Filistin, geçmişi tarih öncesi dönemlere uzanan ve asırlardır birçok medeniyete ev sahipliği yapmış bir yerdir. Üç semavi din için de mukaddes sayılan Kudüs'ü çevreleyen Filistin topraklarında tarih boyunca da bu yüzden kan ve gözyaşı hiç durmamıştır.
Kudüs merkezli Filistin toprakları MÖ 2000 yıllarında Arapların, MÖ 1800'de Hititlerin, MÖ 1286'da da Mısır’ın hakimiyetine girdi. Bunların ardından Hz. Musa öncülüğündeki İsrailoğulları buraya yerleştiler. Hz. Davut ve Hz. Süleyman'ın yönetimi altında idare edilen bölgede işgallerle dolu yıllardan sonra MÖ 64'te Roma'nın egemenliği başladı ve bu dönemde 30 yıllarına kadar Hz. İsa vardı. Filistin toprakları 395'te Bizanslıların eline geçti, 637 yılını takiben tümüyle İslam hakimiyetine girdi. Haçlıların işgal ettiği Filistin’i 1187 yılında Selahaddin Eyyubi İslam Dünyası’na hediye etti. Filistin önce Emeviler, ardından Abbasiler, Fatımiler ve Selçuklular dönemlerini yaşadı ve 1516'da Osmanlı toprağı oldu. Yahudilerin Filistin hayali ise tarihin hiçbir döneminde bitmedi.
1850'li yıllara gelindiğinde Osmanlı Devleti’nin başında Sultan Abdülmecid vardı ve Osmanlı Devleti o dönem iflasın eşiğindeydi. Her ne kadar Abdülmecid dış borçlanmaya karşı olsa da dönemin şartları devleti buna götürecekti. 1853 yılında patlak veren Kırım Savaşı durumu tamamen Osmanlıların aleyhine çevirdi, bu savaşın sonucunda Osmanlı hazinesinin savaş giderlerini karşılaması mümkün değildi. Neticede ilk dış borçlanma 1854 yılında İngiltere'den alınmıştır ve Osmanlı bu dış borçla birlikte bütün hazinesiyle Avrupalı devletlerin tahakkümü altına girmişti. İşte bu borçlanmanın perde arkasında, İngiltere hükümetinin finansörü tahmin edebileceğiniz üzere Rothschild bankacılık hanedanıydı.
Bu bankacılık hanedanı, tarihleri boyunca İsrail Devleti’ni kurabilmek için Osmanlı Devleti’nin komşu ülkelerini finanse edip, bu ülkelerin Osmanlı’ya karşı sürekli savaş açmalarına neden oldular. Bu durumun sonucunda Osmanlı hem askeri olarak hem de ekonomik olarak sürekli yıprandı.
1896 yılından sonra aslen gazeteci olan Theodor Herzl önderliğinde dünyaya yayılan Yahudilerin tekrar Filistin'de toplanıp bir devlet kurması için çalışmalara başlandı. Siyonistler hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla Avrupa'da örgütler kurdular ve fonlar oluşturdular. Tabii bu fonların arkalarında belli güçlü aileler vardı, bu yazımda da yer verdiğim Rothschild bankacılık hanedanı gibi.
Yine Theodor Herzl 1901 yılında Sultan II. Abdülhamid ile yaptığı bir görüşmede gizli kalmak şartıyla Avrupa borsasını ellerinde tutan Yahudilerin Osmanlı İmparatorluğu'nun bütün borçlarını ödemesi karşılığında, Yahudilere Siyonist İsrail Devleti kurabilmek için Filistin'de bir yurt verilmesini teklif etti.
Sultan II. Abdülhamid ise bu teklife şöyle cevap verdi,
“Ben bir karış dahi toprak satamam. Zira o bana değil halkıma aittir. Onlar bu imparatorluğu kurup kanlarıyla mahsuldar kıldılar. Onu, bizden koparılmadan önce üzerini kanımızla bir kere daha kaplamayı biliriz.”
Burada da Herzl’in arkasındaki Yahudi finansör yine Rothschild Yahudi bankacılık hanedanıydı.
“İsrail’i biz kurduk ve bu plana ulaşmak 3000 yıl sürdü.”
Jacob Rothschild tarafından söylenen bu cümlenin gerçekliği, gerçekten de Rothschildların yaptıkları ile kanıtlanır niteliktedir. Çünkü bu aile İngiliz hükümetine baskı uygulayarak Balfour Deklarasyonu’nun yayımlanmasını sağlayacaktı. Peki neydi bu deklarasyon?
“Saygıdeğer Lord Rothschild,
Majestelerinin hükümeti adına kabineye sunulan ve kabul edilen Yahudi Siyonist isteklerini sempati ile karşılayan müteakip deklarasyonu iletmekten memnuniyet duyarım.
