TARİH TEKERRÜR MÜ EDİYOR? KIBRIS'TA EOKA RUHU YENİDEN Mİ CANLANIYOR?

Geçmişi kanla yazılmış topraklarda, tarih zaman zaman yeniden nefes alır. Kıbrıs adası da bu topraklardan biridir. 1955’te kurulan ve adayı Yunanistan’a bağlamayı hedefleyen EOKA terör örgütü, sadece İngiliz sömürüsüne değil, en çok da Kıbrıslı Türk halkına karşı yürüttüğü vahşi saldırılarla hafızalara kazındı. Aradan geçen onlarca yıla rağmen, bugün Güney Kıbrıs’ta bazı siyasi ve paramiliter çevrelerde yeniden canlanan EOKA zihniyeti, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti için sadece tarihsel bir hatırlatma değil, aynı zamanda güncel bir güvenlik sorunudur.

Geçtiğimiz haftalarda Güney Kıbrıs’ta bazı okullarda ve siyasi gruplarda EOKA anma törenlerinin düzenlenmesi, Kıbrıs Türkü’nün 1974 öncesi yaşadığı trajedileri hatırlatıyor. Dahası, bu törenlerde gençlere “Enosis” idealleri telkin edilirken, Türk halkına yönelik nefret söylemleri sıradanlaşmaya başladı. Bu gelişmeler, sadece ideolojik bir yönelme değil; aynı zamanda Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin siyasi varlığına karşı dolaylı bir tehdit olarak okunmalı.

Bu zihniyetin adadan taşarak Yunanistan'da da karşılık bulduğuna şahit olduk. Geçtiğimiz günlerde Selanik’te düzenlenen bir askeri geçit töreninde, bazı askerlerin Türkiye aleyhine ağıza alınmayacak küfürler ettiği görüntüler uluslararası basına yansıdı. Ne var ki bu ilk değil, son da olmayacak gibi. Yunanistan’daki aşırı milliyetçi çevrelerin, Türk düşmanlığını militarist bir refleksle yeniden üretmesi, NATO üyesi iki komşu ülke arasında barışçıl bir gelecek inşasının ne kadar zor olduğunu bir kez daha gösterdi.

Kıbrıs Türk halkı için bu gelişmelerin anlamı nettir: Tarih bir kez daha yok sayıldığında, aynı hatalar tekrar eder. Kıbrıs’ta barış ve istikrar ancak geçmişle dürüstçe yüzleşilerek sağlanabilir. EOKA güzellemeleriyle büyütülen nesillerin, adada bir daha ortak yaşam kültürü oluşturması mümkün değildir. KKTC, bu zihniyetin karşısında hem siyasi hem de askeri anlamda hazırlıklı olmalı; diplomatik zeminde Türkiye ile birlikte güçlü refleksler göstermelidir.

Yunanistan’ın bazı resmi ağızları bu olayları “münferit” olarak nitelese de, toplumda yükselen bu düşmanca reflekslerin bilinçli şekilde beslendiği gerçeği göz ardı edilemez edilmemelidir de. Siyasetçilerin, medya organlarının ve eğitim kurumlarının bu söylemlere sessiz kalması, aslında bir tür onay anlamına gelir.

Öte yandan biz bu refleks karşısında ne mi yapıyoruz?

Kırılan Tabaklar, Kırılan Kimlikler

Yaz tatillerinde soluğu Yunan adalarında alan, sabahları ouzo ile kahvaltı edip akşamları sirtakiyle sonlanan bir turizm alışkanlığı, sadece döviz bırakmakla kalmıyor; bir milletin kültürel belleğinde de derin çatlaklar oluşturuyor. Her sene binlerce Türk vatandaşı, tarihte kanla yazılmış sayfaları unutup, Ege'nin öte yakasında "neşeli" Yunan folkloruna teslim oluyor. Kimseye eğlenme yasağı koymak niyetinde değilim elbette, ama meselenin eğlenceden çok daha derin boyutları var. Ben daha şuana kadar Zeybek, Kaşık ya da Bar oynayan bir Rum ya da Yunan’ın ne resmine ne de videosuna rastlamadım instagramda.

Köşe başlarında açılan sirtaki kurslarına, Yunan müzikleri eşliğinde "medeniyet" devşirenlerin bir kısmı, kendi halk oyunlarını bilmezken, taverna adabına neredeyse dini vecibe gibi sarılıyor. Oysa o tavernalarda kırılan sadece seramik tabaklar değil; millî şuurlar, tarih bilinci ve onur da kırılıyor sessizce.

Yunanistan'da Türkiye'ye küfür eden askerler alkışlanırken, bizimkiler hâlâ Santorini manzarasında Instagram hikâyesi paylaşmakla meşgul. Tarihle kavgalı, hafızasız bir topluma dönüşmek işte böyle başlıyor. Kendi tarihine yabancılaşan, dostunu düşmanını ayırt edemeyen bireylerden oluşan bir toplum, günü gelir kendi içinde de çözülür.

Ben askerlik hayatım boyunca dostun da, düşmanın da yüzüne bakmayı öğrendim. Ama bazı yüzler, gülümserken bile diş gösterir. Kıbrıs’ta, Ege’de, Balkanlar’da bunu çok gördük. Şimdi soruyorum: Gerçekten unuttuğumuz şey sadece tatil mi? Yoksa kim olduğumuzu da mı bıraktık o adalarda?

