Eskiden, gazete ve mecmuaların yaygın olduğu dönemlerde köşe yazarlarının hafta sonlarında yazılarını okuyucularının yorumlarına ayırdığı zamanları hatırlıyorum.
Hatta o köşelerin bazılarının adı “Okuyucudan Mektuplar” olurdu.
İşin doğrusu, ben köşe yazılarından çok bu yorumları merak eder, onları okurdum. Çok güzel fikirlerle tanışır, farklı bakış açıları görürdüm. Hatta bazen yazar, bir sonraki hafta kaleme alacağı yazıyı okuyucularından gelen bu yorumlardan hareketle oluştururdu.
Şimdilerde ise bu tür yorumları pek göremez olduk. Daha doğrusu, gazete okuma alışkanlığımızı da büyük ölçüde kaybettik.
Oysa gazete okumakla sosyal medya okumak aynı şey değildir.
Gazeteyi elinize alırsınız. Anlamadığınız bir şey varsa aynı sayfayı tekrar çevirir, yeniden okursunuz. Aradan biraz zaman geçer, kahvenizi yudumlarken bir kez daha göz atarsınız. Resimler bile insanı kendisine çeker. Hatta gazetenin kendine has kokusu bile okuyucusuna ayrı bir hoşluk verir.
Eskiden hemen hemen herkes arka cebinde bir gazete taşırdı. Hatta camiye gittiğinizde, ayakkabıların içerisinde gazeteleri görmek bile mümkündü.
Her kıraathanede mutlaka bir gazete bulunurdu. O gazete, sabahtan akşama kadar kim bilir kaç kişi tarafından okunurdu.
Şimdilerde ise bu alışkanlıklar neredeyse tamamen kayboldu. Yerini sosyal medya aldı. Artık gazeteler, köşe yazarları ve güncel konuların tamamı sosyal medya üzerinden takip ediliyor.
Bu meyanda, her köşe yazarının mutlaka takipçileri vardır. Eleştiri veya yorum alıyorlar mı, ne ölçüde alıyorlar, bilemiyorum. Ancak bana göre bir yazarın yazdıkları hakkında menfi veya müspet yorumlar alması son derece önemlidir.
Bizim de elhamdülillah sosyal medya üzerinden bizi takip eden okuyucularımız var.
Bunlardan biri de Ertan Yıldız kardeşimiz.
Geçtiğimiz hafta Yeni Çağrı Gazetemizde yayımlanan “Toplumsal Sorunlarımıza Sahip Çıkmak” başlıklı yazıma oldukça güzel ve yapıcı bir üslupla eleştiride bulundu. Kendisine buradan teşekkür ediyorum.
Ertan Bey şöyle diyor:
“Duyarlı ve örnek alınması gereken anekdotlara dayalı yazınızı keyifle okudum başkanım.
Garip olan, hepimizin kafa yapısının aynı güzergahta bileşimi; mağdur eden ve edilenlerin kenetlenip yeni bir kitle keşfetme macerasına atılması.
Gönül isterdi ki biraz da idarecilerimizden, onların doğru veya yanlış hükümlerinden harmanlama yaparak neyi nasıl yapsalar bu sorunları daha düşük seviyelerde tutabilirdik. Dinimiz için Allah’ın emrettiklerini ne kadar uygulayabiliyoruz ki? Edep, adap ve kıblesini şaşırmış toplumun ayağa kalkmasında aktif bir rol üstlenelim.”
Evet, değerli canlar…
Gerçekten de top yekûn bir hamleye ihtiyacımız var.
Bu konuda her birey, üzerine düşen vazifeyi yapmak durumundadır. Aynı şekilde devleti yönetenlerin de üzerlerine düşen sorumluluğu yerine getirmekle mükellef oldukları aşikârdır.
Devleti idare edenler, yapacakları yasal düzenlemelerle birçok olumsuz olayın önüne geçebilir.
Bana göre ilk olarak Siyasi Partiler Kanunu’ndan başlamak lazımdır.
Bugün hangi siyasi parti olursa olsun, çoğu zaman gerçek anlamda bir ön seçim yapılmadan belediye veya milletvekili adayları belirleniyor. Ön seçim yapılsa bile sonuçların nasıl değerlendirildiği konusunda kamuoyunda soru işaretleri oluşabiliyor. Neticede adaylar büyük ölçüde genel merkezlerin belirlediği yöntemlerle ortaya çıkıyor.
