ABD’nin amacı, İran’ı tamamen işgal etmek değil, sınırlamak ve dengelemektir. İsrail’in amacı ise, İran’ın nükleer kapasitesini durdurmak ve “vaad edilmiş topraklar” hedefine yürümektir. Savunma şirketleri süreci yönlendirmez ama kazanç sağlarlar.
Düşük de olsa, ABD/İsrail-İran çatışmasının bir dünya savaşına dönüşme olasılığı vardır; fakat en olası senaryo, kontrollü gerilim + müzakere olarak özetlenebilir.
Savaşın 33. gününde Trump, Tahran ve Isfahan’ı vurduklarını duyururken, “Belli ki çok büyük bir şey vurduk” diyordu.
İran ile savaşı devam ederken ABD, Ortadoğu'ya savaş gemileri ve asker göndermeye devam ediyor. Trump, gelişmelere ilişkin açıklama yaparken, "Hürmüz Boğazı'nı kontrol etmeye başladık" diyor. Bunun, Hürmüz Boğazı’yla sınırlı bir askeri harekat olmayacağı anlaşılıyor.
Bütün dünya, Trump’ın, küresel çapta bir enerji krizi yaşanmasına neden olan bu savaşı neden başlattığını sorguluyor. Sorular soruları izliyor:
ABD, İran'ı neden kontrol altına almaya çalışıyor? Bu savaşı yalnız Trump mı, yoksa her on yılda bir, depolarında biriken silah stoklarını eritebilmek amacıyla dünyanın herhangi bir köşesinde bir çatışma tezgahlayan ABD’li savunma şirketleri mi istiyor?
Trump, bir dizi "kirli işler" yapan “günah keçisi” olarak kullanıldıktan sonra, Kasım'da yapılacak ara seçimlerin ardından “topal ördek” konumuna düşürülüp siyaset sahnesinden silinecek mi?
Kendisini başkanlık koltuğuna taşıyan Evanjeliklerin desteğini de büyük oranda kaybeden Trump, Ortadoğu'yu yeniden şekillendirmek isterken, İsrail'i de bölgenin enerji terminali mi yapmayı hedefliyor?
İsrail savaşı neden devam ettirmek istiyor, Netanyahu ile Trump'ın arası neden açıldı; bu ayrılığın “Epstein Dosyası” ile ilişkisi var mı?
Trump’ın izlemekte olduğu “Belirsizlik Politikası” nedeniyle, uzayıp giden savaşa ilişkin soruların gerçek yanıtlarını bulmak kolay değildir. Yanıtı aranan her sorunun bir gerçeğin ifadesi olma olasılığı oldukça yüksektir.
KARA HAREKATI MI, ARA HAREKATI MI?
28 Şubat’ta ABD ile İsrail’in başlattığı füzeli saldırılar sonrasında İran’ın Dini lideri ve askeri komuta konseyi üyeleri öldürülmüştü. Böylesine moral sarsıcı bir operasyon sonrasında halkın sokağa döküleceği ve İran’da bir yönetim değişikliği yaşanacağı umuluyordu, ama olmadı. Bir aydır karşılıklı füze saldırılarıyla devam eden savaş İran halkını bütünleştirirken, ABD ve İsrail’de savaş karşıtı gösterilerin yaşanmasına neden oluyor.
İran’ın Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine kapatması nedeniyle hızla yükselen petrol fiyatları küresel çapta bir enerji krizi başladı. Enerji krizinin üretim krizini tetiklemesinden ve küresel çapta bir ekonomik kriz yaşanmasından kaygı duyuluyor.
Pentagon’un, 14 Mart'ta Hürmüz'ün kontrol altına alınabilmesi için bir çıkartma harekatı yapılmasına karar verdiği konuşuluyor. Bu operasyonda görev alacak deniz kuvvetlerinin bölgeye ancak 6 Nisan'da ulaşabileceği, Trump'ın da, ”Görüşüyoruz, anlaşıyoruz” söylemleriyle İran'ı oyaladığı değerlendiriliyor.
ABD, yalnızca İran'ın petrol kaynaklarını ele geçirmeyi değil, nükleer çalışmalarını da sonlandırmayı hedefliyor. “Vaad edilmiş topraklar”a kavuşma kamuflajı altında Gazze’yi haritadan silen, Lübnan’ın güney bölgelerini işgal eden İsrail açısından sürekli bir tehdit kaynağı oluşturacağından, İran’ın nükleer silahlara sahip olması kesinlikle istenmiyor.
