IŞİD/HTŞ ile ilgisi kalmadığını söyleyerek soyadını Colani’den Şara’ya dönüştürse de Suriye yönetiminin İsrail/ABD karşıtı politika yapması imkansız gibi görülmemektedir. Bugüne kadar yaşananlar, toprak bütünlüğünü koruyan Suriye geleceğini inandırıcı bulmamaktadır. Fakat tarım ürünleriyle ilgili son kararı, kıymetli olup ülkemizdeki ilgisizliği görünce kıskançla alkışlıyoruz.
Hedef ülkelerde üretimi bitirme, insanların karnını doyurmaktan başka bir şey düşünememesini sağlama, emperyalizmin temel stratejilerindendir.
Başta G-7 olmak üzere sanayileşmiş ülkeler, tarım ve hayvancılığın korunması ve geliştirilmesine son derece önem vermekte, destek ve teşvik sunmakta, en küçük üretici dahi korunmaktadır. Barkodu yok diye küçük çiftçilerin kova kova yoğurtları insafsızca imha edilmemektedir. Buna karşın mesela Fransız sömürgesi döneminde Cezayir’de dilenen çocuklara karışılmadığı halde portakal satanlara göz açtırılmamaktaydı.
Aynı zamanda İngiltere vatandaşı olan maliye bakanının bir dönem “tarımı bırakalım, sanayileşmeye bakalım” beyanatı, yaklaşık çeyrek asırlık yanlışlarla dev tümörler halinde devlet politikası haline gelmiştir. Halbuki konuyla ilgili İngiliz klasiklerine, tarım-hayvancılık-balıkçılıkla ilgili hükümetleri aşan politikalarına göz atılsaydı, ihanet anlamına gelen sözler sarfedilmez, uygulamaya geçilmezdi. ABD’nin, Hollanda’nın, Almanya’nın… sanayileşme seviyesine karşın tarımı koruma, ihracatı artırma politakalarının da dikkate alınması gerekirdi.
Soğuk Savaş’ta Türkiye’ye Marşal yardımının bir ucunda ABD’nin üreticisine ücretini ödeyerek mısırını satın alıp bize göndermesi, diğer ucunda ise milyonlarca zeytin ağacımızı kestirmesi bulunmaktaydı. Zeytinyağı yerine margarine alıştırılan halkın yeni hastalıkları, tedavisi, ilaçları derken zincirleme emperyalist tezgahlardan destanlar çıkmıştır. Önemli ayrıntı: ABD yönetimi “onlar da fazla mısır ekmeselerdi, varsın ellerinde kalsın” dememiştir.
Toplumun gerçek sorunlarıyla ilgilenen devlet geleneği, batıda son asırlarda ortaya çıkmıştır. Ortaçağ’da halk açlıktan kırılırken kalın/soyluların kalın duvarlı şatolardaki ayrıcalıklı çevresi, daha fazla altın yığma, daha büyük saraylar yapma, heykellerle süsleme kaygısındaydı. Bizim tarihimizde ise halkın zaruri ihtiyaçları devletin öncelikli problemiydi. Öyleki kağanlar “açları doyurdum, yalıncakları giydirdim..” cümlelerini taşlara yazarak görevini yerine getirdiklerini söyleme ihtiyacı duymuşlardır. Halife Hazreti Ömer, nafakası kalmadığını öğrendiği dulun evine unu ve yağı, kölesine taşıtmamış, kendisi sırtlamıştır.
Almanya’da döner fiyatlarının düşürülmesi Talebi, dönemin Başbakanı Scholz’a iletilmiş, bunun serbest piyasa ekonomisinin sonucu olduğu cevabı alınmıştır. Gençler bir seferinde başbakanlarına “Merkel döner fiyatlarını kontrol altında tutabiliyordu. Putin’le konuş, döneri 4 Euro’ya düşürsün!” diyerek dalgasını geçmişlerdir: “Devletin başındasın, piyasa ekonomisi diye savuşturuyorsun, bizim sorunumuzu Putin mi çözecek?” Başbakana hakaret gerekçesiyle bu gençlerlerden tutuklanan olduğu duyulmadı, ancak başbakan gerekli tedbirleri aldı, sorun kısmen çözüldü.
