ONUN TEK VE EN ÖNEMLİ MESELESİ VATANDI!.

Türk Milleti tarih sahnesinde var olduğundan beri; yediden yetmişe vatanı, milleti ve inancı için malını ve de en kıymetli olan canını vermekten asla kaçınmamıştır. Beş bin yıllık ömre sahip bu millet 2235 yıllık güçlü devletler kurma disiplinine sahiptir. Bu günde Türkiye Cumhuriyeti olarak gücünü bütün dünyaya ispatlayarak yaşamaktadır.

Bu ömrü ve bu gücü elden tutmak için binyıllardır; yüzlerce büyük savaşlara girmiş yüz milyonlarca vatan evladını bu uğurda şehit vermiştir. İşte birçoğu cephelerde başarılı olduğu gibi cephe sonrasıda milletinin hür ve onurlu yaşaması için mücadeleye devam etmiş, bu uğurda şehit olmuşlardır. İşte o milyonlarda birisi de hem kendisi hem de 27 çalışanıyla birlikte şehit olan Nuri Killigil Paşa’dır.

Hakkında çok fazla bilgiye sahip olmadığımız, oysa yakın tarihimizde yaptıklarıyla hayli önem taşıyan bir isim Nuri Paşa. İyi bir kumandan, vatansever bir asker, Bakü’nün kurtarıcısı ve Türkiye’de silah sanayiinin öncüsü. Nuri Paşa kimdir? Tarihimiz için neden bu denli önemli bir isim olmuştur?

Enver Paşa’nın kardeşi, Kut’ül Ammare’de İngilizleri mağlup ederek Batı emperyalizmine darbe vuran Halil Paşa’nın (Kut) yeğeni Nuri Killigil, 1890’da Manastır’da doğar. Rütbesi Teğmen iken 1911’de Trablusgarp Savaşı’na katılır ve İtalya’ya karşı savaşır. I. Dünya Savaşı’nda Kuzey Afrika’da bulunan Osmanlı Ordusu’nun en üst düzey kumandanı olarak görev yapar. Nuri Paşa; “idealist bir Türk milliyetçisidir.” Birinci Dünya Savaşı’nın sonuna doğru, 1918’de Kafkas İslam Ordusu Komutanı olarak Bakü’yü Ermeniler’in ve Ruslar’ın işgalinden kurtaran Nuri Paşa, Azerbaycan’da “Bakü Fatihi” olarak nam salmış bir isim. Azerbaycan halkının ona derin bir muhabbet beslediği bir kahramandır. Azerbaycan’da adına marşlar yazılmış, onlar için adeta efsaneleşmiş bir kahramandır Nuri Paşa ve o tarihte 29 yaşında genç bir kumandandır.

Karabağ’a kadar olan bölgeyi fetheden Nuri Paşa, Enver Paşa’dan savaşın bittiğini ama ateşkes masasına elimizin güçlü olarak oturmamız gerektiğini, bunun için de gerekirse Azerbaycan hükümet şeklini Osmanlı Devleti’ne benzer şekilde biçimlendirilmesi ve devlette söz sahibi olması gerektiğini bildirdiği telgrafı alır. Ama İstanbul’da kurulan yeni hükümet orduyu tasfiye etmesi gerektiği ve başkente geri gelmesini kesin bir emirle bildirir. Nuri Paşa, Trabzon’a, oradan da deniz yolu ile İstanbul’a gelir. Vapurdan indiğinde polisler tarafından tutuklanarak ünlü Bekir Ağa Bölüğü’ne gönderilir. Ertesi gün İngilizler’e teslim edilir. İngilizler, adından bile korktukları Nuri Paşa’yı Batum’daki Ardahan Kışlası’na hapsederler. Yalnız, Paşa’nın burada olduğunu duyan Azerbaycan ve Batumlular Paşa’yı kaçırmaya karar verirler ve 8 Ağustos 1919 gecesi başarılı olurlar.

TBMM tarafından İstiklal Madalyası’yla onurlandırılan Nuri Paşa, Türk savunma sanayiinin öncüsü ve ilk silah fabrikasının da sahibidir. Onun tek ve en önemli meselesi vatanıdır. Kendi vatanı değil sadece, Nuri Paşa zulme uğrayan, topraklarını savunmaya çalışanlara karşı yardım etmeyi de görevlerinden biri sayar. Nuri Paşa, dünyanın savaşlarla meşgul olduğu yıllarda topraklarını koruyabilmek için çaba sarf ederek bir fabrika kurar. 1930’larda kurduğu bu fabrika, Türk silah endüstrisinin ilk taşı aynı zamanda. Fabrika, görünüşte madeni eşya fabrikasıdır tabii fakat devlet desteğiyle silah üretmektedir.

Türkiye’nin ilk özel savunma sanayi şirketi olan bu fabrika, ülkenin silah endüstrisindeki ilk ve en mühim adımı olur. 400 tezgâh ve 500 işçinin çalıştığı, tamamen yerli silah ve mühimmatların üretildiği, bu mühimmatların da Türkiye’nin yanı sıra birçok devlete satıldığı bir fabrikadır. Nuri Paşa’nın daha sonraki zamanlarda yapmak istediği şey top mermisi, hatta tanktır. Böylelikle hem ordunun ihtiyacını karşılayacak hem de ülkesinin savunma sanayiinde tam manasıyla bağımsız olmasını sağlayacaktır.

