“Öğretmenim” kelimesi, bir çocuğun en çok güvendiği sesleniştir.
O kelime, anne sıcaklığından sonra gelen bir güven duvarıdır. Ancak ne yazık ki bazı eğitim kurumlarında, özellikle de rehabilitasyon merkezlerinde, bu güven duvarı her geçen gün biraz daha çatlıyor.
Kimi öğretmen ya da yönetici, kendi kişisel sorunlarını sınıfa taşıyor.
Kimi ise sessiz kalıp, yapılan haksızlıklara göz yumuyor. Daha da acısı; engelli bir çocuğa bile sabırla değil, öfkeyle yaklaşan, hatta şiddet uygulayan eğitimciler var. Bu tabloyu görmek, bir insanın yüreğini sızlatmaya yeter. Çünkü orası bir tedavi, gelişim ve sevgi yuvası olmalıydı — korku merkezi değil.
Rehabilitasyon merkezlerinde görev yapan herkesin bilmesi gereken bir gerçek var: Oradaki her çocuk, bir mucizedir. Onların bir tebessümü bile, saatler süren emeğin meyvesidir.
Ama bir öğretmen, kendi öfkesini ya da yaşam stresini o çocuğun üstüne yansıttığında, sadece bir kalbi değil, bir ilerleme umudunu da kırar.
Bazı kadın yöneticilerin “disiplin” bahanesiyle bu tür davranışlara göz yumması ise eğitimin vicdanına vurulmuş bir darbedir. Gerçek disiplin sevgiyle, gerçek eğitim sabırla kurulur.
Çocuklarımızı emanet ettiğimiz kurumlarda en çok aradığımız şey, bilgi değil; vicdandır.
Unutmayalım, engelli bir çocuğun kalbini kırmak, insanlığın en büyük sınavında sınıfta kalmaktır.