Siyonist projenin aşaması olarak İsrail çevresinde uydu devletçikler oluşturma sürecinde Şam’dan bir karar çıktı: Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanlığı, dondurulmuş piliç dahil 20 ürünün ülkeye girişini yasakladı. Suriyeli üreticiyi koruma ve gıda güvenliğini sağlamayı hedefledikleri belirtildi. Bu karar önemli ölçüde Türkiye’ye karşı olduğu halde, diğer ülkeler için de ithalat yasağı getirildiği açıklandı. Kısa dönemde enflasyonun artırmasına karşın yerli üretim desteklendikçe ekonominin canlanacağı, istihdamın artacağı, refahın yükseleceği hesaplanmış, doğru karar verilmiştir. Ruhsuz ve beyinsiz mülhazalarla üç beş yandaşa sıfır gümrükle ithalat izni verilerek yeni zenginler oluşturulması düşünülmemiştir.
Suriye’ye ithalatı yasaklanan gıda ürünleri önemli ölçüde Türkiye’den gitmekteydi. Bu kararda Türkiye’deki üreticilerin/ihracatçıların uyarılması da yer almıştır. Şam’daki ticaret müşavirliği, Türkiye’dekilerin muhtemel sıkıntılarını dert edinmesini karşın gerekli tedbirler konusunda bizde bir hareket bilinmemektedir. Önceki yıl, Irak yumurta ithalatını durdurunca üreticiler feryat ederken ilgili bakan açıklama yaptı. Türkiye’de üreticisini düşünen devlet bulunduğu zannedilmişti. Ancak tarım bakanı, besleyici ve sağlıklı bu nimetin mesela kamu yemekhanelerinde daha fazla tüketilmesi yönünde genelge yerine, yumurta üretim tarihine dikkat edilmesini, bir anlamda her ihtimale karşı yumurtadan uzak durulması tavsiyesini esefle duyduk.
Soğan, patates tarlada kalırken de bakanlıkların üreticiyi korumayı gündeme getirdikleri pek vaki değildir. Yerli patates depolarda çürürken Mısır’dan, İran’dan, İskoçya’dan… özel izinli binlerce ton patates gelmiştir. Mersin limanından virüslü olduğu gerekçesiyle gönderilen patatesin ilginç gerekçesini öğreniyoruz: Yerli patateslerde ilaç kalıntısı yüksek olduğundan başka ülkelere satamıyorumuşuz, ithal edilenler zaten ihraç için geliyormuş!
Her bir tarım ürünü için var-yok yılı bulunmaktadır. Bu süreç tarih boyunca yaşanmıştır. Hatta Kur’an-ı Mübinimizin “en güzel kıssası”nda bu hususta ayrıntılı tedbirler yazılmaktadır. Her ürünün muhafazası, işlenmesi, pazarlanması, gerektiğinde tüketiminin teşviki konusunda günümüzde gelişmiş teknikler, yöntemler, programlar bulunmaktadır. Suriye yönetimi de bu konuda ilk adımı atmıştır.
Sofraların vazgeçilmezi, ilaç durumundaki limonu, üretici 3-5 liraya satmak zorunda kalırken feryadı duyulmamış, devletin yüksek makamlarına ulaşamıştır. Bugün 200 liraya dayandığında da yönetimin böyle bir kaygısı bilinmemektedir. Muhtemelen enflasyondaki katkısına karşı seçkinlere Çin’den olmasa da Kazakistan’dan limon ithal izni verilebilecektir. Kazakistan’da limon yok denmesin, bu tür kararlarda Çin’den ithalat sorunlarını hafifletme stratejisi izlenmektedir. Tıpkı Çin ayçiçek yağının bir dönem sıfır gümrükle Sırbistan’dan alınması gibi.
Temel tüketim maddelerinde yerli üretimi teşvik ve destek, devletin öncelikli görevidir. Fazla ürünün satın alınarak değerlendirilmesi, pazarlanması, üreticinin mağdur edilmemesi, aynı zamanda uzun vadede tüketiciyi korumanın gereğidir. Her fırsatta birilerine ithal izni, felaketler zincirinin temelini oluşturmaktadır. Yüksek vergilere dayanan maliyeti hesaba katmadan fiyatı artan ürünlere ithal yolunu açmak ihanet derecesinde yanlıştır. Kendi üreticisini korumak için ithalatı yasakladığına göre hazır eli değmişken Şam’daki bakanlıktan Türkiye’ye de bazı ürünlerin ithalatının yasaklaması istenebilir. Alman gençler Scholz’a “Putin’le konuş, döner fiyatlarını indirsin” demedi mi? Suriye yönetiminin ithalat yasağının ne kadar başarılı olacağı tartışılabilir ancak bizim açımızdan alkışlanması gereken bir örnek.