☰
✕

Miloşeviç’in Gölgesinde Vuçiç:

Miloşeviç’in Gölgesinde Vuçiç:

Solun Boşluğu, Toplumsal Apati ve Öğrenci Hareketinin Milliyetçi Sınavı

Sırbistan’da yaklaşan seçimler yalnızca Aleksandar Vuçiç’in iktidarını koruyup koruyamayacağını değil, yıllardır biriken toplumsal değişim arzusunun nasıl bir siyasi programa dönüşeceğini de belirleyecek. Geleneksel muhalefetin ve solun dolduramadığı boşlukta yükselen öğrenci hareketi, milyonların umuduna dönüşmüş durumda. Ancak hareketin liderlik belirsizliği, Kosova ve Bosna konusundaki tutumu ve Ratko Mladiç’in cenazesi karşısındaki sessizliği, bu umudun sınırlarını da ortaya koyuyor.

Miloşević’in mirası, Vuçiç’in yeni siyaseti

Sırbistan siyasetini anlamak için Aleksandar Vuçiç’i yalnızca bugünün iktidar lideri olarak değerlendirmek yeterli değil. Onun siyasi geçmişine ve temsil ettiği siyasal geleneğe bakmak gerekiyor. Vuçiç, Slobodan Miloşeviç döneminde Sırp Radikal Partisi saflarında siyaset yaptı ve 1998-2000 yılları arasında enformasyon bakanlığı görevini üstlendi. Daha sonra Tomislav Nikoliç ile birlikte Sırp İlerleme Partisi’nin (SNS) kuruluşunda yer aldı ve zamanla ülkenin en güçlü siyasi figürü hâline geldi.

Elbette Miloşeviç dönemi ile Vuçiç’in iktidar yıllarını birebir aynı kabul etmek doğru olmaz. Fakat iki dönem arasında milliyetçi söylemin siyasetteki ağırlığı, lider merkezli yönetim anlayışı, medya üzerindeki baskılar ve Kosova meselesinin iç siyasette belirleyici bir araç olarak kullanılması bakımından önemli süreklilikler bulunuyor. Vuçiç’in siyaseti, Miloşeviç’in bıraktığı siyasal mirasın değişen uluslararası koşullara uyarlanmış bir devamı olarak okunabilir.

Bu mirasın en önemli özelliği, toplumsal ve ekonomik sorunların tartışılmasını zaman zaman ulusal kimlik, tarihsel mağduriyet ve dış tehdit söylemlerinin gölgesinde bırakmasıdır. Vatandaşın geçim sıkıntısı, kamusal hizmetlerin niteliği ve yolsuzluk iddiaları gündemin merkezine yerleştiğinde bile siyaset, yeniden milliyetçi refleksler üzerinden şekillendirilebiliyor.

Vuçiç’in siyasi başarısı yalnızca güçlü bir parti örgütüne veya medya imkânlarına dayanmıyor. Aynı zamanda, kendisini Sırp devletinin ve ulusal çıkarlarının vazgeçilmez temsilcisi olarak sunabilmesine dayanıyor. Bu anlatı, ekonomik sorunlar ve demokratik gerileme eleştirileri karşısında iktidarın elindeki önemli araçlardan biri.

Hayat pahalılığı, yolsuzluk ve güven kaybı

Sırbistan’da iktidara yönelik tepkinin arkasında yalnızca siyasi özgürlükler veya seçimlerin adil olup olmadığı tartışması bulunmuyor. Hayat pahalılığı, temel tüketim ürünlerinin fiyatları, ekonomik eşitsizlik, iş güvencesizliği ve kamusal kaynakların kullanımı da toplumsal huzursuzluğun temel unsurları arasında.

