Dr. Fahri Karakaş ile gençlik, üretim ve yapay zekâ üzerine
Dijital çağın en dikkat çekici figürlerinden biri olan Dr. Fahri Karakaş, özellikle gençlerle kurduğu doğrudan ve samimi bağla öne çıkıyor. Klasik akademik dilin ötesine geçen anlatımı, onu “eli sopalı hocalar” çizgisinden ayırırken; önerileriyle, sorgulamaya teşvik eden yaklaşımıyla geniş bir kitleye ulaştırıyor.
Onunla üretmenin anlamını, yapay zekânın eğitimdeki yerini ve genç zihinlerin farklılığını konuştuk.
– İzleyicilerinizin büyük çoğunluğu gençlerden oluşuyor. Yorumlarda da sıkça gördüğümüz gibi, klasik “mesafeli hoca” profilinden ziyade onların diline yaklaşan, samimi bir rehber olarak seviliyorsunuz. Üretmenin anlamı sizce nedir? İnsan neden üretmelidir?
Çok teşekkür ederim. Hiç edit yapmadan içimden geldiği gibi konuşmak istediğim için YouTube kanalımı açtım. Samimi geliyorsa ne güzel. Bana da konuşmak çook iyi geliyor.
Üretmek, insanın dünyaya attığı imza. Sadece para kazanmak, kariyer yapmak ya da görünür olmak değil. Üretmek, “ben buradaydım ve boş geçmedim” diyebilmek, yarınlara kendi dijital günlüğünüzü bırakmak bence. Paylaştıkça hayatımız da zenginleşiyor, beynimiz sahici dopaminden besleniyor. Bu yüzden mutlaka üretici tarafa sıçramalıyız, ufacık da olsa. Aradan çıkarmalıyız.
Bir insan tüketerek ömür boyu yaşayabilir. İzler, kaydırır, satın alır, yorum yapar, bekler. Ömrün böyle geçebilir, ama hep bi şeyleri kaçırırsın ve günün birinde pişmanlık gelir üzerine. Ama üretmeye başladığın anda seyirci koltuğundan kalkarsın ve gerçekten oyuna girersin, bu heyecanı bence mutlaka tatmalısın. Düşmeli, hata yapmalı, saçmalamalı, ama hep başrolde olmalısın. Hayatın tribünlerinden sahasına inmelisin. Hayatının başrolü sensin, başrol gibi davran.
Üretim sadece şirket kurmak ya da kitap yazmak değil. Bir fikir üretmek, problemi çözmek, daha iyi sorular sormak, karalama yapmak, hepsi üretimdir. Ailende, kurumunda, etrafında yeni bir kültür başlatmak da üretimdir.
Üretmeyen zihin zamanla paslanır. İçeride biriken enerji yön bulamazsa kaygıya ve depresyona dönüşür. Potansiyel kullanılmadığında huzursuzluk üretir. Birçok insan mutsuz değildir aslında, kullanılmamış kapasitesinin gürültüsünü yaşıyor. Bu yüzden hemen harekete geçmelisin, uyduruk da olsa üretmelisin, 5 saniyede harekete geçmelisin, delimanyak olmalısın.
Üretmek aynı zamanda terapim benim. Dağılmış zihnimi toplar. Anlamsız günümü anlamlı kılar. Kırık özgüvenimi onarır. İnsan kendine en çok şunu kanıtladığında güçlenir: “Düşündüğüm şeyi gerçeğe çevirebiliyorum.”
Yeni çağda en büyük ayrıcalık diploma değil, üretkenlik refleksidir. Bir fikir aklına geldiğinde onu hayata geçirebiliyorsan, geleceğin dilini konuşuyorsun demektir. Hemen üret, çok da düşünüp durma, ne yapacaksan hemen yap, bitti gitti.

– Yeni çağda teknoloji baş döndürücü bir hızla ilerliyor. Buna rağmen birçok akademisyen yapay zekâyı eğitim sisteminin dışında tutmaya çalışıyor. Siz ise tam tersine bunun entegre edilmesi gerektiğini savunuyorsunuz. Akademik dünyaya bu konuda ne söylemek istersiniz? Sizce yapay zekâ eğitim sistemine nasıl sağlıklı bir şekilde entegre edilebilir?
Yapay zekâyı eğitimden uzak tutmaya çalışmak, hesap makinesini matematikten kovmaya benziyor. Tarih boyunca her yeni araç önce korku üretti. Matbaa geldiğinde de korktuk ne oldu, bedelini halen ödüyoruz. İnternet geldiğinde de küçümsendi. Şimdi aynı refleksi yapay zekâda görüyoruz.
