Değerli Canlar,
Saygınlık, insanın yalnızca sözleriyle değil; ahlakı, davranışları, vicdanı ve insanlara karşı tutumuyla kazandığı manevi bir değerdir. Gerçek saygınlık, insanların yanında iyi görünmekten ziyade, yanında kimse yokken de doğru kalabilmektir.
İnsanoğlunun yaşam süresi içerisinde saygınlığın ayrı bir önemi vardır. Bu saygınlığı elde etmenin yöntemleri vardır. Bu yöntemler herkese göre de değişkenlik gösterebilir. Ancak, ilhamını İslam’dan alan kurallar herkes için geçerlidir.
Bendeniz de bu konu üzerine biraz çalıştıktan sonra ortaya çıkan “İlk on altın kural” diye adlandırdığım yazıyı siz değerli okurlarımla paylaşıyorum.
İlk On Altın Kural
1. Sana gelmeyene sen git, sana vermeyene sen ver, sana zulmedeni affet. (Hadis-i Şerif-. (Ahmed bin Hanbel Müsned 4/148)
2. Tüm Müslümanlara karşı samimi ol. Samimiyetinde Allah’ın rızasını gözet.
3. Bildiğin her doğruyu Allah rızası için anlat. Çünkü insanoğlu, doğruyu tebliğ etmek için yaratılmıştır.
4. Az konuş. Her şeye cevap vermek zorunda değilsin. Bilmediğin bir şey hakkında “Ben bilmem.” demesini bil.
5. Karşındakine dürüst ol. Senin bir sonraki hamleni bilsin.
6. Verdiğin her sözü yerine getir. Emanete hıyanet etme.
7. Hakkında menfi veya müspet sonuçlanacak olan her şeyin Hak’tan geldiğini unutma.
8. Doğru olduğunu bildiğin şeyi yapmaktan çekinme.
9. Kıymet bil. Üzerinde emeği olanları asla unutma. Ahde vefalı ol.
10. Hâl üzere ol. Huyun, suyun, anlayışın ve yaşantın İslam üzere olsun.
Değerli Canlar,
Gelin, bu on altın kuralı hem İslami ahlak hem de günlük hayat açısından tek tek açıklayalım.
1. Sana gelmeyene sen git. Sana vermeyene sen ver. Sana zulmedeni affet. (Ahmed bin Hanbel Müsned 4/148)
Bu kural, insanın iyiliği karşılık beklemeden yapabilmesini anlatır.
Bazen bir insan bizi aramaz, hâlimizi sormaz veya bize gösterdiğimiz ilgiyi göstermez. Böyle durumlarda gururumuza yenilmek yerine, gönül almayı ve ilk adımı atmayı bilmeliyiz.
Biri bize iyilik yapmadığında biz ona kötülükle karşılık vermek zorunda değiliz. İyiliği başkasının davranışına bağlamamak, insanın karakterini ortaya koyar. Bize haksızlık yapanı affetmek de kalbimizi kin ve intikam duygusundan arındırabilir.
Ancak affetmek, yapılan haksızlığı doğru bulmak veya aynı kişinin bize yeniden zarar vermesine izin vermek değildir. İnsan hem affedebilir hem de gerektiğinde sınır koyabilir.
Sözün Özü; Herkesin davranışı kendisine, senin davranışın ise karakterine aittir.
2. Tüm Müslümanlara karşı samimi ol. Samimiyetinde Allah'ın rızasını gözet.
Samimiyet, insanın içinden geldiği gibi davranması kadar, niyetinin temiz olmasıdır. Bir insanın yüzüne başka, arkasından başka konuşmak samimiyete zarar verir.
İnsanlarla ilişkilerimizde çıkarımızı değil, hakkı ve hayrı gözetmeliyiz. Birine yardım ederken övülmeyi, teşekkür edilmeyi veya karşılığında bir menfaat elde etmeyi amaçlamamalıyız.