Vatandaşın gündelik hayatında hissettiği ekonomik baskı ile siyasetteki hesap verebilirlik sorunu birbirinden bağımsız değil. İnsanlar geçim sıkıntısıyla mücadele ederken kamu ihaleleri, siyasi bağlantılar, yolsuzluk iddiaları ve kurumların bağımsızlığı hakkındaki tartışmalar, devletin kimin çıkarına çalıştığı sorusunu gündeme getiriyor. Sırbistan’a ilişkin değerlendirmeler de güç yoğunlaşması, yolsuzlukla mücadeledeki eksiklikler ve kurumların bağımsızlığı konularındaki sorunlara dikkat çekiyor.

1 Kasım 2024’te Novi Sad’daki tren istasyonunda beton saçak çökmesi sonucu 16 kişinin hayatını kaybetmesi, bu birikmiş öfkeyi ülke çapında görünür hâle getiren dönüm noktası oldu. Olayın ardından yükselen protestolar, yalnızca bir altyapı faciasına duyulan tepki değildi. Kamu yatırımlarının denetlenmesi, sorumluların hesap vermesi ve siyasi bağlantıların hukuk karşısında ayrıcalık yaratmaması talebi, geniş bir toplumsal itiraza dönüştü.

Burada asıl mesele, bir facianın ardından kimin istifa edeceğinden daha büyük. Sırbistan’da yurttaşlar, devletin ve kamu kurumlarının güvenilirliğini sorguluyor. Bu sorgulama, uzun süredir iktidarın karşısına etkili ve inandırıcı bir seçenek koyamayan muhalefet için de tarihî bir fırsat yarattı.

Sol neden toplumsal öfkeyi siyasete taşıyamadı?

Sırbistan’daki siyasi krizin önemli boyutlarından biri, solun ve geleneksel muhalefetin toplumdaki ekonomik hoşnutsuzluğu güçlü bir siyasi alternatife dönüştürmekte zorlanmasıdır.

Hayat pahalılığı, gelir dağılımındaki adaletsizlik, emekçilerin güvencesizliği, kamusal hizmetlerin niteliği ve sosyal devletin geleceği gibi konular, sol siyasetin doğal olarak merkezine alması gereken başlıklardır. Buna rağmen bu sorunlar, iktidara karşı geniş ve kalıcı bir toplumsal blok oluşturacak şekilde birleştirilemedi.

Solun sorunu yalnızca oy oranları veya seçim başarısızlıkları değil. Daha derin sorun, ekonomik adalet talebini demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ulusal kimlik tartışmalarıyla bir araya getiren, toplumun farklı kesimlerine güven verebilecek bir siyasal anlatının yeterince güçlenememesi.

Geleneksel muhalefetin parçalı yapısı ve geçmişten taşıdığı güven sorunları da bu boşluğu büyüttü. İktidar karşıtlığı, tek başına iktidar alternatifi olmaya yetmedi. Vatandaşlara yalnızca Vučić’in gitmesi gerektiğini söylemek, onun yerine nasıl bir yönetimin kurulacağını ve bu yönetimin hayatı nasıl değiştireceğini açıklamadığı sürece yetersiz kalıyor.

Tam da bu noktada öğrenci hareketi ortaya çıktı. Hareket, klasik parti rekabetinin dışında gelişerek siyasi kimliği ne olursa olsun yolsuzluklardan, adaletsizlikten ve hesap vermeyen yönetim anlayışından rahatsız olan kesimleri aynı zeminde buluşturdu.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım var: Solun başarısızlığı, öğrenci hareketinin kendiliğinden solcu veya ilerici bir hareket olduğu anlamına gelmiyor. Hareketin genişliği, farklı ideolojik eğilimleri bir arada tutabilmesinden kaynaklanıyor. Bu özellik ona toplumsal güç kazandırırken gelecekte nasıl bir siyasi yön izleyeceği konusunda da belirsizlik yaratıyor.

Toplumsal apati ve alternatifsizlik

Uzun süre değişimin mümkün olmadığına inanan toplumlarda siyasi apati gelişir. İnsanlar seçimlere katılsalar bile verdikleri oyun hayatlarında bir karşılık yaratacağına inanmayabilirler. Siyasi partiler arasındaki mücadele, aynı aktörlerin ve aynı sorunların tekrarından ibaret görülmeye başladığında seçmenler ya siyasetten uzaklaşır ya da mevcut düzene karşı öfkesini sandık dışında ifade eder.

