VİKKİ BARDOT İMZALI YAPAY ZEKA FİLMİ ''UYUYAN KADIN''....
Yurtdışında Vikki Bardot ismiyle tanınan sanatçı Gizem Avcıoğlu’nun yönettiği “Uyuyan Kadın” (A Woman Asleep) adlı yapay zekâ filminden ilk fragman yayınlandı. Sürekli bağlantıda olma ve sonsuz bilgi akışıyla şekillenen çağdaş dünyadaki yabancılaşmayı sorgulayan filmin fragman prömiyeri, dünya sinemasının en prestijli yayınlarından Variety’de gerçekleştirildi. Yapay zekâ üretimi “Gerçek Ötesi” (Post Truth) belgeseliyle ses getiren Spongeworthy Studio imzalı “Uyuyan Kadın”, Berlin Film Festivali kapsamındaki Avrupa Film Pazarı’nda (EFM) dünya pazarına sunmaya hazırlanıyor. Türkiye merkezli öncü yapay zekâ yapım stüdyosu Spongeworthy, “Uyuyan Kadın” (A Woman Asleep) adlı yeni filmlerini duyurdu. Sinema ve dijital resim alanındaki çalışmalarıyla yapay zeka sanatının öncü isimlerinden olan multidisipliner sanatçı Vikki Bardot, nam-ı diğer Gizem Avcıoğlu’nun yönettiği filmin fragmanı dünya sinemasının prestijli yayınlarından Variety'de ilk gösterimini yaptı. Vikki Bardot ve Alkan Avcıoğlu’nun birlikte yazdığı özgün senaryoya dayanan “Uyuyan Kadın”, insan ruhunun yavaşça uykuya daldığı çağdaş toplumun portresini yenilikçi bir tarz ile çiziyor. George Perec’in 1967 tarihli romanından ve Bernard Queysanne ile birlikte yönettikleri 1974 yapımı kült film “Uyuyan Adam”dan (Un Homme Qui Dort) ilhâm alan proje, sürekli bağlantıda olma ve sonsuz bilgi akışıyla şekillenen çağdaş dünyadaki yabancılaşmayı sorguluyor. Perec’in eserindeki anlatımı tersine çeviren “Uyuyan Kadın”, erkek yerine kadını; tekil bir karakter yerine çoklu figürleri; ıssız kompozisyonlar yerine kalabalıklar içinde kaybolan bireyi merkeze alıyor. Geçen yılın ses getiren filmlerinden “Gerçek Ötesi”ndeki çalışması ve yönettiği kısa filmi “Bir Başkasının Rüyası” ile tanınan Vikki Bardot, Variety’ye verdiği demeçte, yapay zekânın bağımsız sinemaya ‘önemli bir anlatım imkânı sunduğunu’ söyledi: “Medyadaki yapay zekâ tartışmaları genellikle bütçeler ve tıklama tuzağı konuları etrafında dönüyor. Oysa bu araçların bağımsız sinema ve auteur odaklı hikâye anlatımı için sunduğu potansiyel göz ardı ediliyor.” Görüntüleri ve müzikleri yapay zeka araçlarıyla üretilen “Uyuyan Kadın”da kullanılan dış ses, yönetmenin kendi sesinden eğitilmiş bir yapay zekâ ses klonuyla gerçekleştirildi. Bu tercih, filmin kavramsal çerçevesini ve düşsel niteliğini genişleterek, anlatımın insan ile sentetik arasında bir ara bölgede konumlanmasını sağlıyor ve filmin kurduğu dünyayla örtüşüyor. Variety’de ilk kez duyurulan proje, hikaye anlatımı açısından Alain Resnais, Michelangelo Antonioni, Chris Marker ve Apichatpong Weerasethakul’un sinemasına referanslar taşıyor. Yapay zekâ araçlarını sinemasal dilin ve biçimin bir uzantısı olarak kullanan öncü yapım şirketi Spongeworthy Studio, anlatı bütünlüğüne öncelik veren kavramsal çalışmalarıyla tanınıyor. Stüdyo, 2026 itibarıyla büyük uluslararası festivallerde gösterilmiş birden fazla tamamlanmış yapıma sahip dünyadaki tek yapay zeka odaklı yapım şirketi. Portföyünde; sinema tarihinde vizyona giren ilk uzun metrajlı yapay zekâ filmi olup prömiyerini Varşova Film Festivali’nde yapan “Gerçek Ötesi” (Post Truth, 2025) ile 20’den fazla geleneksel film festivalinde gösterilen ve bu yıl MUBI platformunda yer alacak olan kısa film “Bir Başkasının Rüyası” (Dreamt by Another, 2025) yer alıyor. Geçtiğimiz hafta içi başlayan 76. Berlin Film Festivali kapsamındaki Avrupa Film Pazarı’nda (EFM) dünya pazarına sunulacak “Uyuyan Kadın”ın vizyon tarihi ve festival takvimi önümüzdeki aylarda belli olacak. Georges Perec’in “Uyuyan Adam” adlı eserinden ilhâmla yola çıkan “Uyuyan Kadın”, sürekli bağlantı hâlinde olan ve hızın hiç durmadığı modern toplumdaki yabancılaşmayı gözlemler. Alegorik bir anlatıma sahip olan film, birbirinin yerine geçen kadın figürleri üzerinden manevi çöküşü bireysel bir kriz olarak değil, kolektif bir hâl olarak ele alır. Farklı şehirlerde, farklı karakterlerin aynı rutinlerin içinde nasıl bir hayalete dönüştüğüne odaklanır. Teknolojinin her yeri sardığı, aşırı uyarılma ve hissizliğin egemen olduğu bir çağda, ruhundan ve köklerinden kopmuş bir toplumun portresini çizer.
