AYVALIK ULUSLARARASI FİLM FESTİVALİNDEN SÜRPRİZLER....
Seyir Derneği tarafından Ayvalık Belediyesi iş birliğiyle düzenlenen Ayvalık Uluslararası Film Festivali’nin büyük ilgi gören bölümü Kısalar, bu yıl Akbank Sanat sponsorluğunda gerçekleşecek. 14-20 Eylül tarihleri arasında 5. yaşını kutlayacak festival, Türkiye’den ve dünyanın farklı coğrafyalarından kısa filmleri bir araya getirerek kısa film üretiminin güncel örneklerine odaklanacak. Sinemanın en dinamik, yenilikçi ve yaratıcı alanlarından kısa metraj filmlerin oluşturduğu Kısalar seçkisine dört yıldır büyük önem veren Ayvalık Uluslararası Film Festivali, bu sene Akbank Sanat sponsorluğunda sinemaseverlerle buluşuyor. Ayvalık Uluslararası Film Festivali, 2027 yılında 23. kez düzenlenecek Akbank Kısa Film Festivali ile sinemacılara büyük bir alan açan Akbank Sanat’ın katkılarıyla kapsamını daha da genişletiyor. Festival, yeni yönetmenlerin ilk işlerinden usta sinemacıların kısa çalışmalarına kadar geniş bir yelpaze sunacak olan Kısalar bölümü ile sinema profesyonelleri, genç sinemacılar ve sinemaseverler için ilham verici bir buluşma noktası olmayı hedefliyor. Biçimsel arayışları, cesur anlatıları ve özgün bakış açılarıyla dikkat çeken yapımlardan oluşan Kısalar seçkisinde bu yıl ilk kez, Türkiye’den kısa metraj film üretiminin öne çıkan örneklerinin yanı sıra uluslararası festivallerde övgü toplamış, farklı coğrafyaların kültürlerini ve hikâyelerini barındıran uluslararası kısa metraj filmler de yer alacak. Böylece festival, kısa film alanında uluslararası bir paylaşım, keşif ve buluşma zemini oluşturacak, dünyadan sinemacıları da ağırlayacak. Sinemanın geleceğine yön verecek yaratıcı sesleri ve kısa metraj filmlerin gelişimini destekleyen Akbank Sanat’ın katkılarıyla düzenlenecek gösterimler, festival boyunca sinemaseverlere zengin bir seyir deneyimi sunacak. Kısa metraj filmin sunduğu yaratıcı olanakları görünür kılan programda yer alacak filmler; kurmaca, belgesel, animasyon ve deneysel türlerde üretilmiş, ulusal ve uluslararası festivallerde dikkat çeken yapımlardan oluşacak. Gösterimlerin ardından gerçekleştirilecek yönetmen söyleşileri ve soru-cevap seansları sayesinde, sinemaseverler ve sinemacılar bir araya gelerek filmlerin üretim süreçlerini ve kısa filmin güncel dinamiklerini konuşma fırsatı bulacaklar.
