NOGAY SOYKIRIMI

Nogay Türk boyu kimlik olarak Türk ve Müslüman’dır. Bu yüzden Çarlık Rusya’sı bu topluluğu parçalayarak varlığını bir arada sürdürme imkânından yoksun bırakmıştı Rusya, Kafkasya halklarına özerklik verirken, Nogay topluluğu bu nimetten nasibini alamamıştı
Türk kimliği, kendi bünyesinde değişik toplum, halk ve ulusları barındıran, çok eski tarihe ve kültüre sahip bir bütündür. Günümüze gelene kadar bu bütünlük içinde yer alan kimlikler tarihin değişik aşamalarından geçerek toplumsal dönüşüm aşamalarından geçmiş, değişmiş bazen de yıpranmış ve tükenmiş fakat yeniden toparlanmıştır. Bu topluluklardan biri cesur ve savaşçı kimliği ile Türk tarihinde yer alan Nogay Türkleri’dir. Nogay Türkleri’nin kaderi Kırım Hanlığı’nın ortadan kalkmasıyla karanlık bir döneme girmiştir; bu gelişme Nogay toplumunu Rus İmparatorluğu’nun zulüm ve şiddet girdabına sürüklemiştir.
Bilindiği üzere, Rusya, bir devlet olarak Moskova Knezliği’nden yükselerek ağırlıklı olarak Türk toprakları üzerinde gelişmiştir. Kendi aralarında kavga ve mücadele süreçlerini yaşayan Altınorda devamı olan Türk hanlıkları zamanla tükenerek Rusya’nın işgal, baskı ve şiddetine maruz kalmıştır. Bu talihsiz süreçler birçok Türk toplumunu ve Türk vatanını yok olmanın eşiğine getirip çıkarmıştır. Nogay toplumu da bahsi geçen işgal, istila ve kıyım süreçlerinden nasibini almış bir toplumdur.
Nogaylar Rusya İmparatorluğu’nun işgal politikasının olumsuz sonuçlarını tüm ağırlığıyla yaşamış bir topluluktur. Nogaylar’ın yaşadıkları Azak Denizi ve Kuban Nehri havzası stratejik açıdan önemli bir bölge olduğu için Rus İmparatorluğu’nun öncelikli hedeflerinden biri Nogayları tasfiye ederek Kırım Hanlığı’nı zayıf düşürmekti. Dolayısıyla Nogay toplumu, Rus yayılmacılığı sırasında Çarlık politikasının hedef toplumu haline gelmiştir. Bu gelişmeleri daha iyi anlayabilmek için Rus yayılmacılığının karakterine de değinmek gerekmektedir. Rus yayılmacılığı Türk ve Müslüman toplumların yaşadıkları alanda gelişmiştir. Ruslar'ın güneye doğru genişlediği bir dönemde Türk ve Müslüman halklar bu sürece karşı koymaya çalışmıştır. Dinsel farklılık Rusya’nın bu alan üzerinde hâkimiyet tesis etmesini zorlaştırmış, Türk ve Müslümanlar'ın Rusya yönetimine karşı ayaklanmalarına neden olmuştur. Rusya bu bölgede yaşayan halkları ‘içselleştirmenin’ zorluklarını görünce (dinsel ve etnik farklılıklardan kaynaklanan) asimilasyon ve yabancılaştırma politikaları ikileminde bir çizgi takip etmiştir.
Yani bir taraftan Ruslaştırma politikası yürütmekle, işgal olunmuş bölgelere Rus nüfusu göç ettirerek demografik dengeleri bozmuş, diğer taraftan sürgün, şiddet, sindirme ve kıyım eylemlerinde bulunarak üstünlük kurmuştur. Bu anlamda Türk ve Müslümanlar'ın “Rus uygarlığı” alanına dâhil edilmesi süreci zor olduğu kadar da sancılı bir süreçti. Çarlık yönetimi bölge halklarını bünyesine katmanın zorluklarını hissedince “yabancılaştırma” taktiği ile hareket etmiştir.
