse bakmıyorken bile o yankının seninle kalmasına izin ver.” İki farklı edisyonda yer aldığı bu kapaklarla Dilan Çiçek Deniz; yalnızca bir oyuncu olarak değil, kendi sesini yazan, kimliğini bilinçle inşa eden ve global sahnedeki yerini sağlamlaştıran çok yönlü bir sanatçı olarak öne çıkıyor.

BORAN KUZUM’DAN SAMİMİ İTİRAFLAR İBRAHİM SELİM'DE...

Boran Kuzum, YouTube’da yayınlanan “İbrahim Selim ile Bu Gece” programına katıldı. Eğlenceli ve bol itiraflı atmosferiyle izleyiciyle buluşan bölümde, annesinin de seyirciler arasında yer alması dikkat çekerken Kuzum; enerjisi, bol kahkahalı anları ve samimi açıklamalarıyla bölüme damgasını vurdu. Programda; fizik dersinden kaçarken tiyatroya uzanan yolculuğunu, en büyük korkusunu yaşadıktan sonra hayatının nasıl değiştiğini ve Bostancı’da aldığı haberle yolunu kaybettiği anı anlatan Kuzum; New Jersey’de ilk set gününde baklava götürdüğü deneyimi ve rol hazırlığı için mutfakta ter döktüğü süreci, günlük hayatında karaoke–terapi–pilav üçlüsüyle kurduğu dengeyi ve yalnızlığa düşkünlüğünü “en toksik özelliğim” sözleriyle dile getirdi. Kariyerinin ilk yıllarında ehliyeti olmasına rağmen araç kullanamadığı için yaşadığı unutulmaz set anısını, Ankara’ya olan bağlılığını ve ilişkilere bakışını tüm samimiyetiyle anlattı. Okul yıllarında fizik dersinden kaçmak için tiyatro kulübüne katıldığından bahseden Kuzum, o dönemde daha yaratıcı bir şey yapmak istediğini söyledi. Önce ekonomi okumaya başlayan oyuncu, enflasyonun tanımını bile yapamadığını fark edince konservatuvar sınavlarına yöneldiğini anlattı. Ailesinin ve çevresinin “doktor-mühendis ol” beklentilerine rağmen babasının “Ne olursan ol, en iyisi olmaya gayret et” sözünü hayatının en önemli öğütlerinden biri olarak vurguladı. Hayatındaki en büyük kırılma anını anlatan Kuzum, babasını kaybetmenin kendisi için en büyük korku olduğunu söyledi. Bu korkuyu yaşadıktan sonra bakış açısının değiştiğini belirten oyuncu, “En büyük korkumu yaşadıktan sonra artık hiçbir şey o kadar korkutmaz oldu” diyerek bu sürecin kendisine özgürlük verdiğini ifade etti. Bu cesaretle yurt dışında kariyerine yeniden başlama kararı aldığını da sözlerine ekledi. Uluslararası projeye kabul edildiği anı anlatan Kuzum, haberi İstanbul Bostancı’da aldığını ve o anın heyecanıyla telefonla konuşurken yolunu kaybettiğini söyledi. Uluslararası projenin ilk set gününde New Jersey’de ekibe baklava götürdüğünü belirten oyuncu, canlandırdığı karaktere Türk kültüründe yer alan detaylar eklediğini de paylaştı. “El öpüp başa koyma gibi bizde olan şeyleri özellikle koymak istedim” diyerek temsil konusuna verdiği önemi vurguladı. Haftada bir karaoke’ye gittiğini ve bunun İstanbul’daki tek sosyal hayatı olduğunu söyleyen Kuzum, “Terapi ve karaoke ile dengeleniyorum” dedi. Yemek yapmayı sevmediğini ancak pilavının çok iyi olduğunu esprili bir dille dile getirdi. İlişkilerde en zorlandığı konuyu net bir şekilde açıkladı: “Fazla yalnızlığıma düşkünüm. Kendi alanımı çok istiyorum. Bu bazen toksik olabiliyor.” Kıskançlık konusunda ise “Kıskancım ama içimde yaşarım, karşı tarafa yansıtmam” dedi. İbrahim Selim’in “Audition’da hiç olmayan bir şeyi varmış gibi söyledin mi?” sorusuna “Oldu” diyerek yanıt veren Boran Kuzum, ehliyeti olduğu halde uzun süredir aktif araç kullanmadığını anlattı. Bir set gününde sahne gereği direksiyon başına geçtiğinde, geri geri çıkması gereken anda aracı kontrol edemediğini ve aracın parçalandığını esprili bir dille paylaştı. Kuzum, aracın hasarlı hali nedeniyle sahnelerin farklı açılarla çekilmek zorunda kaldığını da sözlerine ekledi. Bir rolü için hazırlık sürecini anlatan Kuzum, projeye başlamadan önce yaklaşık bir ayını mutfakta geçirdiğini söyledi. Özellikle yaz sıcağında yoğun bir tempoda çalıştığını belirten oyuncu, balıkla ilgili farklı teknikler öğrendiğini; “Balığı asitte pişir, sunumunu hazırla, servisini doğru yap…” diyerek sürecin detaylarını esprili bir dille aktardı. Mutfakta geçirdiği bu yoğun hazırlık döneminin kendisi için oldukça öğretici olduğunu da sözlerine ekledi. İstanbul’da yaşayan Boran Kuzum, memleketi Ankara’yı net bir şekilde savundu. “Ankara benim kırmızı çizgim” diyen oyuncu, “Ankara arkadaşı olmayanın anlayamayacağı bir şehir. İstanbul’da nereye gittiğin önemli, kiminle olduğun değil” sözleriyle büyükşehir hayatındaki sosyal ilişkileri eleştirdi. Oyunculuğa bakışını net bir şekilde ortaya koyan Kuzum, “İnsanların beni nasıl gördüğü değil, karakteri nasıl gördüğü önemli” dedi. Yer aldığı uluslararası projeye dair yaptığı değerlendirmede ise, aynı rolün Türkiye’de olsa kendisine verilmeyebileceğini belirten oyuncu, bunun bir eleştiri değil; sektördeki tipolojik tercihlerle ilgili bir durum olduğunu özellikle vurguladı.

SAYGILARIMLA...

Sağlıcakla Kalın ama Sevgisiz Kalmayın...

U. KIVANÇ TERZİOĞLU