Oysa bir kişinin milletvekili adayı olabilmesi için öncelikle kendi mahallesinden, ilçesinden başlayarak gerçek bir seçmen desteği ortaya koyması gerektiğini düşünüyorum.
Bir süreç içerisinde seçim yapılmalı, adaylar yarışmalı ve netice itibarıyla kim daha fazla teveccüh görüyorsa o kişi aday olup Meclis'e gitmelidir.
Böyle bir sistemde milletvekili şöyle diyebilir:
“Benim arkamda seçmenim var.”
Genel merkez ağırlıklı bir atama sistemi olduğunda ise vekilin şu anlayışa sürüklenmesi mümkündür:
“Benim arkamda Genel Başkanım var; onun dediğinin dışına çıkamam.”
İşte burada milletvekili ile seçmeni arasındaki bağ zayıflamaktadır.
İkinci olarak, bölgesel ve yöresel koşullar mutlaka dikkate alınmalıdır. Yapılacak kanuni düzenlemeler, ülkenin farklı bölgelerinin gerçekleri göz önünde bulundurularak hazırlanmalıdır.
Devlet, ağırlığını her an vatandaşına hissettirmelidir. Bunun yolu ise büyük ölçüde denetimden geçer.
Denetim eksikliği; ekonomiden sosyal hayata, kültürden aile hayatına kadar her alanı etkiler.
Bugün bakıyorsunuz, bir yolsuzluk yapılıyor. Ancak ifşa edildiğinde ortaya çıkıyor ve mesele son noktaya kadar gidiyor. Oysa denetimler düzenli ve etkin bir şekilde yapılırsa, birçok yanlışın daha gerçekleşmeden önüne geçilebilir.
Yapılan yolsuzluklara baktığımızda, bunların içerisinde halkın seçtiği insanların da bulunduğunu görüyoruz.
Elbette görülen lüzum üzerine zaman zaman yasal düzenlemeler yapılıyor. Bunlar yeterli midir, değil midir? Bunu zaman gösterecektir.
Ancak burada çok önemli bir noktaya daha vurgu yapmak istiyorum:
İyi bir toplum, iyi bir eğitimden geçer.
Bunun için fen ilmi ile dinî ve ahlaki eğitimin birbirinden kopuk değil, insanın bütünlüğünü gözeten bir anlayış içerisinde ele alınması gerektiğini düşünüyorum.
Yani demem o ki:
Herkesin başına bir polis dikemezsiniz. Ama herkesin kalbine Allah korkusunu veya Allah sevgisini yerleştirebilirsiniz.
Asıl mesele de budur.
Çünkü insan yalnızca dışarıdan denetlendiği için doğru davranıyorsa, başında denetleyen olmadığında yanlış yapma ihtimali her zaman vardır. Fakat kişinin vicdanında güçlü bir ahlaki sorumluluk ve Allah bilinci varsa, kimsenin görmediği yerde dahi doğruyu yapmaya gayret eder.
Elbette hukuk devleti olmak kolay değildir. Bunun için zamana, sağlam kurumlara, adalete, liyakate ve toplumun tamamının ortak iradesine ihtiyaç vardır.
Peki nedir hukuk devleti?
Hukuk devleti; hukuk kurallarına bağlı olan, vatandaşlarına tam bir hukuki güvenlik sağlayan ve devletin bütün güçlerinin bağımsız yargı denetimine tabi olduğu demokratik sistemdir.
Devletin güçlü olması kadar, hukukun güçlü olması da önemlidir.
Çünkü güçlü devlet, güçlü hukuk ve bilinçli toplum bir araya geldiğinde; yolsuzluğun, haksızlığın, adaletsizliğin ve toplumsal yozlaşmanın önüne geçmek daha mümkün hale gelir.
Umarım Ertan Bey kardeşimizin samimi ve yapıcı değerlendirmelerine bu yazıyla bir nebze olsun cevap verebilmişimdir.
Kendisine tekrar teşekkür ediyor, bütün okuyucularımızı da farklı düşüncelerini, eleştirilerini ve önerilerini paylaşmaya davet ediyorum.
Çünkü inanıyorum ki iyi niyetle yapılan her eleştiri, daha güzelini ortaya koymak için bir fırsattır.
Selam ve muhabbetlerimle…