Rus yayılmacılık stratejisi, işgal ettikleri bölgelerdeki halkları Rus tebaasına alsa da onları yabancı bir topluluk olarak görmüştür. Bu yüzden Nogaylar’da ‘bölgenin yabancısı, Moğol’dan türemiş bir halk’ olarak algılanmıştır. Oysa gerçek çok farklıydı. Nogay toplumu Kırım Hanlığı ve Osmanlı’nın bölgedeki önemli askeri unsuru idi. Kimlik olarak Türk ve Müslüman idi. Bu yüzden Çarlık Rusya’sı bu topluluğu parçalayarak varlığını bir arada sürdürme imkânından yoksun bırakmıştır. Rus işgalleri sırasında kesintisiz devam eden ve toplumsal dokuyu tahrip eden göçler, sürgünler ve kıyımlar birçok Müslüman halk gibi Nogay toplumunun hafızasında silinmez yaralar açmıştır.
Bu acı olaylardan biri maalesef 1783’te gerçekleşen Nogay kıyımıdır. Kıyımın meydana geldiği tarihte dönemin koşulları Ruslar’dan yanaydı. 1783’te Nogaylar’a toplu olarak Rus İmparatoruna sadakat yemini ettirilmiştir. İmparator yönetimi bununla yetinmeyerek Nogaylar’ın yaşadıkları yerlerden başka bölgelere sürülmesine ilişkin karar almıştır. Bu emre uymayıp ayaklanınca da bir kıyım harekâtı başlatılmış, 1 Ekim 1783’de Nogay tarihinin en kanlı sayfası yazılmıştır. Rus ordusu Kuban ötesine geçerek savunmasız halka karşı kanlı bir cinayet işlemiştir. Tarihi belgelere göre operasyon sırasında iyi eğitilmiş nizami Rus ordusu buradaki Nogaylar’ın önemli bir kısmını yok etmiştir. Nogaylar Rus muhafız karakollarına birkaç “şiddetli saldırıda bulunmuşlardır. Onların Yeya Nehri bölgesindeki Butır piyade alayına bağlı bölüğe düzenledikleri saldırının ardından Knez Kekuatov’un filosu ve Albay Telegin ve Pavlov’un birlikleri olay mahalline gelmiş, korkunç bir kıyım” yapılmıştır. A.V. Suvorov kendisine yardım etmek için hareket eden Kozak Atamanı İlovayski’ye şöyle yazmıştır:
“Ekselansları! Durdurun! Yeter. Şimdi her şey çok güzel. Sadece Kanakaycılar tümüyle imha edildi. Kendisi (Kanakay) tesadüfen kulağından vuruldu.” Ruslar; “…Nogayları bataklığa doğru sıkıştırdılar. Onlar kurtulmanın imkânsız olduğunu görünce “aciz bir öfke içinde kıymetli eşyalarını imha ediyor, kadınlarını kesiyor ve bebeklerini suya atıyorlardı.” Kuban kolordusunun pençesinden kurtulmayı başaran Nogaylar Kuban ötesine, Çerkezler’e doğru kaçsalar da Ruslar tarafından takip edilmiştir. Ekim ayının 1’inde Rus birlikleri Laba Nehri’nin sağ sahilindeki Nogay yerleşim yerine varmıştır. Burası Rusya sınırından 12 km mesafede idi.
Ruslar Nogayları acımasızca öldürüldüler. Ruslar’ın aniden peyda olmaları Nogayları dehşete düşürdü. Fakat durumun çıkmazda olduğu belli olunca bu korku yerini cesarete terk etti. Kuban’dan 12 km mesafedeki Kermencik köyü yakınında şafak anından başlayıp öğlene dek devam eden kanlı bir savaş yaşandı. İlovayski’nin komutasındaki Donlular Tatarlar’ın dayanaklı savunmasını kırdılar ve hiç kimseye acımadılar. Uzun süredir içlerinde birikmiş olan bu nefret korkunç intikam şeklinde dışa vurdu. Dört binden fazla Nogay ve Çerkez esir alındı. Savaşın yaşandığı yerler ve civar vadiler cesetlerle dolup taşıyordu.
