Söylem güzel, peki ya eylem?

Fenerbahçe Başkanı Ali Koç, geçtiğimiz günlerde zaman zaman kurduğu iddialı cümlelerden birini sarf etti.

“Tarihin en iyi kadrosunu kurmak için çalışıyoruz.”

Bu ifade, kâğıt üzerinde kulağa çok hoş geliyor değil mi?

Tabi ki, bir başkanın, camiasına umut aşılaması kadar doğal bir şey olamaz.

Ama böyle bir cümle altı doldurulmazsa, hoş bir söylem olmaktan öteye gitmez.

Gelin, romantizmi bir kenara bırakıp gerçeklere bir bakalım dilerseniz.

Hemen şu soruyu sorarım kendisine; Geçtiğimiz sezon Galatasaray’la son haftalara dek kafa kafaya şampiyonluk yarışı veren o kadronun en önemli figürlerinden beş isimle neden yollar ayrıldı?

O mücadelede kimler vardı? Sağ kanatta bitmeyen enerjisiyle Osayi, sol çizgide Morinho’nun gözdesi Filip Kostić, orta sahada beyin görevini üstlenen Dusan Tadic, hücumda Edin Dzeko’nun bitiriciliği ve kıvraklığıyla Allan Saint-Maximin… Ve bu beş isim, şablonun temel direkleriydi.

Peki bu isimler bugün nerede? Osayi İngiltere’de, Kostić Juventus’ta, Tadić Birleşik Arap Emirlikleri’nde, Džeko Fiorentina’da, Saint-Maximin ise Meksika’da. Yani geçen sezonki ‘en iyi kadro’nun ana omurgası artık yok.

Elbette futbol bir değişim oyunu, kimse bir ömür aynı formayı giymez. Fakat 12 yıldır şampiyonluk özlemi çeken bir camiada değişimin biçim, zaman ve şekli hayati önem taşır.

Gelen isimlere bir sözümüz yok… Kadroya yeni katılanlar son derece kaliteli ayaklar. John Durán, gol vuruşları ve enerjisiyle şimdiden dikkat çekti. Archie Brown, sol kanatta etkili olacağını belli etti. Semedo, sağ kanatta savunmayı güçlendirecek kalibrede. Geçen sezon kiralık oynayan Skriniar’ın bonservisinin alınması ve Bartuğ Elmaz gibi genç potansiyelin kiralıktan dönüşü doğru hamleler. Ancak sorun şu: Gelenler ne kadar iyi olursa olsun, gidenlerin boşluğunu tam anlamıyla doldurabilir mi?

Tartışmaya çok açık soru bu.

Çünkü kadro mühendisliği, var olan önemli yapı taşlarını koruyup üzerine doğru eklemeler yapma işidir. Oysa Fenerbahçe şu ana dek, taşların yarısını söküp yerlerine yenilerini koyuyor. Bu da ‘güçlenme’ değil, ‘yeniden inşa’ demektir…

12 yıllık şampiyonluk hasreti yalnızca sportif bir eksiklik değil, psikolojik bir yıpranma konusu. Tribünlerde sabır, saha içinde özgüven, yönetimde karar mekanizmaları bu baskıdan etkileniyor. Böyle bir atmosferde kadronun omurgasını bozmak, ‘en iyi kadro’ idealini gerçeğe dönüştürmekten çok, yeni soru işaretleri oluşturuyor.

Ali Koç, yenilenmeyi zorunluluk görüyor olabilir. Ancak tecrübelerle sabittir ki, bu bir ‘sıfırdan inşa’ değil; belli bir seviyeye gelmiş binanın sağlam kısımlarını yıkıp yeniden yapma girişimidir. Ve kanımca bu yöntem Fenerbahçe’nin mevcut durumuna uygun bir çözüm değildir.

Kalın sağlıcakla…