ABD, savunma şirketlerini güçlendirip, onları 2030’da Çin’e yönelik başlatacağı savaşta kullanabileceği silahlar üretebilmeleri için finanse etmek zorunda. Bunun için de, Çin’e petrol ve doğalgaz sağlayan dünyanın enerji kaynaklarını peşpeşe kontrol altına almaya, Çin’in küresel projesi “Kuşak ve Yol”un önüne barikatlar kurmaya çalışıyor.
YANITI ARANAN SORULAR
ABD/İsrail ile İran arasındaki savaş nasıl sonlanabilir? İran ne kadar daha dayanabilir? Enerji krizi nedeniyle zora giren ülkeler hep birlikte İran'ı barışa zorlayabilir mi?
Çok katmanlı ve haklı olarak birçok iddiayı, olasılığı ve jeopolitik dinamiği bir araya getiren, ama kolayca yanıtlanması mümkün olmayan bir soru. Çünkü, Mart 2026 itibariyle gelinen noktada, ABD’nin İran’la açık ve geniş çaplı bir savaşa girdiği, Hürmüz Boğazı’nı fiilen kontrol altına aldığı veya çıkarma harekâtı başlattığı doğrulanmış bir durum değildir. Bu tür bilgiler genellikle spekülasyon, psikolojik harp, medya yorumları ya da henüz doğrulanmayan analizlerden kaynaklanıyor.
Bununla birlikte, savaşın olası sonuçlarını öngörebilmek adına, “böyle bir senaryo neden gündeme gelir, kim neyi hedefliyor ve sonuçları ne olur?” sorularını ciddi bir jeopolitik analiz olarak ele alabiliriz:
1. ABD İRAN’I NEDEN KONTROL ALTINA ALMAK İSTİYOR?
ABD’nin İran’a yönelik stratejik hedeflerini birkaç başlıkta toplayabiliriz:
a) Enerji yollarının kontrolü (Hürmüz Boğazı)
Dünya petrolünün yaklaşık %20’si Hürmüz Boğazı üzerinden geçer. Bu boğazın kapanması petrol fiyatlarının yükselmesine neden olur ve küresel krizi tetikler. ABD, Hürmüz’ü “kontrol altına almayı değil, açık kalmasını sağlamayı hedeflediği iddiasındadır.
b) Nükleer programı sınırlamak
ABD ve İsrail için ana tehdit, İran’ın nükleer silah üretme aşamasına yaklaşmasıdır. Bu konu, askeri müdahale senaryolarının en güçlü gerekçesidir.
c) Bölgesel güç dengesi
İran; Irak, Suriye, Lübnan, Yemen’de etkilidir. ABD açısından bu durum “bölgesel hegemonya riski” olarak görülmektedir. Washington İsrail’i, ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakolu olarak konumlandırmayı hedeflemektedir. Washington ile Tel Aviv’in bu konuda ne ölçüde görüş birliği içinde oldukları, ayrıca irdelenmesi gereken bir konudur.
2. SAVAŞIN ARKASINDA KİM VAR; TRUMP MI, SİSTEM Mİ?
Bu konuda tek aktörlü açıklamalar genelde yetersizdir. Savaşın arka planında Trump’ın, askeri endüstriyel kompleksin, Kongre’nin ve müttefik ülkelerin rolleri çok önemlidir.
a) ABD başkanı (Trump)
Donald Trump gibi liderler sert dış politika söylemi kullanabilir ve iç politikada bir takım algı operasyonlarıyla destek toplamak isteyebilir. Ancak, ABD’de savaş kararı tek kişinin karar ve iradesiyle yürütülemez.
b) Askeri-endüstriyel kompleks
Lockheed Martin, Raytheon Technologies gibi Pentagon ile bütünleşmiş savunma şirketleri savaşlardan ekonomik olarak fayda sağlarlar. Bu dev şirketler savaşları doğrudan başlatamazlarsa da, krizleri fırsata çevirme konusunda çok başarılıdırlar.
c) Kongre ve müttefikler
Bu tür büyük çatışmalar genelde, ABD Kongresi, NATO müttefikleri, Körfez ülkeleri gibi çok aktörlü anlaşmalarla kurgulanır ve uygulanır.
