Sağlık

Obeziteyle Mücadelede Cerrahi Seçenekler: Prof. Dr. Sabahattin Destek Anlattı

Dünya Sağlık Örgütü ve küresel sağlık raporlarında obezite; önlenebilir ölümlerin başlıca risk faktörleri arasında ilk 5’te yer alıyor. Kalp ve damar hastalıkları, tip2 diyabet, tansiyon, inme ve bazı kanser türlerinin gelişme riskini ciddi şekilde arttıran obeziteyle mücadelede diyet, egzersiz ve medikal tedaviler yetersiz kalabiliyor.

Dünya Sağlık Örgütü ve küresel sağlık raporlarında obezite; önlenebilir ölümlerin başlıca risk faktörleri arasında ilk 5’te yer alıyor. Kalp ve damar hastalıkları, tip2 diyabet, tansiyon, inme ve bazı kanser türlerinin gelişme riskini ciddi şekilde arttıran obeziteyle mücadelede diyet, egzersiz ve medikal tedaviler yetersiz kalabiliyor. Böyle vakalarda cerrahi müdahalelerin güçlü bir alternatif haline geldiğini belirten Prof. Dr. Sabahattin Destek, obezite tedavisinde merak edilen cerrahi seçenekler hakkında bilgiler verdi…

Obezitede en yaygın uygulanan cerrahi teknikler nelerdir?

Obezite cerrahisinde son 20 yılda yaşanan teknolojik ve tıbbi ilerlemeler, hem ameliyat güvenliğini hem de hastaların yaşam kalitesini belirgin şekilde artırdı. Günümüzde obezite cerrahisinin büyük bölümü artık kapalı (laparoskopik) yöntemlerle gerçekleştiriliyor. Bu sayede hastalar daha küçük kesilerle ameliyat olurken, ağrı daha az oluyor, iyileşme süresi kısalıyor ve enfeksiyon riski önemli ölçüde düşüyor.

Bu alanda Türkiye’nin önde gelen isimlerinden biri olan Prof. Dr. Sabahattin Destek, modern obezite cerrahisinin temelini şu sözlerle özetliyor: “Eskiden obezite ameliyatları büyük kesilerle, uzun hastanede yatış süreleriyle yapılırdı. Bugün ise laparoskopik cerrahi sayesinde hastalar genellikle 2–3 gün içinde taburcu edilebiliyor ve sosyal hayata çok daha hızlı dönebiliyor.”

Günümüzde en sık uygulanan cerrahi yöntemlerin başında tüp mide (sleeve gastrektomi) geliyor. Bu yöntemde midenin yaklaşık yüzde 75–80’i alınarak mide ince bir tüp haline getiriliyor. Böylece hem kişinin yiyebileceği miktar ciddi biçimde azalıyor hem de iştah hormonu olarak bilinen ghrelin seviyeleri düşüyor.

Bir diğer yaygın yöntem ise gastrik bypass. Bu teknikte mide küçültülürken ince bağırsağın bir bölümü devre dışı bırakılıyor. Bu sayede hem daha az yemek yeniyor hem de alınan besinlerin bir kısmı emilmeden atılıyor. Özellikle tip 2 diyabeti olan hastalarda bypass yönteminin metabolik etkileri oldukça güçlü kabul ediliyor.

Hangi hastada hangi cerrahi teknik tercih edilmelidir?

Obezite cerrahisinde en kritik noktalardan biri, her hastaya aynı ameliyatın uygulanmaması. Modern tıpta yaklaşım artık “tek tip operasyon” değil, kişiye özel cerrahi planlama üzerine kurulu. Hastanın kilosu, yaşı, diyabet durumu, insülin direnci, yeme davranışları ve hatta psikolojik profili bile tercih edilecek cerrahi yöntemi doğrudan etkiliyor.

Prof. Dr. Sabahattin Destek, bu noktada en sık yapılan hataya dikkat çekiyor: “Hastalar genellikle internette okudukları ya da çevrelerinden duydukları bir ameliyat türüne odaklanıyor. Oysa doğru olan, ameliyatın hastaya uydurulmasıdır; hastanın ameliyata değil.”

Örneğin tüp mide ameliyatı, daha çok aşırı tatlı tüketmeyen, mide hacmi büyümüş ve ana sorunu fazla yemek olan hastalarda oldukça başarılı sonuçlar veriyor. Bu yöntem, mideyi küçülterek iştahı azaltırken, bağırsak yapısını değiştirmediği için emilim bozukluğu riskini de minimal düzeyde tutuyor.

Buna karşılık tip 2 diyabeti, insülin direnci veya metabolik sendromu olan hastalarda ise gastrik bypass ve mini bypass gibi emilim mekanizmasını da devreye sokan yöntemler öne çıkıyor. Bu ameliyatlar sadece kilo kaybı değil, aynı zamanda kan şekeri kontrolünde de dramatik düzelmeler sağlayabiliyor.

Obezite, tedavi edilebilir bir hastalıktır

Doğru hasta seçimiyle uygulanan obezite cerrahisinin yalnızca kilo kaybı sağlamadığını, aynı zamanda obeziteye bağlı hastalıklarda da belirgin iyileşmeler sunduğunu dile getiren Prof. Dr. Sabahattin Destek, özellikle tip 2 diyabet, hipertansiyon ve eklem sorunlarında cerrahinin yüz güldürücü sonuçlar verdiğini söyledi.

“Cerrahi tedaviyi son çare olarak görmek doğru değil. Bilimsel kriterlere uygun hastalarda, zamanında yapılan cerrahi müdahale, hastaların yaşam kalitesini ve yaşam süresini doğrudan etkileyen güçlü bir tedavi yöntemidir” değerlendirmesinde bulundu.

Türkiye nüfusunun %30’u obez

Türkiye nüfusunun yaklaşık %30 civarı, yani her 3 kişiden biri obez veya fazla kilolu olarak bildiriliyor. 2023 TÜİK verilerine göre, 15 yaş ve üzeri yetişkinlerde obezite oranı %20.2 olarak bildirilmiş. Uzmanlar, bu tablonun yalnızca yaşam kalitesini değil, kalp-damar hastalıkları, tip 2 diyabet ve hipertansiyon gibi kronik rahatsızlıkların görülme sıklığını da ciddi biçimde artırdığına dikkat çekiyor. İşte bu noktada, modern obezite cerrahisinin özellikle laparoskopik yöntemlerle sunduğu avantajlar öne çıkıyor.

Prof. Dr. Sabahattin Destek, Türkiye’de obeziteyle ilişkili hastalık yükünün artmasının cerrahi tedavileri kaçınılmaz hale getirdiğini belirterek, “Laparoskopik obezite cerrahisi, hem hasta güvenliği hem de iyileşme süreci açısından günümüzün en etkili tedavi seçeneklerinden biri. Doğru hasta grubunda uygulandığında, yalnızca kilo kaybı değil, obeziteye bağlı hastalıklarda da kalıcı iyileşme sağlanabiliyor” ifadelerini kullandı.