TUBA AYŞE ÖZGÜR'DEN ''KIRIK YANSIMALAR''
Tuba Ayşe Özgür’ün Kırık Yansımalar adlı yeni kitabı, öykü ile deneme arasında gidip gelen yapısıyla dikkat çekiyor. Aynı zamanda beden, hafıza ve benlik arasındaki ilişkiyi farklı metinler üzerinden varoluşçu bir şekilde ele alıyor. Eserde, klasik anlamda bir olay örgüsü ya da belirgin karakterlerden çok, duygu ve hafıza ön planda yer alıyor. Bu nedenle okur, parçalı bir anlatının içinde ilerliyor. Bu durum geleneksel öykü okuru için bir zorlayıcı olabilir. Ancak kitabın poetik tercihi hikâye anlatmaktan çok, karakterlerin ruh hâlini ve deneyimlerini görünür kılmak. Kitabın anlatısında tekrarlar önemli bir yere sahip. Aynı imgeler, aynı kokular, aynı kırıklar farklı metinlerde yeniden karşımıza çıkıyor. Bu tekrarlar bazı bölümlerde metnin ritmini güçlendirirken bazı bölümlerde aynı duygunun etrafında dolaşılıyormuş hissi uyandırabiliyor. İmgesel dilin bazı bölümlerde sık ve üst üste gelmesi okurun duygusal temas kurmasını zorlaştırabilir. Kitabın en güçlü taraflarından biri de hafızanın daha somut bir alan olarak kurulması. Bu metaforik alan, travmanın bedenleşmiş hâline dönüşüyor. Burada beden konuşuyor, nesneler kayıt tutuyor. İnsan geçmişini yalnızca hatırlamıyor; onu eşyalarda, kokularda yeniden yaşıyor. Özellikle “Ayaksız” ve “Ölü Çocukluğum” gibi metinlerde bu yaklaşım belirgin biçimde hissediliyor. Nihal Gündüz’ün siyah-beyaz fotoğrafları ise kitaba farklı bir boyut kazandırıyor. Fotoğraflar metinleri açıklamıyor; travmanın parçaları olarak karşımıza çıkıyor, görsel bir deneyim sunuyor. Kırık Yansımalar, yer yer bilinç akışının fazlasıyla olduğu, kolay okunan ve hızlı tüketilen bir kitap değil. Ancak hafıza, beden ve travma üzerine düşünen okurlar için dikkat çekici bir okuma deneyimi sunuyor.
FİGEN ORMANCI'DAN ''HİÇ KİMSENİN GÖLGESİ''
Figen Ormancı’nın Toros Yayınları’ndan çıkan yeni romanı Hiç Kimsenin Gölgesi, bir kimlik arayışını, aile ilişkilerinde görülmeyen katmanları ve kırılmaları merkeze alan bir anlatı sunuyor. Roman, okuru iki farklı kadının rehberliğinde geçmişle bugün arasında dolaştırıyor. Ancak klasik bir aile hikâyesinin yanı sıra kıskançlık, benlik kaybı, aidiyet, hayranlık gibi kavramlar ekseninde bir sorgulamaya da davet ediyor. Geçmişten günümüze sunulan günlük kayıtları aracılığıyla ana karakterimiz Suzan’ın dönüşümü gözler önüne seriliyor. Okur, onun iç dünyasına yaklaştıkça yalnızca davranışlarının değil, yıllar içinde büyüyen kırılmalarının ve eksikliklerinin de izini sürüyor. Suzan’ın dönüşümünü adım adım izleme fırsatı, onu romanın en çarpıcı karakterine dönüşmesini sağlıyor. Hiç Kimsenin Gölgesi, okurun zihninde şu izi bırakıyor: Bir insan, neden başkasının hayatını yaşamak ister? Figen Ormancı, kadın karakterlerinin güçlü yapısı, çok katmanlı anlatımı ve psikolojik derinliği ile dikkat çeken bu romanında, okurlarını aile bağlarının karmaşık dünyasında sinematografik bir yolculuğa davet ediyor.
ŞEHRİN TİYATROSU KIBRIS’TA İSTANBUL RÜZGARI ESTİRDİ...