3. İSRAİL’İN HEDEFLLERİ
Benjamin Netanyahu yönetimindeki İsrail açısından temel motivasyonun, İran’ın nükleer kapasitesini yok etmek, Hizbullah, Husi gibi İran destekli grupları safdışı bırakmak olduğu söylense de, Tel Aviiv’in ana hedefinin “vaad edilimiş topraklar”, yani “Büyük İsrail” olduğu unutulmamalıdır.
İran, İsrail açısından bir “varoluşsal tehdit” olarak görülmektedir.
4. HÜRMÜZ BOĞAZI KRİZİ
ABD’nin Hürmüz Boğazı’ndaki tanker trafiğini garanti altına almayı hedefleyen bir askeri operasyon yapması son derece risklidir. İran’ın füze sistemleri, deniz mayınları, hızlı botları nedeniyle çok ağır kayıplara yol açabilir. Bu nedenle ABD, bu gibi riskli operasyonlarda doğrudan işgal yerine, hava saldırısı ve deniz kontrolü vekil güçler kullanmaktadır. Hürmüz Boğazı’nı kontrol altına almayı hedefleyen operasyonda da, vekil güçlerin ya da bölge ülke askerlerinin kullanılacağı anlaşılıyor.
5. SAVAŞ NASIL SONLANABİLİR?
Senaryo 1: Diplomasi devreye girer.
Kontrollü gerilimle, sınırlı saldırılarla doğrudan bir savaşa gerek kalmadan diplomasi devreye girer, çatışmalar ateşkes ve anlaşmayla son bulur.
Senaryo 2: Bölgesel savaş
İran ile İsrail arasında yaşanan çatışmaya bölge ülkeleri de katılır. Çatışmalara ABD’nin dolaylı olarak destek vermesiyle giderek büyüyen enerji krizi küresel ekonomik krizi tetikler. Çatışmalar küresel dengelerin değişmesini zorlayacak şekilde devam eder.
Senaryo 3: Büyük savaş
Düşük bir olasılıkla ABD, İran’ı bütünüyle kontrol altına almayı hedefleyen bir operasyon başlatır. Hürmüz Boğazı tanker trafiğine kapanır. Enerji krizinin giderek büyümesiyle, yaşanmaya başlanan küresel ekonomik kriz yeni bir dünya savaşının başlamasına neden olur.
6. İRAN NE KADAR DİRENEBİLİR?
Binlerce yıllık devlet geleneği, büyük nüfusu, asimetrik savaş yeteneği ve üç tarafı dağlarla çevrili coğrafyasıyla, enerji desteği sağladığı dostlarıyla İran, saldırılara karşı oldukça güçlüdür. Ekonomik yaptırımlar, enerji gelirine bağımlılık ise İran’ın zayıf yönleridir. Bu nedenlerle İran kısa savaşta güçlü olsa da, uzun savaşta, dost desteğinin giderek azalmasıyla yıpranabilir.
7. ENERJİ KRİZİ İRAN CEPHESİNİ GÜÇLENDİREBİLİR Mİ?
Enerji krizi İran petrol ve doğalgazına bağımlı olan Çin’i ve ABD karşıtı Rusya’yı İran cephesinde kalmaya zorlasa da, enerji tedariki konusunda Rusya ile köprüleri atan Avrupa bu sorunu çözme konusunda çalışan ABD/İsrail cephesine destek olacaktır. Almanya Wolkwagen fabrikasını İsrail’e silah üretmek üzere kiralama kararı almıştır.
Bütün bu nedenlerle savaşın uzaması İran’ı olumsuz etkileyecektir.
SONUÇ
ABD’nin amacı, İran’ı tamamen işgal etmek değil, sınırlamak ve dengelemektir. İsrail’in amacı ise, İran’ın nükleer kapasitesini durdurmak ve “vaad edilmiş topraklar” hedefine yürümektir. Savunma şirketleri süreci yönlendirmez ama kazanç sağlarlar.
Düşük de olsa, ABD/İsrail-İran çatışmasının bir dünya savaşına dönüşme olasılığı vardır; fakat en olası senaryo, kontrollü gerilim + müzakere olarak özetlenebilir.