SABRİ SAYDAM İLE KİTABI DÖRT ÜZERİNE RÖPORTAJIMIZ – BÖLÜM 2

Kıymetli Sabri Saydam ile kitabı “Dört” üzerine yaptığımız röportaj, uzunluğundan dolayı iki bölümlük bir seri olmuştu. Geçen hafta yayımlanan ilk bölümde daha çok Sabri Bey’in hayatına, yazarlık serüvenine ve yazma stratejisine, polisiyede romanı oluşturma tarzına değinmiştik. Daha genel sorularla Sabri Bey’i tanımıştık. Röportajın bugün yayımlanan ikinci bölümünde ise “Dört” romanına daha çok değindik. Romanlarına özel mutlaka bir şarkısı olmasını ve her romanına aşkı da katmasını konuştuk.

Sabri abicim “Dört” romanında o kadar fazla karakter var ki, bunun okuyucuyu zorlayacağını düşündünüz mü? Mesela ben kendi adıma şunu söylemek isterim: Her karakteri tek tek not defterime işlemek, kim olduğu, hangi görevde olduğu ve olaylarla bağının ne olduğu hakkında notlar alma zorunluluğu hissettim. Sizce bu normal mi? Bir yazar adına da bu kadar karakter yaratmak ve kurguya monte etmek inanılmaz bir zekâ ve kalem yeteneği ister, sizi ayrıca tebrik etmek de isterim.

Haklısın çok karakter olmuş ama bu da ipin ucunu kaçırdığım bir yer sanırım. Hani hep özgürlük falan diyorum ya. Meydanı boş bulunca duyan gelmiş anladığım kadarıyla. Senaryonun karakter kısıtlaması cenderesinden kurtulunca oluyor böyle şeyler. Bunca karakteri kontrol etmeye gelince, hepsinin bir yeri vardı demek ki. Görevlerini yapıp gittiler. Eğer kurgunuzun sağlıklı işlediğinden eminseniz karakter sayısını pek düşünmüyorsunuz ama demek ki fazla olmuş. Bunu bir eleştiri olarak cebime koyacağım izin verirsen. Tabii bir de polisiyenin gereği olarak karakter sayısı artabiliyor diye düşünüyorum. Katil ya da katiller ve onun çevresi, maktul ya da maktuller ve onun çevresi, şüpheliler ve onlara ulaşmak için kullandıklarımız, polis tayfası, bazılarının özel hayatı, ailesi, yakınları derken. Haklısın ipin ucunu kaçırmamak lazım. Tebriğini aldım, kabul ettim ama notumu da aldım. Teşekkür ederim.

Romanda her bir cinayet bizi bazen 30 sene bazen de 40 sene öncesine götürüyor. Her bir cinayet kurgu gereği geçmişle bir bağa sahip. Cinayetler bugünde yaşansa da sanki merhumlar ve ölüm sebepleri 30-40 sene öncesinde. Sabri abicim kitabın da tam bir sonu olmadığına göre, “Dört”ün devamı geliyor diyebilir miyiz? Geliyorsa da bu geçmişle olan bağ konusunda okuyucularınız aydınlanacak mı?

“DÖRT”ün temel cümlesi: Hiçbir şey yarım kalmaz, tamamlanır. Amaç 10, 20, 30 ve 40 yıl önce gerçekleşen faili meçhul 4 çocuk cinayetinin halen dışarıda gezen faillerini cezalandırmak ve yarım kalan dosyaları kapatmak. Aslında burada herkes aynı amaca hizmet ediyor. İsteseler de istemeseler de, kabullenseler de kabullenmeseler de ilahi adalet mutlaka gerçekleşecek. Buradan bakarsak çocukların katilleri cezalandırılıyor ve kitap final yapıyor. Senin tarafından baktığımda ise haklısın aslında. Kartal kimdi, ne oldu? Halil ve Defne Rüzgar çiftinin gelecekleri nasıl olacak, Eylül öldüğüne göre Halil, karısı ve çocuklarına dönecek mi, Eşref’in mektubu ve intiharı, Cinayet Büro Amirinin ölümü ve başka bazı detaylar nereye bağlanacaklar? Bunlar yeni bir kitapla açıklanmalı mı bilemiyorum ya da şöyle sorayım, bu cevaplar gerekli mi?

