Nihat Genç' in ardından

Gazeteci-yazar Nihat Genç’in yoğun bakımda yaşam mücadelesi verdiği o hassas süreçte onu anlatmayı düşündüm .Muhtemelen uyanır , aramıza döner o da okur umudu ile. Türkiye’de kelimelerin kılıca, düşüncelerin baruta dönüştüğü o çalkantılı sularda, bir yalnız savaşçı, hep dimdik durdu: Nihat Genç. Sert üslubu, asi karakteri ve tavizsiz duruşuyla hem sevildi hem eleştirildi. Ama hiçbir zaman yok sayılamadı. Yoğun bakımda yaşamla ölüm arasındaki o ince çizgide salınırken, bir halk yazarını, bir vicdan adamını konuşma vakti diye düşündüm.

Nihat Genç, Türkiye’nin sadece politik değil, kültürel ve ahlaki çürümüşlüğüne de ayna tutan, zaman zaman o aynayı yere çalıp paramparça eden bir kalemdi. Onun yazılarını okurken bir öfkenin, bir sevdanın, bir memleket yangınının ortasında bulurdu insan kendini. Anlattıkları hep ağırdı ama içtendi. Çoğu zaman bir dost gibi konuştu, bazen bir ağabey gibi uyardı, ama en çok da bir isyan bayrağı gibi dalgalandı. Televizyon ekranlarında keskin diliyle yaptığı çıkışlar, kitaplarında derinleşen düşünsel arayışları ve "Veryansın" ismini verdiği platformla yürüttüğü mücadele, onun sadece bir yazar değil, aynı zamanda bir direniş ve hareket adamı olduğunun kanıtıydı. Onu takip edenler bilir ; Nihat Genç’in yanında olmak kolay değildi. Çünkü o, popülerliğin değil, hakikatin izini sürüyordu. Hastane odasında ölümle boğuşurken, belki de içindeki kelimeler hâlâ konuşmak, yazmak, uyandırmak istiyordu. Ve eğer bu mücadeleden sağ çıkarsa, yine en çok o bağıracaktı "uyan!" diye emindim . Ama eğer sonsuzluğun sessizliğine karışırsa, ardında bıraktığı kelimeler yıllar boyunca yankılanmaya devam edecekti. Çünkü bazı insanlar yaşarken değil, sustuklarında daha çok konuşur.

Nihat Genç’in sesi, bu coğrafyanın hafızasında bir çığlık olarak kalacak. Ve bizler, onu anlamaya çalışanlar, bu çığlığı duymaya devam edeceğiz.

“Bir Çığlık Eksildi Memlekette”

“Her şeyin sustuğu yerde, ben konuşacağım.”

— Nihat GençSustu…

O, sustu.

Ama bu memleketin gür sesi, bu çağın en asi kalemlerinden biri, gönlümüzde susmadı. Nihat Genç artık aramızda değil. Bu cümleyi yazmak, dilin kemiği olmadığını değil, kalbin kırıldığında nasıl da sustuğunu gösteriyor insana. Çünkü Nihat Genç bir gazeteci değildi yalnızca. O bir çağrıdır, bir başkaldırıdır, bir vicdan terazisidir bu toprağın.

Birçok kişi onu yalnızca öfkesiyle tanırdı. Ama biz biliriz, onun öfkesi sevgisindendi. Memleketine, halkına, Anadolu’ya, garibanın sofrasına, delikanlı duruşuna duyduğu tarifsiz sevgidendi. Ne zaman bir yanlış görse, “susmak” ona haramdı. “Bu milletin sırtına binen çakalları ifşa etmeden ölmeyeceğim” derdi. Ve dediğini yaptı, ömrünün son nefesine dek.

Kalemini kılıç gibi kullanırdı ama yüreği pamuktan bir anneninki gibiydi. Sırtını hiçbir güce yaslamadı. Ne iktidarın şefkatli kucağına oturdu, ne de muhalefetin göz boyayan vitrinine. Yalnızdı. Ama hakikatin tarafında olduğu için, milyonlardı onunla beraber.

Bir keresinde şöyle demişti: “Ben bu ülkeye edebiyatı sokakta öğrendim. Ekmek kuyruğunda, minibüs sırasında, kahvehanede, düğünde, cenazede. Bu halkın içinden geldim, halkın sesiyle yazdım.”

Ve gerçekten öyleydi. Söylediği her söz, yazdığı her cümle; bir kahvenin köşesinde oturan yorgun amcanın iç çekişi, bir işçi kadının sabah ezanında kalkarkenki duası gibiydi. Samimiydi, içtendi. Belki de bu yüzden sevilmekten çok saygı gördü. Nihat Genç’in ardından yazılacak çok şey var. Ama belki de en güzeli, onu susturmak isteyen onca sese rağmen onun susmamış olmasıdır.

Ve bugün, onun susmasıyla ne kadar büyük bir sessizliğe büründüğümüzdür. Bu ülkenin aklına değil, yüreğine hitap etti hep. Kızdı, bağırdı, çağırdı, kırdı da belki. Ama hiçbir zaman sırtını dönmedi bu halka. Şimdi ardında bıraktığı kitaplar, videolar, makaleler, cümleler var. Ama asıl bıraktığı şey, bu topraklarda hâlâ dimdik durabilen bir vicdanın mümkün olduğuna dair inançtır.

“Koca bir ülkeyi kandırabilirsiniz ama bir çocuğun gözyaşını asla...”

— Nihat Genç

Mekânın cennet olsun Nihat Abi.

Sana “rahat uyu” diyemiyoruz. Çünkü bu ülke için hiç rahat yaşamadın ki...

Ama inan, senin gibi bir adam geçti bu topraklardan demek bile, hâlâ umut var demektir.