Her iki takımı da rahatlıkla yenebilecek bir kadromuz vardı. Fakat futbol aklımız yeterli olmadığı için turnuvadan erken dönüyoruz. Bu iki maçta esameler çıkınca tedirgin olmuştum korktuğum başımıza geldi, hevesimiz kursağımızda kaldı.
D Grubuna baktığımızda avantajlı olduğumuz bir grupta sayılıyorduk geldiğimiz noktada sıfır çektik. Ev sahibi ABD ile oynayacağımız 1 maçımız kaldı onu kazansak bile diğer rakiplerimize yenildiğimiz için grup elemelerinde en iyi 3. bile olamıyoruz. Çünkü Avustralya ve Paraguay’a kaybettiğimiz için ikili averajda gerideyiz. Elenerek turnuvadaki en zor ihtimali gerçekleştirdik. Dünya Kupası 11 Haziran’da başladı 19 Temmuz’da bitecek. ABD ile 26 Haziran’da maçımız var ve sadece 15 gün Dünya Kupası’nda yer alabiliyoruz. Ne yazık ki; çok acı bir tabloyla karşı karşıyayız.
Avustralya ve Paraguay karşısında sergilediğimiz oyun; yeterli planımız olmadığını gösterdi.
A Milli Takım’da Avrupa’nın önde gelen liglerinde oynayan oyuncularımız var. Bu oyuncuların dışında kendi ligimizde başarılı oyuncularımız var. Ayrıca çok yetenekli gençlerimiz var, hatta A Milli Takım’a çağrılmayan potansiyeli yüksek oyuncularımız var. Peki neden olmadı? Çünkü sorunumuz; kazanılmamış başarıları kutlamayı seviyoruz. Gerçekten bir şey başarırsak hep birlikte kutlarız zaten.
Avustralya geçiş oyunu oynayan topu rakibine veren ve geçişlerde kazandığı toplarla hızlı atağa çıkarak gol bulan bir takım. En önemli silahı sakin ve plana sadık kalmak. Paraguay takımı ise düşük bütçeli, turnuvada iddialı olmayan bir takım. Oyun planları fırsatları değerlendirip, erken gol bulmak ve bu skoru sert savunma yaparak korumaya çalışmak üzerine kurulu. Haddini bilen ve ona göre oynayan bir takım. Kazandığı çoğu maçı 1-0 gibi skorlarla almış.
Peki biz ne yaptık, daha doğrusu Vincenzo Montella ne yaptı? Sert savunma yapan ve kapanan takımlara karşı santrforsuz oyunu tercih etti. Ona göre bu oyun, tüm oyuncuların hücum etmesini sağlıyor. Fakat futbolun bazı kuralları var, bu şekilde kapanan takımları ancak santrfor dediğimiz oyuncularla açabilirsiniz. Net gol vuruşu yapan oyunculara denir. Santrfor çalımla, pasla uğraşmaz. Doğrudan kaleye dönük oynar, pozisyon bitirir, skor katkısı yapar.
Mesela İlhan Mansız gibi, mesela Burak Yılmaz gibi, mesela Cenk Tosun gibi…
Kadromuzda Deniz Gül ve Can Uzun gibi iki tane yetenekli ve bu profile yakın oyuncular varken kullanamadık.
Yüzlerce şut çekseniz de top ağlarla buluşmadığında anlamı yok. Teknik direktörlerin maça başladıkları 11’e saygı duyarım neticesinde antrenmanda oyuncuları yakından takip eden onlar, fakat oyun içinde işler iyi gitmeyince duruma el atmamak eleştiriye hazır olmayı gerektirir. İki maçın kaybetmemizin en önemli nedeni: Montella’nın yetersiz oyunudur.
İrfan Can Kahveci’yi kadroya alıp Cenk Tosun’u almamak. Sonuçta ikisi de aynı süreçleri yaşadı. Arabistan’da ritmini unutmuş Merih Demiral’i alıp Ozan Kabak’ı oyuna sokmamak. Kerem’i önde oynatmak için Deniz Gül’den yararlanmamak. Aral Şimşir’i, Berke Özer’i kadroya almamak. Hakan merkezde oynayacak diye Orkun Kökçü’yü geriye atmak. Fakat sevgili Montella İsmail Yüksek ile Orkun Kökçü’yü eşleştiriyor. Orkun Kökçü-İsmail Yüksek’le aynı mevkinin oyuncusu değil. İlk 45 dakika Hakan ile başlayıp işler iyi gitmeyince Hakan-Orkun değişikliği yapabilirdi. Çok geç kaldı.
Maçın en net pozisyonunu Orkun sayesinde izledik, heyecanlandık olmadı. Hakan’ı 90 dakika oynatabilmek için maçı kaybettik. Oysa ki maçtan önceki son basın toplantısında "100 dakikayı çıkaracak formda değil" demişti hocamız. Sürekli aynı hataları yaparak iyi sonuçlar beklemek deliliktir. Tüm bu hatalı tercihlerinde ısrarcı olmasının sebebini açıklamalı Montella.
Futbolda ülkece iyi şeyler yapmak istiyorsak bu sorulara dürüstçe cevap verilmesi gerekiyor yoksa hep kaybedeceğiz bazen turnuvaları, bazen umutlarımızı.
Çok üzüldük, bir daha böyle üzülmeyelim!