NATO, Rusya ve Avrupa Hattında Kritik Gece: İHA Krizi Ne Anlatıyor?

Dünya Ortadoğu'daki savaşlara kilitlenmişken Avrupa'nın doğusunda peş peşe yaşanan üç gelişme, gözden kaçırılmaması gereken yeni bir güvenlik tablosu ortaya çıkarıyor. Litvanya'da NATO savaş uçaklarının İHA düşürmesi, Polonya'da şüpheli Rus askeri İHA'sının bulunması ve Ukrayna-Polonya sınırında yolcu treninin vurulması artık yalnızca ayrı ayrı haberler olarak okunabilir mi?
Savaşların en tehlikeli anları bazen bombaların en fazla patladığı anlar değildir.
Bazen asıl tehlike, bir sınırın sessizce aşılmasıdır.
Dünya haftalardır İran-ABD savaşı, İsrail, Kızıldeniz ve enerji krizine kilitlenmiş durumda.
Fakat Avrupa'nın doğusunda başka bir hikâye büyüyor.
Ve ben bugün özellikle o hikâyeye bakmak istiyorum.
Çünkü son saatlerde yaşananlar, Ukrayna'daki savaşın artık yalnızca Ukrayna sınırları içinde değerlendirilmesinin giderek zorlaştığını gösteriyor.
Kritik gece
15 Eylül'ün ilk saatlerinde Litvanya hava sahasında alarm verildi.
NATO savaş uçakları havalandı.
Tanımlanamayan bir İHA, Litvanya hava sahasında düşürüldü.
İHA'nın Belarus yönünden geldiği değerlendiriliyor. Ancak en önemli ayrıntı şu:
Aracın kime ait olduğu henüz kesin olarak belirlenmiş değil.
Litvanya makamları soruşturmanın sürdüğünü bildiriyor. NATO savaş uçaklarının müdahalesi ise doğrulanmış durumda. Olayda can kaybı veya ciddi maddi hasar bildirilmedi.
İşte burada durmak gerekiyor.
Çünkü Litvanya sıradan bir Avrupa ülkesi değil.
Litvanya NATO üyesi.
Dolayısıyla artık konuştuğumuz hava sahası yalnızca bir ülkenin ulusal hava sahası değil; aynı zamanda NATO'nun savunma hattının bir parçası.
Ve bu, olayın önemini bir anda değiştiriyor.
Bir İHA neden Avrupa'yı alarma geçiriyor?
Çünkü modern savaşın kuralları değişti.
Eskiden sınır ihlalinin görüntüsü tanktı.
Sonra savaş uçakları oldu.
Bugün ise bazen birkaç kilogramlık bir İHA, bütün bir hava savunma sistemini harekete geçirebiliyor.
Üstelik o aracın nereden geldiğini, kimin kontrol ettiğini ve neden o rotaya girdiğini anlamak saatler, hatta günler sürebiliyor.
İşte Avrupa'nın korktuğu nokta tam burası.
Bir drone yanlışlıkla NATO hava sahasına girebilir.
Elektronik harp nedeniyle rotasından sapabilir.
Bir saldırıdan sonra yönünü kaybedebilir.
Ya da gerçekten bir keşif görevi yürütüyor olabilir.
Hangisi olduğunu bilmeden verilecek askerî karar ise çok daha büyük sonuçlar doğurabilir.
Bu nedenle Litvanya'daki olayın en önemli kelimesi “düşürüldü” değil.
“Tanımlanamayan.”
Aynı saatlerde Polonya'da başka bir gelişme
Tam da bu nedenle Polonya'dan gelen haber de dikkat çekici.
Polonya Savunma Bakanı Wladyslaw Kosiniak-Kamysz, ülkenin Baltık Denizi kıyısında bir İHA bulunduğunu ve ilk incelemede bunun Rus askeri dronu olduğunun değerlendirildiğini açıkladı.
Ancak Polonya makamları da aracın nasıl ve hangi koşullarda bölgeye ulaştığı konusunda ayrıntılı soruşturmanın sürdüğünü belirtiyor.
Tek başına bakıldığında bu da bir olay.
Fakat Litvanya'daki NATO müdahalesinin hemen ardından düşününce tablo biraz daha farklı görünüyor.
Baltıklar'da hava sahası alarmı artıyor.
Ve Avrupa'nın doğu kanadı giderek daha hassas hale geliyor.
Bir de tren saldırısı var
Üçüncü gelişme ise daha da dikkat çekici.
Ukrayna'nın Polonya sınırına yakın bölgesinde bir yolcu treni Rus İHA saldırısının hedefi oldu.
Saldırı, Avrupa'daki siyasi çevrelerde büyük tepki yarattı.
Almanya Savunma Bakanı Boris Pistorius, saldırıyı Avrupa'yı korkutmaya ve bölmeye yönelik “hesaplı bir tırmandırma” olarak nitelendirdi. Fransa Dışişleri Bakanı Jean-Noel Barrot da saldırının Avrupalıları yıldırma ve bölme amacı taşıdığını söyledi.
Şimdi üç görüntüyü yan yana koyalım:
Litvanya'da NATO'nun düşürdüğü İHA.
Polonya'da bulunan şüpheli Rus askeri İHA'sı.
Polonya sınırına yakın bölgede vurulan yolcu treni.
Bunların her birinin ayrı açıklaması olabilir.
Fakat gazetecilik yalnızca olayları tek tek sıralamak değildir.
Bazen önemli olan, aynı dönemde ortaya çıkan olayların birbirleriyle nasıl bir güvenlik resmi oluşturduğunu görmektir.
