Yaptığı çalışmalarla, düzenlediği etkinliklerle, yayınladığı kitaplarla “Şu Bizim Urumeli” coğrafyamızın kültürel zenginliğini yaşatmayı, gelecek kuşaklara aktarmayı, atayurt Balkanlarda kalmış soydaşlarımızın ve Türkiye’ye göçmek zorunda kalmış Rumeli kökenli vatandaşlarımızın sorunlarını dillendirmeyi ve bu sorunlara çözüm üretmeyi hedeflemiş olan Rumeli Balkan Stratejik Araştırma Merkezi RUBASAM’ın 15. Kuruluş yıldönümü Beyoğlu Öğretmen Evi’nin tarihi binasında düzenlenen bir etkinlikle kutlandı.
RUBASAM’ın kurucu önderlerinden olan ve yıllarca başkalığını üstlenen Süheyl Çobanoğlu’nun ve kurucu üyelerin ev sahipliğinde düzenlenen ve Batı Trakya Türklerinin efsanevi lideri Sadık Ahmet’in eşi Işık Sadık Ahmet’in onur konuğu olduğu “RUBASAM’ın 15. Kuruluş Yılı” etkinliğine, İyi Parti Genel İdare Kurulu Üyesi Emel Bilenoğlu, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Kutluk Kaan Sümer, Rumeli Balkan Dernekleri Federasyon Başkanı Saim Bıçak, Tek Rumeli TV Yönetim Kurulu Başkanı Atilla Baykal, ASAM başkanı Musa Serdar Çelebi, Avrasya Dernekleri Federasyonu Başkanı İsmail Cengiz, Çepni Dernekleri Federasyon Başkanı Muhammet Arif Genç, Gagavuz Türkleri Dernek Başkanı Necdet Ertuğrul ve Mustafa Kemal Derneği Başkanı Av. Emine Aygören ile Türk Dünyası’nın önde gelen sivil toplum kuruşları başkan ve üyeleri, siyasi parti temsilcileriyle seçkin konuklar katıldılar.
Etkinliğin açılış konuşmasını yapan RUBASAM Başkanı Süheyl Çobanoğlu, Rumeli kökenli vatandaşlarımızın 30 milyonu aşan nüfuslarına rağmen Meclis’te yeterince temsil edilmediklerini, bu nedenle de sorunlarını dile getirmekte zorlandıklarını vurgulayan bir konuşma yaptı. Çobanoğlu’nun ülkemizin çok önemli gerçeklerini satırbaşlarıyla dile getirdiği konuşmasını, önemi dolayısıyla fazlaca özetlemeden veriyoruz:
SÜHEYL ÇOBANOĞLU’NUN RUBASAM’IN 15. YILI KONUŞMASI
“İyi günde, kötü günde dertlerinizi ya da sevinçlerinizi paylaşacağınız dostlarınız yoksa, iyi şeylere sahip olmanın bir kıymeti yoktur. Ne mutlu bize ki, sizin gibi kıymetli dostlarımız var. Bu mutlu gecemizi sizlerle paylaşabilme imkanı bulduk.
Biz 2011 yılında, Rumeli derneklerinin oluşturduğu Rumeli Balkan Dernekleri Federasyonu çatısı altında bir düşünce kuruluşunun eksikliğini hissederek bu yapıyı oluşturduk. O gün yola çıktığımız arkadaşların çoğuyla bugün hâlâ beraberce aynı menzile birlikte yürüyoruz.”
RUBASAM 15 YAŞINDA
“Türkiye Cumhuriyeti'nin kurucusu büyük önder Atatürk'ün inkılap ilkelerine bağlı, "Ne mutlu Türk'üm diyene" anlayışına sahip, devletimizin ve milletimizin ebedi varlığına ve bölünmez bütünlüğüne inanan kişilerden oluşan RUBASAM; geçmişi doğru öğrenmek, kültürel mirasımızı korumak, soydaşlarımızın meselelerine duyarlı olmak, gelecek kuşaklara yalnızca hatıraları değil, bilgi ve bilinci de aktarmak, tarih ile bugün arasında bağ kurmak, toplumsal hafızayı canlı tutmak, meseleleri çözüm arayışıyla ele alıp yoluna devam etmek amacıyla 18 Ekim 2011 tarihinde kuruldu.”
“AMACIMIZ…”
“Amacımız; doğru bilgi, fikir ve analiz üreterek sorunlara aklın, bilimin, diplomasinin ve hukukun —bunu tekrarlayacağım, Türkiye'de çok eksikliğini hissettiğimiz bir konu— aklın, bilimin, diplomasinin ve hukukun rehberliğinde çözüm önerileri geliştirmektir.
