Osman Gazi döneminde Kayı boyu bir gününü nasıl geçiriyordu?
Sabah namazı kılındıktan sonra günün de ağarması ile beraber Kayı boyu erkekleri savaşta kullanılan zırhları ve kuşandıkları kılıçları ile birlikte, yani savaşta üstlerinde olan tüm ağırlıkları ile birlikte sabah koşusu yapıyordu.
Bu talimden sonra yapılan kısa bir dinlenmenin ardından Kayı boyu ovada ikiye ayrılarak birbirlerine girerdi. Burada birinci evre ağır eğitim kılıçları ile olurken, ikinci evrede ise çıplak el ile birbirleriyle kavga ederlerdi. Burada kimse kimseye darılmaz, gücenmezdi. Ve bu karşılıklı kavga talimlerinde kazanılan en önemli şey ise, on yaşına gelen bir Kayı gencinin bile savaş sahasında birebir savaş tecrübesini kazanmış olmasıydı ve bu yeteneğe daha o yaşlarda sahip olmasıydı.
Öğle namazının ardından Kayı boyu at ve ok eğitimlerine başlardı. Ve bu öğle vakti Kayı boyunun erkekleri ailesiyle, gündelik işlerle, ev işleriyle ve tarlalarının bakımıyla hiçbir şekilde ilgilenmezdi; bu işler Kayı’da evin kadınları tarafından yürütülürdü. İkindi namazının hemen ardından ise bu sefer tam tersi bir durum gerçekleşiyordu. Erkekler gündelik işleri, tarla bakım işlerini devralırken; Kayı’nın kadınları savaş talimine geçiyordu. Kadınların aldığı bu temel muharebe eğitimleri akşam ezanına kadar sürüyordu.
Akşam namazından sonra ise, yatsı ezanına kadar Kur’an-ı Kerim başta olmak üzere, diğer tüm ilimlerin konuşulduğu, değerlendirildiği, bilmeyenlere öğretildiği eğitimler başlıyordu. Kayı’da bu eğitimlere katılmak ise zorunluydu. Gencinden yaşlısına, kadınında erkeğine herkes bu eğitimlere katılıyordu. O yüzden de o dönemlerde Kayı’da okuma yazmayı bilmeyen kimse yoktu.
Kayı boyunda yatsı namazından sonra ise yürüyüş intikalleri yapılırdı. Bu da karanlıkta bile o coğrafyaya hâkim olabilme, geceleri olası ani durumlarda bile hemen aksiyon alabilme gibi kabiliyetleri Kayı boyuna sağlıyordu.
Haftada bir kez büyük avlar düzenlenirdi. Bu avlar bazen bir gün bazen de iki gün sürerdi. Bu süreçte Kayı boyu haftalık et ihtiyacını fazlasıyla karşılardı, hatta kalanını da satarak kendine gelir elde ederdi.
Ticarete gelecek olursak, Kayı boyu yaylak kışlak göçlerine rağmen pamuk, pirinç, buğday, safran, yün, kenevir, yaş ve kuru üzüm, şap ve mazı ticaretini büyük ölçüde elinde toplamıştı.
8 Nisan 1284 Ermenibeli Savaşı
Yer Bursa’nın İnegöl ilçesi yakınlarındaki, Söğüt-Domaniç yolu üzerindeki Ermenibeli geçidindedir.
Ermenibeli çatışması Kayı boyunun Bizans Tekfurları ile yaptığı ilk çatışmadır ve çoğu kaynak da bunu doğrular. Burada fevriliği, laf dinlememezliği ve gözü karalığı ile Osman Gazi’nin abisi Savcı’nın oğlu Baykoca’nın hareketleri, çatışmanın kaderinde büyük rol oynar.