Nuri Paşa, Sütlüce’deki bu silah fabrikasında, çizimini bizzat yaptığı ve kendi adını verdiği Nuri Killigil Tabancası’nı üretir. Yarı otomatik ve 9 milimetre çapındaki bu ilk yerli ve milli tabanca o yıllarda dünyanın en iyi silahları arasında gösterilir. Nuri Paşa’nın başarıları; bağımsız ve güçlü bir Türkiye istemeyenleri hayli rahatsız eder. Bir süre sonra Nuri Paşa baskılardan dolayı fabrikasında silah üretemeyeceğini açıklar; fakat üretim gizlice devam eder.

Nuri Paşa’nın Cumhuriyet’in ilk yıllarında kurduğu silah fabrikası, Arap-İsrail savaşında Arap orduları için silah ve cephane üretir. Bu sırada BM Güvenlik Konseyi, Suriye ve Mısır’a silah ambargosu koyar. Fakat Nuri Paşa bu karara rağmen ambargoyu delerek silah ve mühimmat sevkiyatına devam eder. Bu sevkiyat, İsrail’in ve İsrail ile arayı iyi tutmaya çalışan hükümetin o dönemki menfaatlerine ters düşer. Nuri Paşa, BM’nin kararını tanımayarak ve ABD’nin İsrail siyasetine karşı durarak; Filistin halkının direnişini, onların hak ve özgürlük mücadelesini direnişçilere silah göndererek destekler.

2 Mart 1949 Çarşamba günü saat 17:10’daİstanbul’un her yerinden duyulan korkunç bir patlama meydana gelir. Sütlüce’deki silah fabrikasıdır patlayan. İlk patlamadan sonra alevler cephane deposuna sıçrar, mermiler yanmaya ardından da infilak etmeye başlar. Nuri Paşa da o esnada fabrikadadır ve 27 arkadaşıyla birlikte yanarak can verir. Patlamalar sabaha kadar devam eder. O gün yağan yağmur, yangının söndürülmesine bir nebze de olsa yardımcı olur. Öyle korkunçtur ki patlama, üzerinden bir gün geçmiş olmasına rağmen barut kokusu Galata Köprüsü’nden bile hissedilir. Nedeni hâlâ bilinmeyen bu patlamanın kim ya da kimler tarafından ve ne sebeple gerçekleştirildiğinin cevabı bulunamadı ve bu korkunç olay da tarihin karanlığına gömülüp gitti.

Nuri Paşa, meydana gelen patlamanın tam merkezinde bulunuyordu. Bu yüzden infilakın şiddetiyle vücudu parçalara ayrılarak çevreye savruldu. Üst üste meydana gelen patlamalarla, her taraf fabrikanın enkazı ve molozlarla doldu. İnfilâk sırasında ölenlerin ceset parçaları fabrika enkazına karıştı. Kime ait olduğu belli olmayan kol ve bacaklar, yanarak kömürleşmiş ceset parçaları ortalıktaydı. Facia mahallinde yapılan aramalarda Nuri Paşa’nın cesedinin ana gövdesine ulaşılamadı. Fakat kolunun yarısı, elleri, ayağı ve bazı vücut aksamı ve çeşitli eşyaları bulunabildi. Ceset parçaları topluca morga kaldırıldı. Paşa’nın ana gövdesi 20 gün sonra ortaya çıktı. Kimlik tespiti için birkaç gün halka gösterildi ve 7 Mart günü üç ayrı tabutun içine paylaştırıldı. Nuri Paşa’nın ölümü kadar sonrasında yaşananlar da çok tartışılır. Zira o tarihte İstanbul Müftüsü olan Ömer Nasuhi Bilmen, Nuri Paşa’nın cenazesi için namaz kılınamayacağına dair bir fetva verir.

Ömer Nasuhi Bilmen, “Büyük İslâm İlmihali’ adlı eserinde” ölmüş olan bir Müslümanın başı ile beraber vücudunun çoğu bulunması durumunda cenaze namazının kılınabileceği şöyle açıklanıyor: “Ölmüş olan bir Müslümanın başı ile beraber vücudunun çoğu bulunuyorsa yıkanır; kefenlenir ve namazı kılınır. Fakat başsız olarak yalnız vücudun yarısı bulunsa veya gövdesinin çoğu kaybolmuş olsa yıkanmaz, kefenlenmez ve üzerine namaz kılınmaz. Bir beze sarılarak gömülür.” Ancak, Nuri Paşa olayının bu dini mütalaa ile ilgisi yok. Sütlüce infilâkı enkazından toplanan ceset parçalarının tamamının cenaze namazı kılındı. 7 Mart’ta cenaze namazı kılınan 3 tabut içinde 15 kişiye ait kimliği belirsiz ceset parçaları vardı.

Nuri Paşa’nın mezarı, uzun araştırmalar sonucunda Edirnekapı Mezarlığında bulundu. Yıllar içinde bakımsızlığa ve kimsesizliğe terk edilen mezar onarıldı ve yarım asırdan daha fazla bir zaman sonra Paşa’dan helallik istendi. 28 Eylül 2016 tarihinde düzenlenen törende Nuri Paşa’nın mezarına Bakü ve dede yurdu olan Kastamonu’dan getirilen topraklar serpildi. Bu kahramanları; nesilden nesil anlatmak ve tanıtmak bizler için bir görev olsun diyorum. Çünkü hür ve onurlu yaşıyorsak onların fedakarca verdikleri mücadele sayesindedir.