Burada sözüme bir saptama yapmak istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinde disiplinin tarifi vardır. İç Hizmet Kanunu disiplin tarifi: "Kanunlara, nizamlara ve amirlere mutlak itaat, ASTIN ve ÜSTÜN HUKUKUNA RİAYET” der.
Bakın, anahtar bu: "Astın ve üstün hukukuna riayet." Yani verdiğin emir, astın hukukunu zedeleyemez. Yaptığın iş, üstün hukukunu da zedeleyemez.
Türkiye'de en büyük şu an ihtiyacını hissettiğimiz konu budur. Hukukun üstünlüğü göz ardı edilirse toplumsal huzuru sürdürebilmek de mümkün değildir.
Buradan, sizler vesilesiyle kamuoyuna bunu hassaten duyuruyorum: Hukukun üstünlüğünü asla ve asla göz ardı etmemeliyiz. Aramızda çok değerli hukukçularımız var, onlara da buradan bir kez daha saygılarımı arz ediyorum.”
“BAŞARMAK İÇİN”
“Başarmak için inanmak, yüreğini ortaya koymak, özveriyle çalışmak, dayanışma ve paylaşma ruhuyla birlik ve beraberlik içerisinde olmak gerekiyor.
Avrupalılar, Afrika'yı işgal edip tüm doğal zenginliklerini sömürürken misyonerlerini oraya gönderdi. O insanlar Afrika'nın çöllerinde, Güney Amerika'nın balta girmemiş ormanlarında, bataklıklarında, Asya'nın steplerinde, karlı dağlarında kendi dinini, inancını ve ülkesinin çıkarlarını temin ve tesis edebilmek için çıyanlara, yılanlara bile kurban oldular, ama davalarından vazgeçmediler. Ve bugün de, dinlerini ve kültürlerini Afrika'nın ücra köylerine, Asya'nın ücra steplerine kadar taşıyabilmişlerdir.”
“EN BÜYÜK HASTALIĞIMIZ”
“Biz de eğer Türk milletinin bir ferdiysek, vatanımızın ve milletimizin, çoluğumuzun çocuğumuzun geleceğini inşa edebilmek için feragat ve fedakarlıktan kaçınmamalıyız. Toplum olarak en büyük hastalığımız tembellik... Herkes televizyon karşısında oturuyor; savaş oluyor, binlerce insan ölüyor, komşumuzun evleri yıkılıyor, herkes televizyonda bir magazin programı veya dizi seyredip eğlenmesine devam ediyor.”
“ABD İSRAİL’E 80 ADET SAVAŞ UÇAĞI VERDİ”
“Bu koşullarda bu iş olmuyor. Bu sömürgeci ve emperyal düşünce hâlâ devam etmektedir. Amaçları hiçbiri zaman değişmedi ve hiçbir zaman da çok farklı bir düşünceleri olmadı.
Bugün sabah haberlerde görüyorum, Amerika Birleşik Devletleri, İsrail'e savaş uçaklarına havada ikmal için yakıt taşıyan 80 tanker uçağı vermiş. Muazzam bir şey. Acaba önümüzdeki süreçte nasıl bir harekat planlıyorlar ki böyle devasa bir ikmal filosunu oraya konuşlandırdılar… İnanılmaz bir şey.
Çok sevdiğim bir söz var, çok sık tekrarlıyorum: "Göz olanı, beyin olacağı görürmüş..."
Biz de, Türk milleti olarak, ülkemiz üzerine yapılan hesapları, kurulan tuzakları aklın ve bilimin rehberliğinde, asla ve asla oyuna gelmeden var gücümüzle çalışıp, geleceği öngörmeliyiz. Ülkemiz ve geleceğimiz için gereken feragat ve fedakarlığı göstermeliyiz.
Bunu görmek için 1920’lerde Antep’te olduğu gibi illa işgalci Fransız askerlerinin isot tarlalarına girmesini beklememize gerek yok.
Hepimiz bu asil ve derin zekaya, yüreğe sahip olduğumuza göre, başımıza gelebilecekleri bugünden öngörüp siyasetçisi, bürokratı, sivil toplum örgütü, kadını, genci, akademisyeni hep birlikte ortaya çıkabilecek aksaklıklara karşı gereken tedbirleri almak durumundayız.
Kahraman olmak için en kötü senaryoyu beklemeye gerek yok. Yapılması gerekenleri şimdiden yapmamız lazım.
Konfiçyus’un şu sözleriyle konuşmamı bitirmek istiyorum. Diyor ki:
• ‘Eğer planınız 1 yıllık ise pirinç ekin.’
• ‘Eğer planınız 10 yıllık ise ağaç dikin.’
