Sessizlikten Yükselen Sesler

Son haftalarda Türkiye’nin dört bir yanında yankılanan şey sadece siyasi demeçler, ekonomik veriler ya da sosyal medya çığlıkları değil. Daha derin bir şey var: Sessizliğin içindeki huzursuzluk. İnsanlar konuşmadıklarında bile yorgunluklarını, beklentilerini, kızgınlıklarını taşıyorlar. Belki de en çok bu yüzden, gündemde olan her konu aslında bir başka suskunluğun patlaması gibi.

Ekonomik göstergeler inişli çıkışlı bir grafik çizerken, vatandaşın grafiği düz bir çizgide ilerliyor: Alım gücü düşüyor, umut eriyor, sesler kısılıyor. Gençler hayal kurmaktan, yaşlılar geçmişi anlatmaktan yorulmuş. Gündem ne olursa olsun – seçim konuşmaları, yargı kararları, zam haberleri ya da dış politika krizleri – halkın gündemi değişmiyor: Hayatta kalmak.

Ama işin tuhafı şu: En baskın değişim, hissedilmek istenen duygularda değil, saklanmaya çalışılan gerçeklerde oluyor. Her açıklama, her yalan, her ‘iyi haber’, aslında daha büyük bir suskunluğu tetikliyor. Çünkü kimse artık söylenene değil, yaşanana bakıyor.

Ve belki de bu yüzden, bu yazıyı okurken kafanızda yankılanan tek soru şu: “Yarın ne olacak?”
Cevabı bilmiyoruz. Ama sessizlik daha fazla sürdürülemeyecek gibi duruyor. Çünkü bu ülkede en son patlayan şey hep sabır olmuştur.