Allah'ın rızasını gözetmek, insanın niyetini sürekli sorgulamasını gerektirir: “Ben bunu gerçekten iyilik olsun diye mi yapıyorum, yoksa insanlar beni iyi bilsin diye mi?”
Samimiyet, herkese her sırrımızı anlatmak demek değildir. Güvenilir olmak, ölçülü davranmak ve gerektiğinde susmak da samimiyetin bir parçasıdır.
Sözün Özü; İnsanların takdiri değişebilir, fakat güzel bir niyetle yapılan iyiliğin değeri bundan ibaret değildir.
3. Bildiğin her doğruyu Allah rızası için anlat.
Doğruyu anlatmak, insanın hem kendisine hem de çevresine karşı sorumluluğudur. Ancak bir doğruyu bilmek kadar, onu nasıl ve ne zaman söyleyeceğini bilmek de önemlidir.
Bazen doğru bir söz, yanlış bir üslupla söylendiğinde karşıdaki insanı incitebilir. Maksadımız insanları küçük düşürmek değil, doğruya yönelmelerine yardımcı olmak olmalıdır.
Ayrıca her duyduğumuzu doğru kabul etmemeli, doğruluğundan emin olmadığımız bilgileri başkalarına aktarmamalıyız. Bilmediğimiz bir konuda kesin konuşmak, yanlışın yayılmasına neden olabilir.
Doğruyu söylemek, her tartışmaya girmek veya her hatayı herkesin önünde düzeltmek anlamına da gelmez. Bazen özel olarak yapılan bir uyarı, topluluk önünde söylenen sözden daha faydalıdır.
Sözün Özü; Doğruyu söyle, fakat doğrunun değerini kırıcı sözlerle gölgeleme.
4. Az konuş. Her şeye cevap vermek zorunda değilsin. Bilmediğin şey hakkında “Ben bilmem.” demesini bil.
İnsanın olgunluğu, yalnızca konuştuğu sözlerle değil, sustuğu zamanlarla da anlaşılır.
Her söze cevap vermek, her eleştiriye karşılık vermek ve her tartışmayı kazanmak zorunda olduğumuzu düşünürsek huzurumuzu kaybedebiliriz. Bazen susmak, gereksiz bir tartışmanın büyümesini engeller.
“Bilmiyorum” diyebilmek de büyük bir erdemdir. Çünkü bilmediğini kabul eden insan öğrenmeye açıktır. Her konuda bilgi sahibiymiş gibi davranan kişi ise hem kendisini hem de başkalarını yanıltabilir.
Az konuşmak, tamamen sessiz kalmak değildir. Gerektiğinde konuşmak, doğru yerde susmak ve sözün kıymetini bilmektir.
Sözün Özü; Her söze cevap vermek zorunda değilsin, fakat söylediğin sözün sorumluluğunu taşımak zorundasın.
5. Karşındakine dürüst ol. Senin bir sonraki hamleni bilsin.
İnsanın niyetini gizleyerek başkalarını yönlendirmeye çalışması bugün kazanç sağlasa bile yarın güven kaybına neden olabilir. Dürüst bir insan, düşüncesini uygun bir dille ifade eder; yapamayacağı bir şey için söz vermez ve insanları aldatmaz.
Buradaki “Bir sonraki hamleni bilsin” ifadesini, her planını herkese anlatmak şeklinde anlamamak gerekir. Asıl önemli olan, insanlara karşı gizli bir hesap ve kötü niyet taşımadığınızın bilinmesidir.
Sözün Özü; İnsanlar senin her düşünceni bilmek zorunda değildir; ancak sana güvendiklerinde aldatılmayacaklarını bilmelidir.
6. Verdiğin her sözü yerine getir. Emanete hıyanet etme.
Güven, insanın sahip olabileceği en değerli manevi sermayelerden biridir. Bir insanın sözüne güveniliyorsa o insanın saygınlığı vardır.