• ‘Ama eğer planınız 100 yıllık ise çocukları eğitin, çocukları eğitin’ diyor.
Biz de bu ilkeyi benimseyerek, eğitim etkinlikleriyle, düşüncelerimizle toplumsal hafızayı tazeleyip geleceğe yeni bir pencere açabilmek için RUBASAM olarak bugüne kadar 330 konferans, 20 sempozyum yaptık ki 21'ncisini şimdi yapıyoruz. Değişik kanallarda 96 televizyon programına çıktık. En güzeli de geleceğe olan yatırım amacıyla farklı konularda 10 çalıştay yaptık. 16 tane kitap ve kitapçık yayınladık. Bunun yanında kendi kadromuzdaki arkadaşlar veya kültürümüze uygun önemli konularda 10 yazarımız için imza günü yaptık.
İstanbul Miniatürk Müzesi'nde Makedonya’nın Kalkandelen ilinde bulunan ALACA CAMİİ’nin maketini yaptırıp orada sergilenmesini sağladık, görmenizi tavsiye ederim.”
“ANAYASA TASLAĞI HAZIRLADIK”
“…Daha önceki anayasa çalışmaları sırasında düşüncelerimizi ve “Önerilerimizi" sordukları için hazırladığımız anayasa taslağını yazılı olarak TBMM Anayasa Komisyonu’na yazılı olarak sunduk. Davet üzerine, Meclis Anayasa Komisyonu’nda sözlü olarak anlatarak, düşüncelerimizi savunduk. Çok ilgi gördü. Anayasa Komisyonu Heyeti hiçbir şekilde sözlerimizden ötürü sorun yaşamayacağımızı, görüşlerimizin çok önemli olduğunu belirterek, “Sizin bu teklifiniz bizim için çok önemli. Çünkü Meclis’te de biz bunu savunabilmek için elimizde bir veri lazım” diyerek teşekkür ettiler.
Anayasa tekliflerimizi kitapçık haline getirerek 1000 adet bastırıp, o günün tüm milletvekillerine, tüm üniversite rektörlerine ve ayrıca tüm valiliklere gönderdik.
Ayrıca yıllardır söz konusu olan "Rumeli Kökenli nüfus” konusunda oluşan veri eksikliği nedeniyle tartışılmakta olan gerçek sayı konusunda, o gün yönetim kurulumuzda olan eski Milli Eğitim Bakanımız Prof.Dr. Dr. Necdet Tekin Hocamızdan bu konuda bir çalışma yapmasını rica ettik. Sonuçta bugün Türkiye'de 32 milyon Rumeli kökenli insanımızın yaşadığını belgeledik.
Bu sonuçlara rağmen siyasete baktığımızda temsilde olmadığımızı görüyoruz.
Balkan Savaşından sonra tüm Rumeli toprakları elimizden çıkıp başka devletlerin sınırlarına dahil oldukları halde, o insanlar KOSOVA’da, BOSNA’da “Gönüllü Taburları” kurup memleketlerinden gelip Çanakkale’de savaştılar.
Evet, bunların hepsi İspatlı, belgeli, kayıtlı her yerde. Osmanlı arşivlerinde var. Milli Savunma Bakanlığının arşivlerinde var. Çanakkale'ye giderseniz mezarlıklarda da var.
Özet olarak şunu diyeceğim; bir algı operasyonudur gidiyor. Herkes bir şeyler konuşuyor, Burada 86 milyon Türk milletinin hakkını, hukukunu kimsenin çalmaya, yemeye, göz ardı etmeye hakkı yok! Biz var olduğumuz sürece size o fırsatı vermeyeceğiz!
Siyaset konuşmak istemiyorum, ama her şey ister istemez siyaset oluyor. Hangi savaşı kaybettik de, dünün teröristlerine bu kadar taviz veriliyor? Hiçbir kimseye hiçbir borcumuz yok. Anlamak mümkün değil…”
ÜSTÜN HİZMET ŞEREF BELGESİ
Başkan Çobanoğlu’nun konuşması sonrasında enaz beş dönem yönetim ve denetleme kurullarında görev yapanlara ÜSTÜN HİZMET ŞEREF BELGESİ verildi: Süheyl ÇOBANOĞLU (7), Hasan Yeniciler (7), Melek TABAK (7), Gökalp KÜÇÜK (6), Ayhan UYGUR (5).
RUBASAM’ın 15. Yılı etkinliğine katılan “VARDAR ÜSTÜNE” folklor ekibi, Balkan oyun havalarımız eşliğinde sergiledikleri oyunlarla, “Şu Bizim Urumeli”yi RUBASAM sahnesine taşıdılar.