☰
✕

SALAH VE TRABZONSPOR AŞKI

Değerli canlar;

Yazmak güzeldir. Her gittiğimiz programda, katılımcılara; öğrenci olsun, yetişkin olsun, herkese yazmayı, hiç değilse bir günlük tutmayı tavsiye ederim.

Bu günlük, sırası geldiğinde açılıp okunduğunda eski anıları hatırlatır, geçmişe şahitlik eder. Tıpkı eski, renksiz fotoğraflar gibi...

Yazmak güzel demiştik. Biz yazarlar için durum biraz daha farklıdır.

Toplumu ilgilendiren konular üzerine yazmak durumundasınız. Toplumdaki eksikleri dile getirmek, bu eksikleri gidermek için yapılması gerekenleri madde madde sıralamak ve yanlıştan doğruya doğru bir yönlendirici olmak durumundasınız.

Bu işi son zamanlarda sosyal medya, görsel ve yazılı olarak gayet güzel yapıyor. Ancak sosyal medyanın en büyük sıkıntılarından biri de bilgi kirliliğinin çok fazla olmasıdır.

İnsan, insan olması hasebiyle insanı sever. Hele kendi dininden, kendi milletinden olan biriyse bu sevgi daha da güçlü olabilir.

“Seversem ölesiye severim.” diye bir tabir vardır.

Böyle sevmek değil; ölçülü sevmek önemlidir. Allah’ın (CC) müsaade ettiği kadar, Resulullah’ın (SAV) tavsiye ettiği ölçüde sevmek gerekir.

Bir siyasetçiyi sevebiliriz. Bir sanatçıyı; şarkıcıyı, tiyatrocuyu, sinema oyuncusunu veya bir zanaatkârı sevebiliriz. Karşı cinsten birini sevebiliriz. Annemizi, babamızı, kardeşimizi, oğlumuzu, kızımızı, eşimizi sevebiliriz.

Bunların hepsi gayet normaldir.

Ancak dedik ya: Ölçü önemlidir. Aşırıya kaçmamak şartıyla...

Aşırı sevmeye “ifrat”, aşırı yermeye veya bir konuda gereğinden fazla geri kalmaya ise “tefrit” denir.

Biraz daha açalım:

  • İfrat: Gereğinden fazla ileri gitmek, aşırıya kaçmak.
  • Tefrit: Gereğinden geri kalmak, eksik veya yetersiz davranmak.
  • İtidal: Bu iki aşırılığın ortasında, ölçülü ve dengeli olmak.

Mesela para harcamada savurganlık ifrat, aşırı cimrilik tefrit, ihtiyaç kadar ve ölçülü harcamak ise itidaldir.

Kısaca:

İfrat = aşırılık.
Tefrit = eksiklik.
İtidal = denge.

Her hususta dengeli olmamız gerektiği gibi; desteklediğimiz siyasi parti olsun, kurumsal STK’lar olsun, en önemlisi de spor ve sporcuyu sevmede itidalli, yani dengeli olmamız gerekir.

Trabzonspor yönetimi, dünyaca ünlü Müslüman Mısırlı futbolcu Muhammed Salah’ı renklerine kattı.

Salah iyi bir oyuncu. Geldiğinden beri yedi gol attı; neredeyse maç başına iki gol düşüyor.

Ancak Trabzonspor camiasından bazıları bu olayı o kadar büyüttü ki iş çığırından çıktı ve başka bir yöne doğru evrilmeye başladı.

Salah henüz Trabzon sokaklarında rahatça gezintiye çıkmadı. Demek ki çıksa, adım atamaz; belki de izdihamdan ezilir!

Gelir gelmez, ismi bir beldede yapılan camiye ve Kur’an kursuna verildi.

Bu da yetmedi; bastığı yer, oturduğu kaya kutsanmaya başladı.

Taraftarın birisi hayvancılıkla uğraşıyor. “Benim bir ineğim ona feda olsun.” diyor.

Süt veren bir inek, nereden bakarsanız bakın, bugün 350-400 bin TL değerinde. Elbette kendi malıdır, dilediğini yapabilir. Ancak burada dikkat çekmek istediğimiz şey başka...

Bugün yakıt fiyatlarından şikâyet edenleri, Salah’ın gezinti yaptığı yayla yollarında araç kuyrukları oluştururken görüyoruz.

Oturduğu kayanın üzerinde fotoğraf çektirmek için âdeta yarışıyorlar.

Maç esnasında atılan slogan ise:

“Allah, Allah, Muhammed Salah!”

Yani sevgiyi de sevmeyi de maalesef ölçüsünden çıkardık.

Diyebilirim ki burada itidal kaybolmuş, ifrat öne çıkmıştır.

Bu durumdan Salah’ın kendisi de memnun değildir. Belki de olup bitenin ne olduğunu hâlâ anlamış değildir.

Aşırı sevgi, bizlere bazı gerçekleri unutturmuş gibi görünüyor.

Bizler bugünkü yazımızı ibretlik bir hikâye ile bitirelim.

Efendim, rivayet olunur ki:

Bir gün padişahın huzuruna bir adam getirmişler. Adamın bir hüneri varmış. Yüz adım öteden fırlattığı ipliği, yine yüz adım ötedeki iğnenin deliğinden geçiriyormuş.

Bunu başarmak tam kırk yılını almış.

Padişah:

“Göster bakalım hünerini.” demiş.

Adam iğneyi bir sehpaya saplamış. Sonra yüz adım geri gitmiş ve ipliği fırlatmış.

İplik iğnenin deliğinden geçmiş.

Padişah:

“Tekrarla, tesadüf olmasın.” demiş.

Adam tekrar etmiş, yine isabet etmiş.

Padişah tam on kere tekrarlatmış. Onunda da iplik iğnenin deliğinden geçmiş.

Padişah vezirini çağırmış:

“Şu adamı ödüllendirin. Yüz altın verin, yüz de sopa vurun.” demiş.

Adam şaşkınlıkla:

“Aman padişahım, bu nasıl ödül?” diye sormuş.

Padişah da:

“Yüz altın hünerin için, yüz sopa da böyle lüzumsuz bir işe yıllarını harcadığın için.” demiş.

Varsın herkes bu kıssadan kendine bir ibret çıkarsın efendim.

Sevgi de ölçülü olmalı. Hayranlık da...

Hiçbir dünyevi sevgiyi hayatımızın merkezine koyup ölçümüzü kaybetmemeliyiz.

Çünkü insanı yücelten, sadece kimi sevdiği değil; sevgisini nasıl yaşadığıdır.

Hayırlı pazarlar. Allah’a emanet olunuz.