SEZEN AKSU SARI ODALAR!
(Bir Yudumlama Hikâyesi)
Her toplumda kadın olmak zordu ve zor olmaya da devam edecek.
Bu zorluğun içtimai (toplumsal), bireysel, dinsel, mezhepsel, siyasi, ekonomik, psikolojik veya fizyolojik binlerce nedeni var ve o nedenlere girmek istemiyorum.
Bu ve bunun gibi konu başlıklarını senelerdir isimlerinin önünde bir kulaç unvanı olan koca koca adamlar her fırsatta konuştu, sonra evine gitti, eşine şiddet uyguladı.
Ertesi gün, "Şiddetin her türlüsüne karşıyım," demeyi de ihmal etmedi.
Oysa ben size bir gerçeği sunmak istiyorum.
Bundan senelerce öncesinden, yârin ellerini tutmanın yasak sayıldığı yıllardan, toplumsal yargıları kırıp "Ben buradayım!" diyen bir kadından söz etmek istiyorum.
Binlerce, hatta on binlerce kadına var olmayı öğreten kadından...
Yani Sezen’den.
"Sayın" demesem alınmayacak birinden.
Bir öğreti hocasından!
Neler öğretmedi ki Sezen!
Sevmeyi öğretti.
Aşkı öğretti.
Bir lodos, kürek ve kayıkla denize açılıp duygularını sulara dökmeyi öğretti.
Uzak diyarlarda olsa da yasak aşkına yanmayı ama dert yanmamayı, dik durmayı öğretti.
Adını saklamayı öğretti.
Susmayı öğretti.
Kedilerle mutlu olmayı, şehre gelecek bir filmle gülümsemeyi öğretti.
Kadın veya erkek, kimsenin masum olamayacağını öğretti.
Günaha batma hakkımızın da olduğunu öğretti.
Kimi buna "kültürel emperyalizm" der, kimi "öğreti" der... Her deyişe saygım var ama saygı duyamayacağım tek şey, Sezen gerçeğinin olmadığını söylemek olurdu.
Ama beni Sezen’e bağlayan tek ve yegâne şey, bir kadının kendi kendine yapabileceği en büyük terapiyi yapması oldu. Freud’un terapi için "Konuşma tedavisidir" tezi doğru ise; bunun en büyük örneği hem kendisi hem de toplum için Sezen’dir desek eksik ama yerinde bir tespit olurdu!
"İnsan kendinin nasıl doktoru olur?" diye bana sorsalar, hiç düşünmeden "Sezen gibi," derdim.
Sevmiş belli ki kadın.
Yanmış, belli.
Ağlamış!
Sızlamış ama sızlanmamış!
Bu ne asil bir duruştur ki şu cümleleri yazabilmiş:
Ben senin hayatından gittim oğlum
Hadi yerime koy birini, koyabilirsen
Ben senin hayatından gittim oğlum
Hadi dur o sarı odalarda, durabilirsen
Ben sen sen diye bittim oğlum
Hadi bakalım unut, unutabilirsen
Ben seni yudum yudum içtim oğlum
Hadi ol eskisi gibi, olabilirsen
Uzak benden aşk, uzak artık
Kanun mudur bu yasaklık?
İnan içimde yok fesatlık
Alırım başımı giderim efeler gibi
Efeler gibi hey!
Aşkını öyle bir sızı ve serzeniş içine sokmuş ki: "Seni ne kadar sevsem, yansam da ben senden alacağımı aldım. Şimdi ta Ankara’ya kadar yolun var!"
Bunun adı özgüvendir, kadınca duruştur.
Bunun adı bencillik olmasa da "Bensiz de olmaz" demektir.
Hadi, şimdi sizi terk edenlere haykırın:
“Ben seni yudum yudum içtim oğlum... Hadi ol eskisi gibi, olabilirsen!”
Olabilen oldu mu?
Doğru yolda olana selam olsun!