Sırbistan’daki öğrenci hareketinin yükselişini bu açıdan değerlendirmek gerekiyor. Toplumdaki hoşnutsuzluk yeni değildi. Yeni olan, bu hoşnutsuzluğun farklı kesimleri bir araya getiren, ülke çapında görünürlük kazanan ve iktidara doğrudan meydan okuyan bir hareket içinde örgütlenmesiydi.

Öğrenciler, geleneksel partilere duyulan güvensizliği aşmak için kendilerini klasik siyasi liderlik modelinden uzak konumlandırdılar. Üniversite meclisleri ve kolektif karar alma mekanizmaları, hareketin temel örgütlenme biçimleri arasında öne çıktı. Seçim sürecindeki öğrenci listesi de bu kolektif yapının siyasi alana taşınması anlamına geliyor.

Bu nedenle öğrenci hareketinin toplumsal desteğini yalnızca gençlerin siyasete katılımı olarak okumak eksik olur. Hareket, uzun süredir kendisini temsil edecek bir siyasi seçenek bulamayan insanların da adresine dönüştü. İnsanlar belki de öğrencilere her konuda katıldıkları için değil, mevcut partilerden farklı bir yol açabileceklerine inandıkları için sahip çıkıyor.

Fakat alternatifsizliğin yarattığı umut, kendi başına bir yönetim programı değildir. Protestolar sırasında farklı talepleri ortak bir zeminde buluşturmak mümkündür. Devleti yönetmeye başladığınızda ise ekonomi, dış politika, hukuk, azınlık hakları ve bölgesel ilişkiler gibi konularda somut kararlar almak zorundasınız.

Öğrenci hareketinin önündeki asıl sınav, toplumun öfkesini sandıkta oya dönüştürmekten ibaret değil; bu öfkeyi kalıcı bir demokratik dönüşüme taşıyabilmek.

Iliya Srdanoviç: Hareketin lideri mi, sözcüsü mü?

Öğrenci listesi denildiğinde kamuoyunun karşısına çıkan isimlerden biri Iliya Srdanoviç. Ancak hareketin kendisini liderlikten uzak, kolektif bir yapı olarak sunması, Srdanović’in siyasi konumunu da belirsizleştiriyor.

Srdanoviç, hareketin seçim mücadelesinde öne çıkan yüzü. Fakat onun kişisel siyasi çizgisi ile hareketin tamamının ne ölçüde örtüştüğü, seçim sonrasında nasıl bir yönetim anlayışını temsil edeceği ve farklı görüşleri ortak bir programa nasıl dönüştüreceği hâlâ cevap bekleyen sorular.

Bu noktada mesele yalnızca Srdanoviç’in karizmatik olup olmadığı değil. Bir siyasi liderden beklenen, toplumsal öfkeyi ifade etmenin ötesinde, zor kararlar karşısında yön gösterebilmesi, farklı kesimleri bir arada tutabilmesi ve ortaya koyduğu ilkeleri iktidar sorumluluğu altında da savunabilmesidir.

Sırbistan’ın yakın siyasi tarihi, Zoran Cinciç örneğini hatırlatıyor. Cinciç, Miloşeviç’in devrilmesinin ardından demokratik dönüşüm ve reformlarla özdeşleşen bir lider olarak başbakanlığa geldi. Ancak Cindiç’in yıllara yayılan örgütsel ve siyasi deneyimi vardı. 2003’te suikast sonucu öldürüldü. Srdanoviç’in bugünkü siyasi konumu ve deneyimiyle Cinciç’in tarihsel rolünü karşılaştırmak için henüz erken.