Sorun yapay zekâ değil. Sorun, eski sistemlerin yeni araçlar karşısında çıplak kalmasıdır.
Uzun yıllar eğitim sistemleri bilgi ezberlemeyi ödüllendirdi. Halen de aynı tas aynı hamam. Eğitim sistemlerinin değişebileceği konusunda ciddi şüphelerim var, bunu başarsalar bile bence çok geç kalacaklar. Eğitim dünyası gerçeklerden giderek kopuyor, tamamen anlamsız işlerle uğraşıyorlar.
Boş boş bilgiler, ezberlesen ezberletsen ne olacak. Anlamsız. Bir öğrenciye artık “Bunu hatırlıyor musun?” diye sormak yerine, “Bunu yorumlayabiliyor musun?”, “Bağ kurabiliyor musun?”, “Yeni bir şey üretebiliyor musun?” diye sormamız gerekiyor.
Yapay zekâ eğitimde üç büyük devrim yaratıyor:
1. Kişiselleştirilmiş öğrenme
Her öğrencinin ritmi, ilgisi, eksiği farklı. Yapay zeka kişiye özel öğretmen gibi çalışabilir. Bir öğrencinin anlamadığı konuyu beş farklı şekilde anlatabilir.
2. Öğretmenin zamanını özgürleştirme
Rutin notlama, tekrar eden idari işler, standart geri bildirimler otomasyona devredilir. Böylece öğretmen asıl odaklanması gereken şeylere odaklanır: ilham verme, mentorluk, karakter geliştirme, sentez, yorumlama, kritik düşünme, üst düzey problem çözme, bu becerileri öğretme vs.
3. Düşünme kalitesini yükseltme
Öğrenci artık yalnız cevap arayan biri değil, iyi soru soran biri olur. Yapay zekâ ile tartışabilir, senaryo kurabilir, fikir test edebilir.
Yapay zeka öğretmenin yerine geçmemeli, öğretmeni büyütmeli. İnsan dokunuşu, etik rehberlik, karakter inşası ve anlam üretimi hâlâ insana ait olmalı.
Akademik dünyaya çağrım: Yapay zekayı yasaklamak yerine, öğrencileri onun efendisi yapın. Araçtan korkan sistemler küçülür, aracı yöneten sistemler ise büyür.
– Son dönemde özellikle gençler arasında sıkça konuşulan bir konu var: ADHD. Siz de zaman zaman bunun bir “eksiklikten” çok farklı bir zihinsel yapı olabileceğine değiniyorsunuz. Bunu bir dezavantajdan ziyade bir ayrıcalık olarak görmek mümkün mü?
Önce dengeli konuşayım. ADHD birçok insan için gerçekten zorluklar içerir. Odaklanma, planlama, sürdürme, günlük düzen gibi alanlarda ciddi mücadeleler olabilir. Bunu romantikleştirmek doğru olmaz.
Fakat tek hikâye bu değil.
Modern toplum uzun süre tek tip zihin tasarladı: Sessiz otur, aynı şeye uzun süre bak, çizgide kal, standart ritimde ilerle. Bu kalıba uymayan zihinler hemen “sorunlu” ilan edildi.
Oysa bazı zihinler düz çizgi değil, yıldırım gibi.
ADHD profiline sahip birçok kişide şunları görüyoruz:
· Yüksek fikir üretimi
· Hızlı bağlantı kurma
· Krizde çeviklik
· Yüksek enerji dönemlerinde olağanüstü üretim
· Merak patlamaları
· Rutin yerine yenilikte parlama
Yani mesele bazen bozukluk değil, uyumsuz çevredir.
Balığı ağaca tırmandırmaya çalışırsanız yetersiz görünür. Ama suya bıraktığınızda şiir yazar.
Gençlere önerim şu: Kendinizi etiket olarak taşımayın. Kendi kullanım kılavuzunuzu yazın. Hangi saatlerde daha iyisiniz? Hangi ortamda odaklanıyorsunuz? Hangi projelerde hiperfokus açılıyor? Hangi sistemler sizi çökertiyor? Buna göre kendi yoğurt yiyişinizi bulmalısınız.
Bazı insanlar saat gibidir, bazıları havai fişek. Toplum saatleri sever ama bazen geleceği havai fişekler aydınlatır.