Baykoca, Osman Gazi’nin bütün uyarılarına rağmen 30, belki de 50 kadar adamıyla gece karanlığında bir başına Bizans Tekfurlarına karşı Ermenibeli geçidinde harekata başlar. Kendisi bu çatışmada şehit olurken, Baykoca ile beraber birkaç Kayı yiğidi daha şehit olur, kimisi ise gazi olur. Bunlardan birisi de Serhat Alp’tir ki cesareti, koca yüreği ve kahramanlıkları ile tanınır.
Bu çatışmanın sonunda Osman Gazi ve Kayı cengaverleri bir sonuca varamaz ve geri çekilmek zorunda kalır ama, Osman Gazi bu mevzuyu ileride görülmek üzere defterine not etmiştir. O an için hem kendisinin tecrübesizlikleri hem de yeğeni Baykoca’nın fevri davranışı, bundan sonraki her adımını atmadan önce daha çok düşünerek karar almasını sağlayacaktır.
Ermenibeli çatışmasının Kayı boyu tarafından nedeni olarak da şunu açıkça dile getirebilirim ve bu da hemen her tarihi kaynakta açık bir şekilde yazmaktadır: Kayı boyu her sene yaylak göçü zamanında ağır ve taşınamayacak malzemelerini Bilecik Tekfuru Aleakses’e bırakmaktadır. Bunun karşılığında ise Aleakses’e yüklü ve kıymetli hediyeler sunulurdu. Malzemelerimizin teslim ve göç sonu devralınmasını ise Kayı boyunun yaşlı kadınları yapardı. Ancak bu süreçte İnegöl Tekfuru Aya Nikola ise sürekli “Benim tarlalarım Türkmen hayvanları tarafından eziliyor, talan ediliyor.” diyerek, tazminat ve para talep ederdi. İnegöl Tekfuru Aya Nikola’nın bu tutumuna karşı, Kayı boyları Ertuğrul Gazi döneminden beridir hep uzlaşmacı olmaya, alttan almaya ve barışı sağlamaya çalışmıştır. Bunun nedeni ise yeni geldiğimiz coğrafyada önce nüfuzun sağlamlaştırılması ve bölgeye hakimiyetin sağlanması için barışçıl bir tutum sağlanmasıdır. Ama özellikle Ertuğrul Gazi’nin ölümünden sonra Aya Nikola’nın, Osman Gazi’nin canına kast eden düşünceleri bardağı taşıran son damlalar olmuştur.
Öncelikle Baykoca ve diğer şehitlerin 40 gün yası tutulur. Bu süreçte de Serhat Alp’in mücadelede kaybettiği gözü için Osman Gazi bir küre getirir. Nedir bu küre ve hikâyesi nereye uzanır?
Hint kandili ve El Azif
Osman Gazi’nin, Serhat Alp’in kaybettiği gözü için getirttiği küreye Hint kandili denir. Gündüzleri güneş ışınlarından aldığı birikimle geceleri kısık bir kandil gibi ışık saçar. Serhat Alp ise Osman Gazi’ye teşekkürlerini ilettikten sonra bu Hint kandilini nereden öğrendiğini ve nasıl akıl ettiğini sorar. Osman Gazi ise şöyle cevaplar: “Ben bunu kılıç ustamız Albatu ustadan öğrendim, ustamız da Çinli bir gezginden öğrenmiş. Çinli gezgin ise bunu El Azif kitabında okumuş.
El Azif, eski dönemlerin o korkulu kitaplarındandır. Diğer alemlerle temas kurmamızı sağlayan, doğa üstü varlıkları çağırmamızın şifrelerini sunan, çeşitli korkunç büyüler içeren ürpertici bir kitaptır.
Osman Gazi döneminde yaşanan ama çok da bilinmeyen bu olayları kaleme alırken, kaynağım kıymetli Okay Tiryakioğlu’nun “Osman Gazi” romanı oldu. Kitabın içi bilgi açısından ve alıntılar açısından derya deniz. Osman Gazi dönemi ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi. Haftaya yayımlanacak olan yazımda da Okay Tiryakioğlu’nun bu kitabına yer vereceğim.
Çok okuyun, kitapla ve sevgiyle kalın…