“Majestelerinin hükümeti Filistin'de Museviler için bir milli yurt kurulmasını uygun karşılamaktadır ve bu hedefin gerçekleştirilmesini kolaylaştırmak için elinden geleni yapacaktır. Filistin'deki mevcut Musevi olmayan toplumların sivil ve dini haklarına başka ülkelerde yaşayan Musevilerin sahip oldukları hak ve politik statülerine zarar verecek hiçbir şeyin yapılmayacağı açıkça anlaşılmalıdır.”
Bu deklarasyonu Siyonist federasyonunun bilgisine sunmanızdan memnuniyet duyacağım.
Saygılarımla Arthur James Balfour.”
Filistin topraklarındaki İngiliz manda yönetiminin temelini oluşturan bu deklarasyon, yine Filistin’de Siyonist İsrail Devleti’nin kurulmasının da temellerini atacaktı. Fark ettiyseniz de deklarasyonda devlet kelimesi kullanılmıyor ve milli yurt deniliyor. Bu bile o toprakların sahibinin kendileri olduğu düşüncelerini açık açık belirtiyor. Yahudi Devleti'nin hayata geçirilmesinde en esaslı rolü oynayan bu belgenin muhatabı da İkinci Lord Rothschild. Ve bu mektup İtalya, Fransa ve ABD’nin de desteğini almıştır.
Filistin, Osmanlı İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşı'ndaki yenilgisinin ardından bölünmüş ve İngiltere’nin yönetimine girmişti. Ve bu savaşın ardından da 1917 yılında yayımlanan bu deklarasyon ile İngiltere Filistin topraklarının kontrolünü eline aldı. Rothschildlar uzun yıllardan beri en ince detayına kadar planladıkları bu projeyi uygun zamanda ortaya koymuşlardır ve büyük stratejilerini yine kendi mesleklerine ve titizliklerine göre yürütmüşlerdir. Tabii burada Balfour Deklarasyonu’nu yayımlamaları sonucunda da Filistin topraklarında Siyonist İsrail Devleti’nin kurulması adına da İngiltere hükümetine iki milyon sterlinlik bir fon yarattılar.
Rothschildlar ile ilgili yazı serimin üçüncü ve son bölümü biraz daha Osmanlı Devleti ile ilgiliydi ve finali bu şekilde yapmak istedim. Bu aile ile ilgili çeşitli farklı söylentiler ile devam ederek, Rothschildlar ile ilgili inceleme yazıma son vereceğim.
Waterloo savaşında, İngiltere Prusya ittifakı ve Fransa arasındaki savaşta aile iki tarafı da finanse etti, öncelikle Napolyon’un kazandığı haberini yaydılar ve bunun sonucunda belirli hisseler dibe çöktü, elden çıkarılan bu dibe çöken hisseleri Rothschildlar topladı. Napolyon savaşı kaybedince de bu hisseler tavan yaptı. Yani hem borsa da hem de iki tarafa verdiği savaş kredileri ile kazandılar.
Amerika başkanı John Kennedy, Katolik’ti ve Yahudiler ile iyi geçinemiyordu. Rothschild ailesi ise Kennedy’nin Ortadoğu’da İsrail Devleti’ni kollayan bir tutum sergilemesini istiyordu. Ancak Kennedy tavrından vazgeçmedi, 22 Kasım 1963 gününde suikasta uğrayarak hayatını kaybetti. İşte bu suikastın arkasında da bu aile olduğu komplo teorisi güncelliğini koruyor.
Yine küresel tohum deposunun da bu aile tarafından yapıldığı söyleniyor. Aslında küresel tohum deposu dünyadaki bütün bitki tohumlarını muhafaza etmeyi amaçlayan bir projedir. Olası bir küresel afet halinde yeryüzündeki bitki türlerinin korunarak ve yeniden ekilebilmelerine olanak sağlamayı amaçlamaktadır. Dünyadaki pek çok zengin kişinin bir dağın altında kurulan bu depoya finansman sağladıkları da biliniyor. Ancak komplo teorisine göre olası bir Üçüncü Dünya Savaşı ya da küresel bir hastalıkta sadece belirli ailelerin girebileceği ve hayatta kalabileceği bir depo olarak kurulduğu ve depo finansörünün Rothschild ailesi olduğudur.
Bu aile ile ilgili en yaygın diğer söylenti ve komplo teorileri ise devletler arası savaşları teşvik etmeleri, İlluminati üyesi olmaları, bütün dünyanın finansal konumunu oluşturdukları global bankacılık hanedanlığı sonucunda kontrol ettikleri, çıkardıkları savaşlar ve virüslerle dünyada nüfusu azaltarak kontrol altında tuttuklarıdır. Tabii bunlar söylenti ve komplo teorilerinden öteye geçememiş durumlardır.
Umarım üç bölümlük Rothschild ailesi ile ilgili bu araştırma yazım sizlerin de bilgilenmesine vesile olmuştur.