Ömür geçip gidiyor, sermayemiz tükeniyor. Bir önceki güne servet ödesek geri getiremiyoruz. Derimiz buruşuyor, cildimiz kırışıyor. Alnımızdaki çizgiler gün geçtikçe daha çok derinleşiyor. Tarihe tanıklık ediyor bir yanımız. Gençlik elimizden gittikçe gülüşümüz değişiyor.
Ve bir yanımız her daim "ey sonsuzluğun sahibi sana ulaşmak istiyorum" diyor...
İnsan bazen sormalı kendine...
Hangi hırsa kurban verdi gençliğini?
Bazı şeyleri düzelteyim derken nerelerde yitirdi ömrünü?
Neleri kaybetti?
Allah "ben sizi kul olmanız için yarattım" derken neyi kastetti?
Sahi hangimizin ne denli umurunda bu soru?
Bir telaş, koşuşturma içinde geçip gidiyor ömür dediğin.
Saçımızdaki akları sakalımızda da görmeye başladık.
Yaş 35 yolun yarısı misali...
Az kaldı yarılamaya...
Az kaldı Cahit Sıtkı'yı anlamaya...
Sonra ölüm geliyor insanın hatırına...
İnsan olma gayretiyle, dünyaya tapmanın hayreti arasında bocalıyor benlik.
İrade ilahi mefkureye teslim olmak isterken nefis önüne set kuruyor suyun.
Ve birikiyor ardı sıra dünyalık.
Biriktirdiğimiz dünyanın içinde her geçen gün daha çok boğuluyoruz, daha ziyade kayboluyoruz.
Her gün yaradılış gayemizi daha çok unutuyoruz.
Allah'ı razı edeyim derken, sıranın hiç O'na gelmediğini ölünce fark ediyoruz.
Takatten düşünce veya sıkışınca "Allah" diyoruz.
Sonra ayetin ifadesi ile "gerisin geri" dönüyoruz.
Allah bizden musibeti giderince sanki o musibet hiç olmamış gibi davranıyoruz.
Hastalanınca "Allah" sıhhati bulunca "dünya" diyoruz.
Bize sonsuz nimetler sunan Allah'a borcumuzu ödemiş gibi davranıyoruz.
Alacağını vermezsek ahirette yakamıza yapışacağını unutuyoruz.
Ömür boyu ibadet ve taat etsek bir gözün dahi karşılığı olmayacak bir hayatın hengâmesinde boğuluyoruz.
Eksiğiz, daha çok eksiliyoruz.
Her gün musallada yıkanan tenleri, ceşitli musibetlerle imtihan edilen ümmeti unutuyoruz.
Dünya ile dolmayı bıraktık, dünya ile taşıyoruz.
Sahi Allah'a ait neyimiz kaldı?
Hangi uzvun O'ndan emanet olduğuna inanıyoruz?
Hangimiz bedenimizi O'nun kutlu yolunda, ilahi emirleri doğrultusunda kullanıyoruz?
Hangimiz gerçek anlamda bir muvahhid?
Hangimiz O'nun davasının neferi?
Bitiğiz...
Eksik bile değiliz!
Eksilerdeyiz...
Sonumuz hüsran...
"Yoksa siz, sizden öncekilerin çektiğini çekmeden cennete gireceğinizi mi sanıyorsunuz?" diye yazan ayet hangimizin umurunda?
Biz kutlu yolda ne çektik mesela?
Ne kadar "emri bil maruf, nehyi anel münker" yaptık?
Ne kadar "hakkı ve sabrı tavsiye ettik?".
Birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye edenler dışında herkes yanlış yolda diyen Asr'ı ne denli hayat felsefesi edindik!?
Hepimiz bir hizbe kendimizi kurban verdik.
Esası, esas olanı geriye ittik!
Partimize oy verin'i, Allah'a kul olun'a tercih ettik!
Yanlışız, dalmışız, yanılmışız, yanlış yoldayız...
Geç olmadan uyanmak ümidiyle...