Kalemin Aynası
Tarih, insana ayna tutan bir nehir gibidir.
Ne kadar yüzyıl geçerse geçsin, o nehir hep akar ama içindeki insan aynı kalır.
Çağlar değişir, tahtlar yıkılır, rejimler kurulur…
Ama değişmeyen tek şey: insanın unutuşudur.
Bir zamanlar bu topraklarda adalet, taş sütunlara değil, vicdanlara dayanırdı.
Kadı, terazisinde sadece suçu değil, merhameti tartardı.
Bugün aynı topraklarda adaletin terazisi yamulmuş gibi.
Bir yanda geçim derdiyle sabahı karşılayan halk, öte yanda lüks sofralarda “istikrar” nutukları atanlar.
Bir yanda umudun adı “gitmek”, diğer yanda susmanın adı “sabır” olmuş.
Tarih diyor ki:
“Ben aynı hatayı defalarca yazmadım; siz aynı yanlışı defalarca yaşadınız.”
Selçuklu yıkılırken saraylarda kibir büyüyordu,
Osmanlı çözülürken kardeş kardeşe kör oluyordu.
Bugün de aynı hikâyenin farklı isimlerle yeniden sahnelendiğini görüyoruz.
Bir zamanlar kılıçla alınan topraklar şimdi cehaletle kaybediliyor.
Artık savaş meydanlarında değil, ekran başında yeniliyoruz.
Teknolojinin çağında yaşıyoruz ama kalpler hâlâ taş devrinde.
Bir elimizde akıllı telefon, ötekinde kırık bir vicdan.
Ekranlarımız ışıl ışıl ama ruhumuz karanlık.
Daha çok biliyoruz ama daha az anlıyoruz;
daha çok konuşuyoruz ama daha az dinliyoruz.
Bilgi arttıkça hikmet azaldı,
görmek çoğaldı ama bakmak azaldı.
Ve tarih bir kez daha aynı dersi veriyor:
Bir milletin çöküşü, top sesleriyle değil, suskun vicdanlarla başlar.
Bugün kimse duymuyor, çünkü herkes bağırıyor.
Korku, özgürlüğün yerini almış; menfaat, inancın gölgesine sığınmış.
Oysa bu milletin mayasında küllerinden doğma kudreti var.
Her defasında yeniden yeşeren bir umut, bir inat, bir iman var.
Bir Mevlâna sabrı, bir Hacı Bektaş aklı, bir Atatürk feraseti hâlâ damarlarımızda dolaşıyor.
Karanlık ne kadar büyürse büyüsün,
bir kıvılcım yeter aydınlığı hatırlatmaya.
Tarih, sadece geçmişin hikayesi değildir;
geleceğe nasıl bakacağımızın pusulasıdır.
Ama biz, pusulamızı ekranlara, yönümüzü rüzgâra bıraktık.
Unutma;
Tarih tekerrür etmez,
insan ibret almazsa tekerrür eder.
Belki de artık tarih kitaplarını değil, kalbimizi açmanın vaktidir.
Çünkü vicdanın kalemiyle yazılan hiçbir satır sansürlenmez.
Ve o kalem, bir gün mutlaka yeniden doğruları yazmaya başlar.
Haftaya görüşmek dileğiyle hoşçakalın.
Sevgilerimle..