Burada sorulması gereken soru şudur: Srdanoviç, hareketin kolektif karakterini koruyarak güçlü bir reform gündeminin siyasi temsilcisine dönüşebilecek mi? Yoksa geniş fakat farklı yönlere çekilebilecek bir toplumsal koalisyonun geçici yüzü olarak mı kalacak?

Bu belirsizlik, öğrenci hareketinin zayıflığı kadar, onu destekleyen toplumsal beklentilerin de bir sonucudur. İnsanlar eski liderlik modelinden uzaklaşmak istiyor; ancak iktidarın sorumluluğunu üstlenecek bir siyasi iradeye de ihtiyaç duyuyor.

Mladiç’in cenazesi karşısında sessizlik: Bir siyasi tercih mi?

Öğrenci hareketinin niteliğini değerlendirirken yalnızca yolsuzluk karşıtı söylemine ve demokrasi taleplerine bakmak yeterli değil. Sırbistan’ın geçmişi, savaş suçları ve milliyetçi siyasetle kurduğu ilişki de hareketin gerçek sınırlarını ortaya koyabilecek konular arasında.

Ratko Mladiç’in cenazesi bu açıdan önemli bir sınavdı. Eski Bosnalı Sırp komutan Mladiç, Lahey’deki Uluslararası Ceza Mahkemeleri Mekanizması tarafından soykırım ve diğer ağır suçlardan mahkûm edildi. Cenazesi ve savaş suçlularının kamusal alanda yüceltilmesi tartışmaları, Sırbistan’da geçmişle yüzleşme meselesini yeniden gündeme taşıdı. Deutsche Welle’nin haberinde, Vuçiç’in cenaze etrafındaki milliyetçi duyguları siyasi olarak kullanabileceği değerlendirmesine de yer verildi.

Bu süreçte öğrenci listesinin Mladiç’in cenazesi hakkında açık bir eleştiri ortaya koymaması ve Srebrenitsa ile savaş suçları konusunu öncelikli siyasi gündemine almaktan kaçınması dikkat çekti. Sırp basınında yer alan haberlerde de hareketin bu konulardaki sessizliğine işaret edildi.

Elbette bir siyasi hareketin her tarihsel meseleye aynı anda açıklama yapmaması, tek başına o hareketin savaş suçlarını desteklediğini kanıtlamaz. Ancak konu, Avrupa’nın yakın tarihindeki en ağır suçlardan biri ve bu suçlardan mahkûm edilmiş bir isim olduğunda sessizlik de siyasi açıdan anlam taşır.

Öğrenci hareketi, milliyetçi seçmenleri ürkütmemek ve geniş toplumsal desteğini korumak amacıyla bu konuları gündemin dışında tutuyor olabilir. Fakat bu yaklaşım, hareketin iktidara geldiğinde geçmişle yüzleşme, savaş suçlarını açıkça tanıma ve bölgesel uzlaşmayı destekleme konusunda nasıl bir tutum alacağı sorusunu cevapsız bırakıyor.

Burada temel çelişki belirginleşiyor: Bir yandan yolsuzluklara, hesap vermeyen yönetime ve kurumsal çürümeye karşı mücadele edilirken diğer yandan toplumun tarihsel sorumluluklarıyla yüzleşmekten kaçınılırsa, demokratik dönüşümün sınırları baştan çizilmiş olur.

Kosova konusunda Vuçiç’le aynı çizgi

Öğrenci listesinin Kosova meselesindeki yaklaşımı da hareketin ideolojik sınırlarını anlamak bakımından belirleyici. Ilija Srdanoviç, BBC’ye verdiği demeçte Kosova ve Metohiya’yı Sırbistan’ın ayrılmaz parçaları olarak gördüklerini, tutumlarının Sırbistan Anayasası tarafından belirlendiğini ifade etti. Ohrid ve Washington anlaşmalarının uygulanması konusundaki sorulara ise net bir taahhüt vermedi.