Savaşın sınırı artık nerede?
Benim bugün asıl sorduğum soru bu.
Ukrayna'daki savaş dört yılı aşkın süredir devam ediyor.
Bu savaşın başından beri Avrupa, çatışmanın kendi sınırlarına sıçramaması için büyük çaba harcıyor.
İngiltere ve Almanya başta olmak üzere Avrupa ülkeleri Ukrayna'ya askerî ve siyasi destek veriyor.
Rusya ise Batı'nın Ukrayna'ya verdiği desteği kendi güvenliğine yönelik tehdit olarak görüyor.
Böylece iki taraf arasındaki gerilim her geçen gün biraz daha sertleşiyor.
Fakat bugün savaşın eski sınırları da değişiyor.
Çünkü artık mesele yalnızca tankların nerede olduğu değil.
İHA'lar nerede uçuyor?
Elektronik sinyaller nerede kesiliyor?
Hangi radar hangi hedefi görüyor?
Bir hava aracı hangi sınırdan geçiyor?
Bir saldırının etkisi hangi ülkenin topraklarına kadar uzanıyor?
Modern savaşın yeni sınırları bunlar.
En büyük tehlike: Yanlış cevap
Bana göre Avrupa'nın önündeki en büyük risk, tek başına bir İHA saldırısı değil.
Yanlış teşhis.
Bir ülke, başka bir ülkenin saldırdığını düşünür.
Karşılık verir.
Diğer taraf bunu saldırı olarak görür.
O da karşılık verir.
Bir anda kimsenin planlamadığı bir tırmanma başlar.
Tarihte savaşların nasıl büyüdüğüne baktığımızda bunun örneklerini görüyoruz.
Bugün teknoloji bu riski daha da büyütüyor.
Çünkü bir İHA'nın havalanması ile hedef ülkenin alarm vermesi arasında bazen yalnızca birkaç dakika bulunuyor.
Karar vermek için zaman azalıyor.
Rusya gerçekten Avrupa ile doğrudan çatışma mı istiyor?
Bu soruya bugün kesin bir cevap vermek mümkün değil.
Ben Rusya'nın NATO ile doğrudan ve topyekûn bir savaşı bilinçli biçimde başlatmak istediğini söylemem.
Bunun Moskova açısından da bedeli çok ağır olur.
Fakat Rusya'nın Avrupa'nın askerî ve siyasi reflekslerini test edip etmediği sorusu başka.
Baltıklar'daki hava hareketliliği, Polonya'daki İHA gelişmesi ve Ukrayna sınırına yakın saldırılar Avrupa'nın savunma mekanizmalarını sürekli tetikte tutuyor.
Bu nedenle bugün asıl konuşmamız gereken şey “yarın savaş çıkar mı?” sorusu değil.
Avrupa'nın güvenlik sınırları her geçen gün biraz daha zorlanıyor mu?
Bence asıl soru bu.
Türkiye bu tablonun neresinde?
Türkiye'yi bu gelişmelerin dışında düşünmek mümkün değil.
Türkiye NATO üyesi.
Aynı zamanda Rusya ve Ukrayna ile doğrudan iletişim kurabilen ülkelerden biri.
Karadeniz'in güvenliği, Boğazlar, enerji yolları ve bölgesel ticaret Türkiye açısından doğrudan stratejik önem taşıyor.
Bu nedenle Avrupa'nın doğusunda yaşanacak daha büyük bir askerî kriz, Ankara'nın kapısına da mutlaka dayanır.
Türkiye'nin burada önemli bir avantajı var:
Hem NATO içinde hem de Rusya ve Ukrayna ile konuşabilen aktörlerden biri olması.
Bu diplomatik alanın korunması, önümüzdeki dönemde Ankara açısından çok daha değerli hale gelebilir.
Dünya Ortadoğu'ya bakarken...
Bugün herkes İran-ABD savaşını konuşuyor.
Petrolü konuşuyor.
Kızıldeniz'i konuşuyor.
Hürmüz'ü konuşuyor.
Ama Avrupa'nın doğusunda da başka bir alarm çalıyor.
Benim gazetecilik anlayışımda önemli olan yalnızca herkesin baktığı yere bakmak değildir.
Bazen herkes aynı yöne bakarken başınızı diğer tarafa çevirmek gerekir.
Bugün Avrupa'nın doğusunda gördüğümüz tablo henüz “büyük bir savaş başladı” demek için yeterli değil.
Fakat “Bunların hepsi tesadüf, Avrupa'nın güvenliği açısından hiçbir anlamı yok” demek de artık mümkün değil.
Çünkü NATO savaş uçakları havalanıyor.
İHA'lar sınırları aşıyor.
Polonya'da şüpheli Rus askeri aracı bulunuyor.
Ukrayna-Polonya hattında saldırılar yaşanıyor.
Avrupa'nın siyasi ve askerî liderleri daha sert açıklamalar yapıyor.
Ve bütün bunlar, Ukrayna savaşının Avrupa'nın güvenlik mimarisini değiştirmeye devam ettiğini gösteriyor.
Benim bugün için en önemli cümlem şu:
Savaşın Avrupa'ya gelip gelmediğini tartışmak için belki de çok geç.
Çünkü savaşın kendisi henüz Avrupa'da başlamamış olsa bile, savaşın etkileri Avrupa'nın hava sahasına, sınırlarına ve güvenlik hesaplarına çoktan ulaştı.
Ve şimdi bütün mesele şu:
Gökyüzüne giren o İHA yalnızca bir hava aracı mıydı, yoksa Avrupa'nın yeni güvenlik döneminin küçük ama önemli bir işareti mi?

...