2026 KADINA NEFES ÖDÜLLERİ SAHİPLERİNİ BULDU....
Toplumsal farkındalık, ilham verici liderlerin yaşamın her alanında yarattığı etkinin takdir edildiği 2026 Kadına Nefes Ödülleri, geçtiğimiz günlerde Sarıyer Belediyesi Yaşar Kemal Kültür Merkezi’nde Kadına Nefes Rotary Kulübü ev sahipliğinde düzenlendi. Kadınların kamusal hayatta yarattığı etki çoğu zaman istatistiklerin gölgesinde kalıyor; eşitlik, dayanışma ve toplumsal dönüşüm için sorumluluk alan erkeklerin katkısı ise yeterince konuşulmuyor. Kadına Nefes Ödülleri, bu görünmezliği tersine çevirmek için hayata geçirildi. Çünkü toplumsal dönüşüm, tek başına değil; birlikte mümkün. Bu platform, başarının yerine etkiyi; popülerliğin yerine sorumluluğu; bireysel kazanımın yerine toplumsal katkıyı odağına alıyor. Kadına Nefes, kadınların kamusal alandaki varlığını güçlendirirken, bu dönüşüme omuz veren erkekleri de görünür kılan kapsayıcı bir toplumsal duruşu temsil ediyor. Ödüller, yalnızca takdir edenden ziyade aynı zamanda yön gösteren bir yaklaşımı benimsiyor. Bilimde uzun yıllardır meme kanseri alanında yürüttüğü çalışmalarla sayısız hayatın seyrini değiştiren Prof. Dr. Vahit Özmen, bilginin toplumsal faydaya dönüştüğü bir etki alanını temsil ediyor. Edebiyatta Ayşe Kulin, yalnızca güçlü romanlarıyla değil; kadınların sesini ve hafızasını görünür kılan diliyle bu sahnede yer aldı. Gazetecilikte Özlem Gürses, zor zamanlarda sorulan doğru soruların ve kamusal sorumluluğun ne anlama geldiğini hatırlatırken; sanatta Merve Dizdar, sahnede ve perdede açtığı alanla başka hikâyelere nefes oldu. Sporda ise Öznur Cüre, disiplin, direnç ve süreklilikle örülmüş bir ilham yolculuğunu temsil etti. Girişimcilik alanında Büşra Nazlı Erten, cesur kararların ve sürdürülebilir etki yaratmanın mümkün olduğunu gösterirken; kurumsal sorumlulukta Gülben Ergen, yıllardır sürdürdüğü çalışmalarla sosyal faydanın bir “proje” değil, bir sorumluluk biçimi olduğunu hatırlattı. Dijital dünyada Saadet Özkan Efe, ürettiği içeriklerle yalnızca görünürlük değil; anlam ve farkındalık yarattı. Sivil toplumda Yanındayız Derneği, temsil ettiği dayanışma kültürüyle yalnız olmadığımızı yeniden hissettirdi. Yerel yönetimde Enif Yavuz Dipşar, kapsayıcı ve katılımcı yaklaşımıyla kamusal alanın nasıl güçlendirilebileceğine dair güçlü bir örnek sundu. Toplumsal dayanıklılık alanında Mısra Öz, kriz anlarında ayakta kalmanın değil, birlikte iyileşmenin mümkün olduğunu gösterdi. Gecenin simgesel duraklarından biri ise Onur Ödülü’nün Güliz Öztürk’e verilmesiydi. Pegasus Hava Yolları’nın CEO’su olarak Türkiye’nin ilk kadın havayolu CEO’su olan Öztürk, yalnızca bireysel bir başarıya değil; kadın liderliğinin kurumsal dünyadaki dönüşüm gücüne işaret etti. Bu yıl Kadına Nefes Ödülleri, bilime, edebiyata, medyaya, sanata, spora, girişimciliğe, sivil topluma ve yönetime katkı sunan kadın ve erkekleri aynı sahnede buluşturdu. Çünkü bazı insanlar yalnızca kendi yollarını açmakla kalmayıp başkalarının da nefes alacağı alanlar bırakmaya devam ediyorlar.