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları, Haldun Taner’in “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım” oyununu 22. Kıbrıs Tiyatro Festivali kapsamında Lefkoşa seyircisiyle buluşturdu. Gazimağusa Belediyesi, Lefkoşa Türk Belediyesi ve Girne Belediyesi iş birliğinde düzenlenen festival, Türkiye’nin birçok ilinden tiyatroları ağırladı. Yelda Baskın’ın yönettiği “Gözlerimi Kaparım Vazifemi Yaparım”, Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde sahnelendi. Oyunun gösterimine, Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever, Şehir Tiyatroları Müdürü Oytun Askeroğlu, Lefkoşa Belediyesi Kültür İşleri Şube Müdürü Kıymet Karabiber, Genel Sanat Yönetmeni Yardımcısı Emrah Özertem, Lefkoşa Belediye Tiyatrosu Genel Sanat Yönetmeni Cem Aykut ve Kıbrıslı sanatseverler katıldı. II. Meşrutiyet döneminden 1960’lı yıllara uzanan bir zaman diliminde, Türkiye’nin yakın tarihini iki zıt karakterin yaşam öyküsü üzerinden anlatan oyun seyircisini nostaljik bir yolculuğa çıkardı. Oyun sonrasında sahnede söz alan Şehir Tiyatroları Genel Sanat Yönetmeni Ayşegül İşsever: “Öncelikle bugün burada olmayı tercih ettiğiniz için çok teşekkür ediyorum. Bu oyun dünyanın savaşlarla, krizlerle boğuştuğu bir dönemde koca bir salonda hepimize nefes aralığı oldu. Emeği geçen herkese çok teşekkür ediyorum. Bu festivalin çok çok uzun yıllar devam etmesini diliyorum” dedi. Tiyatroyu kentin her köşesine taşımayı amaçlayan İBB Şehir Tiyatroları, klasik ve çağdaş repertuvarını İstanbul’un birçok ilçesinde, Türkiye’nin farklı illerinde ve Kıbrıs’taki sanatseverlerle buluşturmaya devam edecek. Epik Tiyatro’nun büyük ustası Haldun Taner, bu kült eserinde 31 Mart Vakası’ndan 71 Muhtırası’na kadar bireysel ve toplumsal anlamda yaşanan dönüşümlerin yanı sıra hiç değişmeyen şeylerin taşlamasını yapıyor. Oyunda yoksul bir aileden gelen, hayatı sorgulamadan yaşayan “dürüst” Vicdani ile varlıklı bir ailede doğan, servetine servet katarak yükselebilmek için her yolu mubah gören Efruz isimli iki zıt karakterin hayat hikâyesi aktarılıyor. Hiciv, mizah ve yer yer hazin hikâyelerle ilerleyen oyun, sınıfsal farklılıkların birey ve sosyal yaşam üzerindeki etkileri, insan tabiatı, vatan sevgisi, iyilik-kötülük gibi konulara dair sorular sorduruyor. Vicdani kendi gibi olanlara şöyle sesleniyor: “Ey benim kardeşlerim/ İbret olsun hayatım/ Açın ne olur gözünüzü,/ Sakın siz de benim gibi/ Safçasına/ Plak olmayın" Oyunda Alp Tuğhan Taş, Aybar Taştekin, Cafer Alpsolay, Can Alibeyoğlu, Doğan Şirin, Emrecan Karakurum, Özgür Atkın, Özgür Dağ, Seda Çavdar, Yiğit Ali Uslu rol alıyor.
İZMİR'DE CHUKOTHA GÜNLERİ SONA ERDİ....
Geçtiğimiz günlerde Dokuz Eylül Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi ev sahipliğinde, Kadın Yönetmenler Derneği ve Rusya Federasyonu İzmir Fahri Konsolosluğu iş birliğiyle düzenlenen İzmir'de Chukotka Günleri, üç gün boyunca gerçekleştirilen film gösterimleri, paneller, söyleşiler ve fotoğraf sergisiyle başarıyla tamamlandı. Altın Kuzgun (Golden Raven) Arktik Uluslararası Film Festivali'nin 10. yıl Sinema Maratonu'nun kapanış etkinliği olarak gerçekleştirilen program, Chukotka'nın sinema ve kültür üretimini ilk kez bu kapsamda Türkiye'de izleyiciyle buluştururken, iki ülke arasında yeni kültürel iş birliklerinin de başlangıcını oluşturdu.
Saygılarımla...
Sağlıcakla Kalın ama Sevgisiz Kalmayın...