Bu açıklama, öğrenci listesinin Kosova konusunda Vučić’in savunduğu resmî çizgiden belirgin biçimde ayrılmadığını gösteriyor. İki tarafın bu yaklaşımı hangi siyasi gerekçelerle savunduğu ve olası bir öğrenci listesi iktidarının uygulamada nasıl hareket edeceği elbette ayrıca değerlendirilmelidir. Ancak bugün kamuoyuna yansıyan ifadeler, bu konuda köklü bir politika değişikliği vaadi sunmuyor.

Bu durum, öğrenci hareketini destekleyen herkesin aynı milliyetçi görüşü paylaştığı anlamına gelmez. Hareketin içinde farklı ideolojik ve siyasi beklentiler bulunabilir. Fakat bir hareket ülkeyi yönetme iddiasıyla seçimlere girdiğinde, yalnızca ortaklaştığı konular değil, açıklık getirmekten kaçındığı başlıklar da önem kazanır.

Özellikle Balkanlar’da Kosova meselesi yalnızca Sırbistan’ın iç politikası değildir. Bölgesel istikrarı, komşu ülkelerle ilişkileri, Avrupa Birliği’yle bütünleşme sürecini ve farklı toplulukların güvenlik algısını doğrudan etkiler. Bu nedenle yeni bir siyasi hareketin Kosova konusunda neyi koruyacağını söylemesi kadar, barışçıl çözüm ve bölgesel uzlaşma için ne yapacağını açıklaması da gerekir.

Sokaklardaki milliyetçi ve dinî semboller ne anlatıyor?

Öğrenci hareketinin kitlesel gösterilerinde yolsuzluk karşıtı sloganlar ve demokratik talepler öne çıksa da milliyetçi ve dinî sembollerin görünürlüğü de göz ardı edilmemeli. Bu semboller, Sırp toplumunda kimlik ve tarih meselelerinin siyasetteki ağırlığını koruduğunu hatırlatıyor.

Bu tablo, hareketin bütünüyle milliyetçi olduğu şeklinde yorumlanmamalı. Kitlesel hareketler farklı grupları bir araya getirir; gösterilere katılan herkesin aynı ideolojiye sahip olması beklenemez. Ancak sembollerin hangi koşullarda öne çıktığı ve hareketin bunlara nasıl yaklaştığı, gelecekteki siyasi yönelimini anlamak açısından önemlidir.

Burada asıl soru, öğrenci hareketinin milliyetçi ve dinî sembollerin toplumsal gücünü demokratik bir ortaklık içinde tutup tutamayacağıdır. Yoksa iktidara karşı duyulan öfke, mevcut siyasi düzenin bazı temel milliyetçi kabullerini sorgulamadan yeniden üretilmesine mi yol açacaktır?

Bu sorunun yanıtı, Sırbistan’ın yalnızca iç siyasi geleceği açısından değil, Bosna-Hersek, Kosova, Karadağ ve Sancak gibi bölgelerle ilişkileri bakımından da önem taşıyor. Gerçek bir demokratik dönüşüm, yalnızca iktidar değişikliğiyle değil, farklı kimliklerin eşit yurttaşlık ve güvenlik temelinde kabul edilmesiyle mümkün olabilir.

26 Ekim: Beyaz Şehir kızıl bir döneme mi girecek?

Belgrad, tarihsel adıyla Beyaz Şehir, 25 Ekim seçimlerinin ardından Sırbistan’ın siyasi geleceğini belirleyecek mücadelenin merkezinde kalacak. Seçim öncesinde öğrenci hareketi ile Vuçiç’in partisi arasındaki yarışın oldukça çekişmeli olduğu, ancak seçimin adilliği ve siyasi koşullar hakkında da ciddi kaygılar bulunduğu bildiriliyor.

Vuçiç’in kazanması hâlinde, iktidara karşı yıllardır biriken öfkenin sona ermesini beklemek gerçekçi olmayacaktır. Aksine, değişim umudunu öğrenci hareketinde bulan geniş bir kesim, sandıktan çıkacak sonucun siyasi düzeni değiştirmediği kanaatine varabilir. Bu durum, sokak gösterilerinin yeniden büyümesine ve Belgrad’ın siyasi gerilimin merkezine dönüşmesine zemin hazırlayabilir.