Sabri abicim kesinlikle yeni bir kitapta açıklanmalı ve bu serinin devamı lütfen ama lütfen gelmeli. Aynı şekilde roman kurgusunda yer alan Eşref karakterinin mektubu, sanırım tüm okurlarınızın beynini yakmış durumda. Herkes bu mektubun ne amaçla yazıldığını bekler durumda. Bununla ilgili söyleyebilecekleriniz var mıdır?

Bir önceki cevapta da anlatmaya çalıştığım gibi tüm bu detaylar amaca giden yolda birer araç durumunda ama evet bu mektubun ucu fazlasıyla açık ve merak uyandırıyor. Ben ne kadar, Eşref de temel amaca hizmet ediyor desem, bu soruyla birlikte okurun tatmin olmadığı meydanda. Cevap verilmesi gereken ana unsur şu olmalı bence: Halil Rüzgar’ın yeni bir macerası mı yoksa ilk maceraya farklı bir bakış mı? Ne dersin, bunu sana ve okurlarına sormamda bir sakınca var mı?

Sabri abicim bu soruyu, Knarr Kitap Kulübü üyelerine ve gazetede köşemi takip edenlere bırakıyorum o zaman. Bakalım nasıl geri dönüşler gelecek? Polisiyelerinizde mutlaka bir aşk var. Sabri Saydam bu konuda ne söylemek ister?

Polisiyelerimde aşk yok aslında, sancılar var, kıvranmalar var, acılar var. Aşka dönüşme çabalarına rağmen havada kalmışlıklar, beceriksizlikler ve üzüntüler var. Geçmişten bir türlü kopamayıp bugüne gelemeyişler var. Sorduğun sorunun sebebini biliyorum ama bunların adı aşk değil, olsa olsa giderek kararan bir iç dünya. “Halil Rüzgar’da da Eray Gürhan’da da olduğuna göre bu senin iç dünyan mı?” diye soruyorsan, evet. Ben aşk denen olguya yıllardır olumlu yaklaşamıyorum. Öyle ki, karakterlerimin mutsuzluğunda temel neden olarak kullanmam da bu yüzden. Ha kimileri için bir büyü, muhteşem bir duygu ama benim için değil. Benim kahramanlarım “Beceriksiz aşk kurbanları.”

“Kitabın yani DÖRT’ün sonunu ben yazmadım, Eylül’ü öldürmeyi ben istemedim.” demiştim bir konuşmamızda. O arabanın ön koltuğunda direksiyona eğilip de arabanın uçurumdan düşmesine sebep olan Eylül’ün ta kendisiydi. Ölmeseydi, benim üzerime “aşk” denen o ağırlığı yükleyecekti. O öldü, ben yazmaktan kurtuldum.

Son olarak her romanınızın ayrı özel bir şarkısı var ve bu özel detay benim çok hoşuma gitti. Bununla ilgili söylemek istediklerinizi, sizlerden dinlemek isterim abi.

Şarkıları sevdiğine sevindim. Bu senaryo yazmaktan gelen bir alışkanlık olsa gerek. Orada da çok özel sahneleri yazmadan önce şarkıları geliyor aklıma. Müzik benim için tamamlayıcı bir unsur. Yazarken çok çalmıyorum ama çaldığım zaman özellikle yazdığım sahneyi tamamlamasına özen gösteriyorum. O zaman daha bir giriyorum sanki içine. İçine girmek demişken, gerçekten yazdığım yere gitmekten bahsediyorum. Kafamda kurduğum, olayın geçtiği, karakterlerin nefes alıp verdiği yere. Defne’yle kardeşinin Kuşadası’ndan dönerken bindikleri arabaya mesela ya da Samatya’da kayaların üzerine. Bazen uzaktan, bazen arabanın teybinden gelen müziği gerçekten dinliyorum. Müzik benim olmazsa olmazım.

Vakit ayırarak bu röportajı benimle yaptığınız için çok teşekkür ederim Sabri abicim. Gelecek tüm kitaplarınızda da sizi bu konuda ilk rahatsız eden ben olacağım. Umarım “Dört” üzerine, Sabri Saydam sevenlerinin çok keyif aldığı bir röportaj olmuştur.

Seninle ve ekibinle konuşmaktan, onları dinlemekten, bana bakarken gözlerinizdeki keyfi görmekten çok mutlu oluyorum. Öncelikle sana ve nezdinde tüm okurlara kucak dolusu sevgiler. Umarım bu dağınık adam yeni bir kitap yazar ve umarım tekrar ve tekrar bir araya geliriz. İlgine çok teşekkür ederim sevgili Uğur.