NE DİYELİM?

Sözün bittiği yerler vardır. Artık söyleseniz de tesiri yok, sussanız da gönül razı değildir ya hani… öyle durumlar var.

Dünyada bu kadar kötülüğün barınması rahatsız ediyordur benim gibi düşünenleri. Bazen havsalası da almıyor insanın. Kendini bir fanusa kapatılmış da sabrı ölçülüyor sanıyor ya hani öyle bir his sizde de oluyordur.

Kime sorsanız iyi biliyor kendisini ve bazen çevresini de. Herkes iyiyse bu kadar kötülük nerden çıkıyor ki diye sormadan edemiyor insan.

Bazen dayanma sınırımızı da geçiyor gün yüzü görmemiş vahşetler. Aklınızın sınırlarını zorluyorsunuz ama filim çekimi de değil, biri size kötü bir şaka da yapmıyor; tamamıyla gerçek hayattasınız.

Burası dünya olabilir, diye kendinizi avutmanız da bir yere kadar oluyor. Savaşını da görüyorsunuz, caniliğini de… başınıza gelmediyse de yok sayamıyorsunuz. Bir köşeden izliyorsunuz olanı biteni sanki çok uzakta bir şey gibi ama kötülük kara bir sis gibi içine alır yutar her şeyi. İyiyim diye sevinemiyorsunuz da.

Kendimizi de avutmak bir yere kadar gidiyor ve ardı arkası kesilmeyen bir sürü haberle kuşatılmış hissediyorsunuz kendinizi. Kaçacak bir yeriniz kalmıyor artık gerçeklerden.

Saf kötü de saf iyi gibi bu dünyaya ait biliyorsunuz. Ne kadar azaltılırsa o derece mutlu ve huzurlu olacağız onu da biliyorsunuz.

Elinizden bir şey gelmemesi de çaresiz hissettiriyor size, onun da çok net farkındasınız. Kötüyü çağırmayalım diye gezmenizin de bir faydası olmadı.

Herkes etrafına bakınıyor, aman dilemek için ama sabretmekten başka çare kalmıyor.

Yine de anlam veremiyor insan. Biliyorsunuz da gidişatın sıkıntılı olduğunu.

Kime sorsanız olur böyle şeyler, normal gibi karşılanıyor diye ekstra canınız sıkılıyor. Bir şey ne kadar normalleşiyorsa o derece önemini de yitirir biliyorsunuz.

Ara ara olan su kesintisinden bahseder gibi bahsedenlere ise diyecek tek bir şey kalıyor;

Ne diyelim, mukadderat mı?