– Bugünün dünyasında insanlar sürekli “kendini bul” baskısıyla yaşıyor. Fakat belki de sorun kendini bulamamak değil, sürekli “bir şey olmak zorundaymış gibi” hissetmek. Sizce insanın kendini araması mı daha önemli, yoksa kendini icat etmesi mi?
Bu bence çok önemli bir soru. Çünkü “kendini bul” cümlesi bazen yanıltıcıdır. Sanki bir yerde hazır paket bir benlik var da gidip raftan alacağız gibi.
İnsan çoğu zaman bulunmaz. İnşa edilir.
Kimliğimiz sabit bir heykel değil, yaşayan bir atölye gibi. Deneyimler, cesaretler, kayıplar, seçimler, vazgeçişler, hayaller, hayal kırıklıkları, kazıklar, tekrar başlayışlar… Bunların toplamı oluruz.
Ben gençlere “kendini bulmaya çalışma” demiyorum. Ama sadece içeri bakarak ömür geçirme diyorum. Çoğu zaman kim olduğunu düşünerek değil, bir şey yaparak öğrenirsin.
Yazarken içindeki yazarı keşfedersin.
Girişimde bulunurken cesaretini keşfedersin.
Sevdiğinde kalbini keşfedersin.
Kaybettiğinde gücünü keşfedersin.
Yani kimlik çoğu zaman eylemin çocuğudur.
Ayrıca sürekli “bir şey olmalıyım” baskısı çağımızın görünmez zehridir. İnsan olmak yerine unvan olmaya çalışıyoruz. Oysa hayat CV değildir.
İnsanın yapması gereken şey biri gibi davranmayı bırakmak ve yüzde yüz kendisi olmak.
Kendini icat etmek, maskeler takmak değil. Bırak maskeleri. Bilinçli seçimlerle kendi karakter mimarın ol.
– Son olarak, sizin bakış açınıza sahip olmak, dünyayı sizin gibi çok katmanlı ve sorgulayıcı bir yerden okuyabilmek isteyen gençlere ne söylemek istersiniz?
Önce şunu söyleyeyim: Benim gibi düşünmeye çalışmayın. Kendiniz gibi derin düşünün. Dünyanın kopyalara ihtiyacı yok. Orijinal zihinlere ihtiyacı var.
Yapay zekayı kurcalayın, ama sürekli sorgulayın. Siz yapay zekanın üstüne binin, o size binmesin. Çıktıları kendi süzgecinizden geçirin. Yapay zekanın ürettiklerinin üzerine kendi sesinizi, sazınızı, sözünüzü, insanlığınızı, tecrübenizi, sorgulamalarınızı, hayal gücünüzü ekleyin.
Daha çok katmanlı düşünmek isteyenlere birkaç önerim var:
Her şeyin ikinci hikâyesini sorun. Bir olay olduysa, görünen sebep dışında görünmeyen neler var? Buzdağının görünmeyen kısımlarına katmanlarına bakın.
Aynı anda farklı dünyalara girin. Sadece kendi alanınızı okumayın. Psikoloji okuyun, ekonomi okuyun, tarih okuyun, sanat izleyin, teknoloji takip edin. Büyük fikirler sınır kapılarında doğar.
Popüler olana hemen teslim olmayın. Kalabalık çoğu zaman geç kalmıştır.
Üretmeden düşünmeyin. Yazarak, anlatarak, inşa ederek düşünün. Üretim düşüncenin laboratuvarıdır.
İç sesinizi koruyun. Dijital çağ herkesin sesini büyüttü, insanın kendi sesini kıstı. Zaman zaman sessizlik lüks değil, ihtiyaçtır.
Ve son olarak:
Hayat size hazır bir rol vermeyebilir. Bu özgürlüktür.
Bazı insanlar yolu takip eder. Bazıları kendi yolunu kendisi icat eder ve çizer.
Yeni çağ, ikinci gruba daha cömert davranacak.
Dr. Karakaş’ın yaklaşımı, klasik cevapların ötesine geçiyor. Onun dünyasında mesele yalnızca bilgi aktarmak değil; düşünme biçimini dönüştürmek.
Belki de bu yüzden gençler onu sadece dinlemiyor—anlamaya çalışıyor.
Çünkü bu yeni çağda asıl farkı yaratan şey, ne bildiğimizden çok…
nasıl düşündüğümüzdür.Röportaj için kendisine Yeniçağ gazetesi ailesi olarak teşekkür ediyoruz