Değerli okurlarım,
Bu haftaki yazım, günümüzün çok önemli olan konularından biri olan toplumda eğitilen ve rol model olması gereken kadınlarımızın geldiği durum.
Evet, iki bin yılından önce eğitim hakkından mahrum bırakılan sayısızca kızlarımız vardı. Fakat daha sonra milenyum yıl dediğimiz iki bin ‘den sonra akademik eğitim haklarını eline alan kızlarımız aileleri tarafından okula gönderildiler. Ancak onlar eğitim haklarını ve kendi maddi özgürlüklerini kazandıktan sonra bir kısmı maalesef gerek maddi gerekse manevi konularda eline aldıkları özgürlük panoramasıyla birçok değişime uğradılar.
Bu değişimler; ebeveynlerine karşı saygısız tavırlar, eş beğenmemek, evlenme yaşının kız ve erkeklerde otuz ile kırk yaşa yükselmesi, bir ya da iki çocuk yapmaları ve en önemlisi evlenme durumunda ise evi, arabası her şeyi tamam olması isteği... Bu istenilen konforlu bir yuvanın kurulması için gerekenlerin birlikte çalışıp yapılması değil evlendikleri zaman gerek kız tarafı gerekse erkek tarafının her şeyi eksiksiz yapması. Bunları yapmak içinde bir çalışanında en az on beş yıl çalışması lazım.
Bu değişim aslında bireysel özgürlüğün ve karar mekanizmalarının güçlenmesiyle alakalı. Kız çocukları kendi ekonomik bağımsızlıklarını kazandıkça, hayatlarını daha fazla kendileri şekillendirdi. Geç evlenme ya da evlilikte daha seçici olma gibi durumlar, aslında kendi mutluluklarını ve uyumlarını daha çok önemsediklerini göstermeye başladılar. Bence bu, toplumsal dönüşümün doğal bir sonucu ve bireylerin kendi yaşamlarını daha bilinçli şekilde inşa ettikleri bir süreçte diyebiliriz. Elbette kadınlarımızın maddi ve eş seçimi konusunda geldiği nokta doğru ve yapıcı bir durumdur.
Fakat kızların, kadınların genellikle sabretmeme, tahammülsüzlük yani erkek tarafının bir şey söylememe ve baskıcı bir durumla karşı karşıya gelmeleri birçok yuvanın yıkılmasına neden oldu. İşte, 'Ben seni terk ederim. Benim nasıl olsa maddi olarak sana ihtiyacım yok. Senin ağzının kokusunu çekemem" gibi söylemler başlandı. Bu tür durumlar tabii ki sağlıklı bir ilişkiyi zorlar ve evlilik dediğimiz bir yuvayı yıkmaya götürür. Ki zaten boşanmalarda bu durumlar yüzünde çoğaldı. Ne kadar eğitimli kadınlar olursa olsun, ekonomik özgürlük ölçüsünü, empatiyi, saygıyı ve sabrı ortadan kaldırmamalıdır. Güçlenmiş bireylerin daha iyi iletişim kurması beklenir. Kendi maddi gücü olan birinin, partnerini hor görmesi bence de sağlıklı değil. Burada dengeyi kurmak önemli. Yani hem bireysel güç hem de karşılıklı anlayış, ilişkilerin temelini oluşturmalıdır. Yani güç, saygıyı da beslemeli, yok etmemelidir.
Bir taraftan da erkeklerin de kadınların kendi maddi özgürlükleri eline aldıkları zaman erkeklerde de kıskançlık, çekememezlik, kadını aşağılayıcı gibi bir durumda ortada ne yazık ki! Bu da aslında toplumsal roller ve beklentilerle ilgili köklü algılardan kaynaklanıyor. Erkekler de bu değişime uyum sağlarken bazen kendi kimliklerini de sorgulayabiliyorlar. Bence burada önemli olan, her iki tarafın da birbirini bir rekabet unsuru olarak değil, bir ortak olarak görmesi. Kadınların ekonomik güçlenmesi, erkeklerin değerini azaltmaz; tam tersine, eşit bir ortaklık ortamı yaratabilir. Bu da karşılıklı anlayış ve iletişimle aşılabilecek bir durumdur.
Kadınlarımız, hem kendi isteklerini hem de aile dinamiklerini göz önünde bulundurarak, eşit bir iletişimle hem eşlerine hem de çocuklarına karşı destekleyici ve anlayışlı olabilirler. Yani bir nevi, maddi güçlerini bir hâkimiyet aracı değil, daha sağlam ve sevgi dolu bir ortam yaratmak için kullanmalılar.
Allah'a emanet olun