AY YAPIM İMZALI ‘SEVDİĞİM SENSİN’DE “ALDUR AİLESİ” ÇOK KONUŞULACAK....
Ay Yapım imzalı, ilk bölümüyle geçtiğimiz Perşembe günü STAR’da ekrana gelen “Sevdiğim Sensin”in başrol oyuncularından Aytaç Şaşmaz dizide köklü bir ailenin veliahtı olan Erkan Aldur karakterine hayat veriyor. Senaryosu ve güçlü oyuncu kadrosuyla dikkatleri üzerine çeken dizide Erkan Aldur’un babası Esat Aldur’u ise Hüseyin Avni Danyal, annesi İnci Aldur’u Esra Ronabar canlandırıyor.Varlıklı ve güçlü bir aile olan Aldur ailesi, oğullarının geleceğini aile dostlarının kızı Burçin’le(Elçin Zehra İrem) evlenmesi üzerine planlarken Erkan’ın, Dicle (Helin Kandemir)ile evlenmesi hesaplarını alt üst ediyor. Dicle’nin yoksulluk, baskı ve korku içinde büyüdüğü köyünden Erkan’la evlendikten sonra ilk kez ayrılarak Aldurlar’ın ışıltılı ama acımasız dünyasına adım atması herkesin kaderinin yeniden yazılmasına neden oluyor. Eşi Esat’la yaptığı evliliği büyük bir sorumluluk olarak görmüş, iyi bir eş, kusursuz bir anne, güçlü bir ev sahibesi olmak için her şeyi yapan bir karakter olan İnci Aldur’u Esra Ronabar “İnci Aldur çok güçlü bir kadın. İnci çok büyük bir sır taşıyor ve bunu taşıyabilmek için gücünün arkasına sığınıyor, güçlüymüş gibi yapıyor aslında bu beni çok etkiledi özellikle evlatlarıyla olan ilişkisi çok etkiledi.” sözleriyle anlatıyor. Dizide Esat ve İnci’nin kurduğu aile düzeninden yara alan diğer çocukları Nilüfer’e Deniz Işın, Tahir’e ise Cihat Süvarioğlu hayat veriyor. Nilüfer’e hayat veren başarılı oyuncu Deniz Işın canlandırdığı karakteri şöyle anlatıyor “Nilüfer çok bolluk dolu bir ailede büyümüş olmasına rağmen hayatı duygusal boşluklarla dolu çocukluğu.. gençliği...Hayatı, kariyeri ve geleceği için aldığı kararlarda ailesi pek fazla yanında olmamış hatta hala sürekli yüzüne vuruyorlar. Ben Nilüfer’in zor şartlarına rağmen hala ayakta kalabiliyor olmasına ve hala içerden itici bir güçle hakkını aramasını seviyorum.” sözleriyle anlatarak nerak uyandırıyor. Cihat Süvarioğlu ise “Tahir, hırslı ve gücü seven bir karakter..Aldur ailesinin ağabeyini şirketin başına geçmeye çalışan bir karakter olarak göreceğiz.”diyor. Hikayesini Coşkun Irmak’ın, senaryosunu Yeşim Aslan’ın, yönetmenliğini ise Gökçen Usta’nın üstlendiği Sevdiğim Sensin, askerlik görevi sırasında yaşanan deprem felaketinde köy halkını yağmacılardan koruyan Erkan ile köylü kızı Dicle’nin tanışmasıyla değişen kaderlerini konu alıyor. “Sevdiğim Sensin” Her Perşembe saat 20:00’da STAR’da...
Saygılarımla...
Sağlıcakla Kalın ama Sevgisiz Kalmayın...
U.KIVANÇ TERZİOĞLU