Ruslar geceleri gizlice Laba Nehri’nin ağzına doğru hareket etti. Ekim ayının 1’inde ise gece gizlinden Kuban Nehri’nin diğer sahiline geçerek Tatar köylerine yaklaştı. Burada Kermençek adlı yerin yakınında Tatarlarla son, sonuçlarına göre en korkunç savaş oldu. İlk olarak Donlular mızraklarla, daha sonra da Dragun be Grenader taburları saldırdılar. Ordunun kuşatma altına aldığı alanda üç saat sonra yerde kalan ceset sayısı 2000 idi, köyler yakılmıştı. Çatışmadan sonra savaş alanındaki ölü sayısı 5000 idi. Gerek Kozaklar gerekse askerler hiç kimseye acımadılar; erkekleri, kadınları, ihtiyarları ve çocukları öldürdüler, kestiler ve süngülediler. Umutsuzluk içindeki Tatarlar burada kendi kadın ve çocuklarını esir düşmemeleri için öldürürken mallarını da imha ediyordu.
Büyük Moğol Ordası’nın son temsilcileri ateş, kan ve ceset içinde boğulmuştu. Kuban’da çok az sayıda Tatar kalmıştır. Sadece Kuban ve Laba eğiği arasındaki üçgende bir zamanlar korku salan Tatarların güçsüz temsilcileri kalmıştır.” Saldırı sonrası daha doğrusu Rusları'ın katliamı sonrası 3500 Nogay oldurulmuş, 1000’den fazlası da esir alınmıştır. P. Bobrovski’ye göre Urup ve Laba vadisinde öldürülen Nogaylar’ın sayısı ise yedi bindi. Görüldüğü gibi A. V Suvorov komutasındaki düzenli ordu birlikleri savunmasız Nogaylar’a karşı acımasız bir kıyım uygulamıştır. Tarihçiler tarafından kıyım, soykırım, facia vs. adlarla tanımlanan bu olay Nogay tarihinin en kanlı olayıdır. Döneme ilişkin tarihi kaynaklar bu vahşetin boyutlarını gözler önüne sermektedir. A.V. Suvorov’un verdiği emirde Nogaylar’a karşı uygulanan kıyımın nasıl bir ruh haliyle uygulandığı gözler önüne serilmektedir:
“Düşmanın sonuna kadar imha edilmesi, öldürülmesi veya esir alınmasına dek ordular dinlenmemeli. Mermileri koruyun, ateşsiz silahlarla çalışın!” P.P. Korolenko’ya göre Suvorov’un birlikleri “Nogay iskân birimleriyle birlikte çok sayıda Çerkez köyünü de yok etmişlerdir.” General Potemkin’in emrinde Mareşal Aleksandr Suvorov (diğer adıyla Nogay Kasabı), 1 Ekim 1783’te Nogayları kıyıma uğrattı. Bu olay neticesinde geriye kalan Nogaylar, Kafkasya’nın Karadeniz sahillerinden Kabardey topraklarına kadar uzanan Osmanlı hakimiyetindeki bölgenin idarecisi Ferah Ali Paşa’ya sığınarak Osmanlı topraklarına yerleşmek istediklerini belirtti. Böylece Kafkasya çevresinde yer alan Nogay Türkleri’nin yerleşik hayatları başladı.
Nogaylar, Anadolu topraklarına ilk olarak 1500-1600 yılları arasında gelmişlerdir. Kilis tarafına atar. Burada Türkmen Döğer ve Barak boyları vardır. Her ne kadar diğer Türkmenlerle savaşmasalar da, daha güneydeki Suriyeli Araplar dikkatlerini çeker ve Nogaylar Arap boylarını yağmalamaya başlar. Araplar onları Antep valiliğine dinsiz ve sapık olduklarını söyleyerek şikayet ederler. Osmanlı ile birkaç kez çatışırlar fakat onlara diş geçiremeyince en sonunda Fırat Nehri çevresine yetişirler. Bugün Gaziantep'te Birecik'in doğusunda ve Fırat kenarındaki köylerin Ak Nogay soyundan Elbekli oymağı Nogaylar’ından oldukları bilinmektedir.
Kısacası: Bütün dünya şunu bilsin ki; 1 Ekim 1783 yılı yani 242 yıl önce Nogay Türk boyuna karşı yapılan soykırımını unutmadık.