26 Ekim’de Beyaz Şehir’in “Kızıl Şehir”e dönüşmesi ihtimali, bu açıdan bir siyasi metafor olarak okunabilir: Beyaz Belgrad’ın, seçim sonrasında öfkenin ve kitlesel itirazın rengine bürünmesi. Bu, kaçınılmaz bir şiddet öngörüsü değil; seçim sonucunun toplumda yaratabileceği gerilime ilişkin bir uyarıdır.

Çünkü seçimler yalnızca sandıkta kimin kazandığını değil, toplumun değişim talebinin hangi kanallardan ifade edileceğini de belirler. Eğer geniş bir kesim, seçim yoluyla değişimin mümkün olmadığına inanırsa siyasi apati yeniden öfkeye, öfke de sokak hareketlerine dönüşebilir. Bu nedenle iktidarın seçim zaferi, tek başına toplumsal meşruiyetin yeniden tesis edildiği anlamına gelmez.

Bununla birlikte öğrenci hareketinin olası bir başarısı da otomatik olarak demokratik bir dönüşümün garantisi değildir. Hareketin liderlik, program ve tarihsel sorumluluk konularındaki belirsizlikleri, iktidar değişikliğinin ardından daha da görünür hâle gelebilir.

Sırbistan’ın önündeki asıl mesele

Sırbistan bugün iki farklı siyasi gerçeklik arasında sıkışmış durumda. Bir tarafta Miloşeviç döneminin siyasal mirasını farklı biçimlerde sürdüren, merkezi liderlik ve milliyetçi söylem üzerinden iktidarını tahkim eden Vuçiç; diğer tarafta ise yolsuzluklara ve mevcut düzene karşı geniş toplumsal desteği arkasına alan, ancak ideolojik sınırları ve liderliği henüz netleşmemiş öğrenci hareketi bulunuyor.

Geleneksel solun ve muhalefetin dolduramadığı boşluk, öğrenci hareketine tarihi bir fırsat verdi. Toplum, kendisine sunulan siyasi seçeneklerin yetersizliğine karşı yeni bir adres aradı ve öğrencilerin etrafında birleşti. Fakat toplumsal destek, tek başına siyasi olgunluk veya tutarlı bir reform programı anlamına gelmiyor.

Iliya Srdanoviç’in nasıl bir liderlik sergileyeceği, hareketin kolektif yapısını nasıl koruyacağı ve iktidar sorumluluğuyla nasıl başa çıkacağı henüz açıklığa kavuşmuş değil. Mladiç’in cenazesi karşısındaki sessizlik ve Kosova konusunda Vučić’le örtüşen açıklamalar da hareketin milliyetçilik, geçmişle yüzleşme ve bölgesel uzlaşma konularında toplumun beklediği değişimi ne ölçüde sağlayabileceğini sorgulatıyor.

Sırbistan’ın ihtiyacı yalnızca bir iktidar değişikliği değil. İhtiyaç duyulan; yolsuzlukla mücadeleyi, bağımsız kurumları, ekonomik adaleti, ifade özgürlüğünü, azınlık haklarını ve geçmişle yüzleşmeyi aynı demokratik program içinde birleştirebilen bir siyasi anlayış.

Aksi takdirde Vuçiç’in yenilgisi, onun temsil ettiği siyasal mirasın sona ermesi anlamına gelmeyebilir. O miras, yeni aktörler ve yeni söylemler aracılığıyla varlığını sürdürebilir.

Sırbistan’da bugün asıl mücadele, Vuçiç’in iktidarda kalıp kalmayacağından daha büyük bir soruyla karşı karşıya: Toplumun değişim arzusu, milliyetçi reflekslerin ve siyasi alternatifsizliğin ötesine geçerek kalıcı, demokratik ve hesap verebilir bir düzene dönüşebilecek mi?