Verdiğimiz sözler yalnızca büyük vaatlerden ibaret değildir. Bir yere zamanında gitmek, bir işi belirlenen tarihte tamamlamak, borcumuzu ödemek ve bize anlatılan bir sırrı korumak da bu sorumluluğun içindedir.
Emanet ise yalnızca maddi bir eşya değildir. Bir insanın bize duyduğu güven, üstlendiğimiz görev, bize teslim edilen bilgi ve sorumluluklar da emanet bilinciyle korunmalıdır.
Elbette bazen insanın elinde olmayan sebeplerle sözünü yerine getirmesi mümkün olmayabilir. Böyle bir durumda mazeretini zamanında açıklamak, özür dilemek ve mümkünse zararı telafi etmek gerekir.
Sözün Özü; Sözün senin imzan olsun. İnsanlar söylediklerini değil, yaptıklarını hatırlasın.
7. Hakkında menfi veya müspet sonuçlanacak olan her şeyin Hak'tan geldiğini unutma.
insanın hayatında karşılaştığı olumlu ve olumsuz olaylar karşısında inancını ve ahlaki duruşunu koruması çok önemlidir.
İnsan bazen çok çalışır ama istediği sonucu alamaz. Bazen de hiç beklemediği bir kapı açılır. Böyle zamanlarda başarıyı yalnızca kendinden bilmemek, başarısızlıkta ise umutsuzluğa kapılmamak önemlidir.
İslam inancında insan, Allah'a tevekkül eder; fakat aynı zamanda gayret etmek, doğru kararlar almak ve sorumluluklarını yerine getirmekle yükümlüdür.
Burada önemli bir ayrım vardır: Başımıza gelen her olayı kaderle ilişkilendirmek, insanın kendi hatalarını görmezden gelmesi anlamına gelmez. Hata yaptıysak kabul etmeli, zarar verdiysek telafi etmeli ve yanlışlarımızdan ders çıkarmalıyız.
Olumsuzluklar karşısında sabır, olumlu gelişmeler karşısında şükür, her iki durumda da ölçülü davranmak insanı olgunlaştırır.
Sözün Özü; Sonucu her zaman kontrol edemezsin, fakat niyetini, gayretini ve davranışını güzelleştirmek senin sorumluluğundadır.
8. Doğru olduğunu bildiğin şeyi yapmaktan çekinme.
Doğruyu bilmek başka, doğru olanı uygulamak başkadır. İnsan bazen çevresinin tepkisinden, çıkar kaybından veya yalnız kalmaktan korktuğu için doğru bildiği şeyden uzaklaşabilir.
Oysa gerçek karakter, insanın zor zamanlarda verdiği kararlarla ortaya çıkar.
Haksızlığa uğrayan birinin hakkını savunmak, yanlış bir davranışa ortak olmamak, kendi hatasını kabul etmek ve çıkarı uğruna yalan söylememek bu kuralın örnekleridir.
Bununla birlikte doğru bildiğimiz şeyi yaparken aklımızı ve vicdanımızı birlikte kullanmalıyız. Bir konuda yanılıyor olabileceğimizi kabul etmek, gerektiğinde bilgimizi gözden geçirmek de erdemdir.
Sözün Özü; Herkesin seni onaylaması mümkün değildir. Önemli olan, başkalarının baskısı karşısında vicdanını kaybetmemektir.
9. Kıymet bil. Üzerinde emeği olanları asla unutma. Ahde vefalı ol.
Vefa, insanın kendisine yapılan iyiliği unutmaması ve geçmişte kurduğu güzel bağlara değer vermesidir.
Hayatımız boyunca ailemizin, öğretmenlerimizin, dostlarımızın ve bize yol gösteren insanların emeğinden faydalanırız. Bazen bir insanın söylediği tek bir söz, verdiği küçük bir destek veya zor günümüzde yanımızda durması hayatımızda büyük bir değişime vesile olabilir.
İnsan bir yere geldikten sonra kendisine destek olanları unutuyorsa, sahip olduğu başarıların manevi değerini eksiltir.