Yunan adalarına gidenlerin Türkiye'de tatil yapmanın pahallı olması sebebiyle tercihini bu yönde kullanmaları anlaşılabilir bir durum olabilir ama bu durum alışkanlık haline getirilip EOKA refleksi ile bir nesli büyüten Yunan’a döviz kazandırmaktan başka bir şeye dönmez. Yunan adalarına gitmek, ekonomik bir tercih gibi görülse de, Türkiye'nin sunduğu yerel güzellikleri, tarihi zenginlikleri ve kültürel mirası daha çok tanımak ve iç pazarda kalmak, sadece ekonomik değil, aynı zamanda milli bilinci pekiştiren bir tercih olacaktır.

Amacım Yunan düşmanlığı aşılamak değil, sadece eski bir asker ve gazeteci olarak, vatanseverliğin ve milli bilincin güçlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum

Sonuçta, tatil tercihlerinde ekonomik zorluklar belirleyici olabilir, fakat bu, aynı zamanda ülke içindeki turizmin ve yerel ekonomilerin güçlendirilmesi adına bir fırsat olarak değerlendirilebilir. Hem ekonomik olarak hem de kültürel olarak kendi ülkemizi daha çok sahiplenmek, toplumsal bir sorumluluk haline gelmeli. Aşağıdaki gerçek hikayeyi bu yaz Yunan adalarına tatile gidecek ya da Sirtaki kurslarına yazılacaklar bir kez daha okuyup hatırlasınlar lütfen.

Türk Silahlı Kuvvetlerinden Tuğgeneral rütbesiyle emekli olan Nihat İlhan, 1963 yılında o dönem adı Kıbrıs Türk Alayı olan Kıbrıs’taki 650 kişilik Türk gücünün doktoruydu. Kıbrıs tarihine Kanlı Noel diye geçen Rumların silahlı saldırılara başladığı 20 Aralık 1963’teki, Türk Alayı’nda görevi başındaydı. 24 Aralık gecesi Rumlar, Lefkoşa’nın Kumsal semtinde Binbaşı Nihat İlhan’ın evine baskın düzenledi.

Yıllar sonra Nihat İlhan o acı geceyi de şöyle anlattı:

“Türkiye’de askeri tıp akademisinden mezun olduktan sonra bir helikopter ile Kıbrıs Türk Alayı’na baş tabib olarak geldim. O dönemde Türk alayı ile Rum alayı birbirlerinden yüz metre mesafedeydi. Birçok yaralı geliyordu. Eşimi, küçük iki çocuğum ile 3 aylık oğlumu Lefkoşa’nın Kumsal adı verilen bölgesinde kiraladığımız bir eve yerleştirmiştim.

Ailemin katledildiği 24 Aralık 1963 tarihinde askeri hastaneye yaralı Türkler gelmiş onlarla ilgileniyordum. Katliam olduğu zaman birkaç gündür eve uğramamış ve ailemden haber alamamıştım. Evimizin yakınında kalan bir Türk çoban geldi ve alay komutanının da bulunduğu bir ortamda Rumların Türk subaylarının ailelerine saldırdığını söyledi. Ne olduğunu anlamadık. Hemen eve gitmek istedim ama alay komutanı izin vermedi. Alay komutanı benden o gün yaşayacaklarımla ilgili asker sözü vererek soğukkanlı olmamı istedi. Ben hala ailemin katledildiğini fark etmiyordum. Zırhlı bir araçla Türkiye elçiliğine gittik. Subay eşleri ve elçilik görevlileri doluydu. Kadınlar ağlıyorlardı.

Hâlâ ailemin öldürüldüğünü anlamadım. Üzerim çok kirliydi ’sıcak suyla banyo yapabileceğim bir yer var mı’ diye sordum. Banyo yaptım. Ardından Türkiye büyükelçisi beni çağırdı. Bana ’başın sağ olsun, eşin ve çocuklarını Rumlar katletmiş’ dedi. Katliamın üzerinden 3 gün geçmiş ve benim haberim yeni oluyordu. Ne yapacağımı şaşırdım. İlk sözüm ’Vatan sağ olsun’ oldu.

Telefon bağlantısı kuruldu ve daha sonra Cumhurbaşkanı olan o dönemin Genelkurmay Başkanı Cevdet Sunay beni aradı. Kumsal katliamında ailemin katledilmesinin yanı sıra 35 kişi de yaralanmıştı. Katliam, “Kanlı Noel” diye tarihe geçti. Cevdet Sunay önce “Geçmiş olsun” dedi ardından “Biliyorsun Türkiye’de 6-7 Eylül olayları yaşandı. Birçok Rum ve yabancının evleri yağmalandı, bu olaylar durdurulamadı. Şimdi sen doğrudan Ankara’ya gelirsen, burada halk ayaklanmış durumda. Kara Eylül’ün bir benzeri yaşanabilir’ dedi. Bu nedenle Ankara’ya gelmememi istedi.

Eşimi kalbime gömdüm. Ardından cenazeleri Elazığ’a götürdük. Çocuklarım hala kanlar içindeydi. Ellerimle yıkadım. Aile kabristanına çocuklarımı ve eşimi gömdüm.’’

Kıbrıs'taki Rum katliamının simge ismi Tabip Binbaşı Nihat İlhan 2016'da 92 yaşında hayatını kaybetmiştir...

Sonuç olarak, hem Türkiye hem de KKTC için bu gelişmeler, sadece diplomatik değil, stratejik bir uyanışı da beraberinde getirmelidir. EOKA’nın gölgesinde büyüyen bir kuşağın, yarın hangi adımları atabileceğini kestirmek zor değil. 1974’te yaşananlar nasıl bir milletin kaderini değiştirdiyse, bugünkü gelişmeler de bir başka kırılma noktasına işaret ediyor olabilir. İsteyen tatiline gitsin isteyen ne istiyorsa onu oynasın ama milli bilinci asla tatile çıkarmasın.

Tarih tekerrür eder mi? Eğer ders alınmazsa, evet…