MUHTEMEL MUTLULUK

Nobel ödüllü psikolog D. Kahneman, kazançlara nazaran kayıplara karşı daha duyarlı olduğumuzu ve kayıp durumundaki olumsuz duygunun daha büyük olduğunu söyler. Bu nedenle kimi zaman acının içinde isteyerek kalırız. “Acıdan beslenmek” dediğimiz durumdur bu. Çünkü acının hissettirdiği mağduriyet, bizim için o acıya dayanmayı sağlayan bir kalkandır aynı zamanda. O kalkanın arkasında durdukça her ne kadar acıdan yakınsak da risk almaz ve kendimizi güvende hissederiz.

Bu durum aynı zamanda belirsizlik korkusundan da kaçınmamızı sağlar. Belirsizliğe tahammül edemesek dahi bu, bizim için bilinen bir durumdur. Oysa olası bir netlik bizim için bilinmeyen’dir. Aynı durum acı ve mutluluk için de geçerlidir. Peki, neden sahip olduğumuz acıyı muhtemel bir mutluluğa tercih ederiz?

Az önce sözünü ettiğim kalkanın arkası güvenlidir çünkü. Acılı alandan çıkmanın yolu, bir adım atmaktır ve adım demek güvenli alanı terk etmek demektir. Bu aynı zamanda ‘bilinmeyen’ bir mutluluk için ‘bilinen’ acıyı terk etmek de demektir. Bunu göze aldığımızda neyle karşılaşacağımızı bilmediğimizden “Mutlu olma ihtimalim var ama ya daha mutsuz olursam?” kaygısı, mevcut acıya daha çok tutunmamıza neden olur.

Ya olmazsa?

Bu belirsizlik, insanı tek bir soruyla baş başa bırakır: “Ya olmazsa?” Bu kaygı, mevcut acıdan daha soyut ancak daha derin bir korku yaratır. “İnsan, bilmediğinden korkar.” sözünün özüdür bu. Oysa bildiklerimiz, bize acı da verse bizim için bir yabancı değildir. Ancak ömrümüzü belirsizlik korkusuyla geçirmenin bu döngüden çıkmak bir yana son derece yorucu ve yıpratıcı olduğunu düşündüğümüzde, “Hazır değilim!”, “Koşullar değişsin.” ve benzeri sığınma cümleleri güvenli olduğunu düşündüğümüz alanı daha da daraltır. Oysa kendimize soracağımız “Korkusuz bir acı mı, korkuyu göze alan bir mutluluk ihtimali mi?” sorusu, o adımın cesaretini taşıyabilir. Çünkü çoğu insan mutsuzluğu seçmez, yaptıkları sadece bildikleri yeri terk etmemektir.