Vefa, yalnızca teşekkür etmek değildir. Gerektiğinde hâl hatır sormak, zor zamanlarda destek olmak, verilen sözleri hatırlamak ve geçmişteki iyilikleri küçümsememek de vefadır.
Ahde vefa ise verilen sözlere, yapılan anlaşmalara ve üstlenilen sorumluluklara sadık kalmaktır.
Ancak vefalı olmak, yanlış davranışlara göz yummak veya geçmişte iyilik yapmış birine karşı her koşulda boyun eğmek anlamına gelmez. İyiliği unutmamakla hakkı ve adaleti korumak birbiriyle çelişmez.
Sözün Özü: Yükseldiğin yeri hatırla; sana el uzatanları unutma. Çünkü insanın değeri, yalnızca ulaştığı makamla değil, geçmişine gösterdiği vefayla da ölçülür.
10. “Hâl” üzere ol. Huyun, suyun, anlayışın, yaşantın İslam üzere olsun.
Değerli Canlar Bu madde ilk dokuz kuralın özeti niteliğindedir. Çünkü güzel ahlak, yalnızca anlatılan bir düşünce değil, insanın hayatına yansıyan bir davranış biçimi olmalıdır.
Bir insan dürüstlükten bahsediyor ama kendisi yalan söylüyorsa, merhameti anlatıyor ama insanları incitiyorsa, adaleti savunuyor ama kendi çıkarı söz konusu olduğunda haksızlık yapıyorsa sözleriyle davranışları arasında bir çelişki vardır.
İslam ahlakı; doğruluğu, adaleti, merhameti, tevazuyu, emanete sadakati ve kul hakkına dikkat etmeyi gerektirir.
“Hâl üzere olmak”, bu değerleri yalnızca camide, ibadette veya belirli ortamlarda değil; evde, işte, alışverişte, dostlukta ve insanlarla yaşanan anlaşmazlıklarda da korumaya çalışmaktır.
İnsan kusursuz değildir. Önemli olan hiç hata yapmamak değil; hatasını fark etmek, pişman olmak, telafi etmek ve daha iyi bir insan olabilmek için gayret göstermektir.
Sözün Özü: İnsanın en güçlü nasihati, yaşadığı hayattır. Söylediklerinle yaptıkların birbirine yaklaştıkça sözlerin de değer kazanır.
Değerli Canlar sonuç olarak, Saygınlığın özü nedir?
-
- Merhametli olmak: İyiliği yalnızca karşılık gördüğüne karşı yapma.
- Samimi olmak: Niyetini güzelleştir, insanları aldatma.
- Dürüst olmak: Bilmediğini kabul et, verdiğin sözü önemse.
- Adaletli olmak: Doğru bildiğini savun, haksızlığa ortak olma.
- Vefalı olmak: Sana yapılan iyiliği unutma.
- İnancını yaşamak: Güzel ahlakı yalnızca sözlerinde değil, davranışlarında da göster.
Unutmayalım ki saygınlık, insanları kendimize hayran bırakmakla değil, onların bize güvenebilmesini sağlamakla kazanılır. Herkes bizi sevmeyebilir, herkes bizi takdir etmeyebilir. Fakat biz dürüstlüğümüzü, merhametimizi ve adalet duygumuzu koruyabiliriz.
Belki de saygınlığın en güzel ölçüsü şudur: İnsanlar senin yanında kendilerini güvende hissetsin; sen de kendi vicdanınla baş başa kaldığında huzur bulabilesin.
Çünkü gerçek saygınlık, insanların gözündeki yerimiz kadar, Allah katında güzel bir kul olabilmek için gösterdiğimiz gayretle de ilgilidir.
Allah bizleri sözü güzel olanlardan öte, hâli güzel olanlardan eylesin. Ahlakımızı güzelleştirsin, kalbimizi samimiyetten, hayatımızı doğruluktan ve gönlümüzü vefadan ayırmasın. Âmin.