Dizilerin ekran macerası başladı. Yeni sezon bomba gibi, bu sefer dizi bol, reytingler şaşırtıcı geliyor. Sezonun bomba dizilerinde Kıskanmak, Halef, Veliaht, Aşk ve Gözyaşı dizilerini izledim. Sizler için yorumladım. Bu sezonun kodlarını bozacak işler geliyor. Geçen sezon işler çok çabuk başlayıp, çok çabuk bitmişti. Bu sezon başlayan işlerin çoğu kendi seyircisini oluşturmaya başladı bile…
Salı akşamlarının yeni sahibi: Kıskanmak
Nahid Sırrı Örik’in ölümsüz eserinden uyarlanan Kıskanmak dizisinin Salı akşamları Gözleri Karadeniz dizisiyle büyük bir rekabet içinde olduğunu görüyorum. Herkesin sezonun en iddialı dizisi diye beklediği, büyük reyting patlaması yarayacağını düşündüğü dizi ilk bölümden güçlü bir açılış yapamadı ama ikinci bölüm seyirciye göz kırptı.
Özgü Namal, nerede nasıl oynarsa oynasın keyifle izlenecek bir kadın. Seniha rolünü üstüne cuk diye oturmuş. Anne sevgisinden uzak, kimsenin görmediği, aile de hiç yerine tutulan bir kadının, kendi hayatını bir yerden yakalamak için verdiği savaş... Herkes onu görünmez zannederken o aslında herkesin hayatını değiştirecek hamleler yapıyor.
Görkemli ama nostalji bir dünyaya adım atmış gibi hissettim kendimi... Seniha’nın Bayan Hiç Kimse olduktan sonra kendi hayatında bir beden bulma hikayesini izlemek keyifli olacak. Dizinin karanlıkta kalan bir yönü varsa, o da bir şeyleri yakalamak çok zor. Karakterleri anlamaya çalışırken hikaye kopup gitti. Çok fazla hareket olduğu için kafamda soru işaretli kalan yer çok, her zaman ki gibi başrol erkeklerimiz sanki dünyada eşi benzeri yokmuş gibi tüm kadınlar tarafından tercih edilen şanslı kişi oluyor. Herkesin birbiriyle derdi olduğu kıskanmanın hikâyeden çok karakterlerin dünyasını izleyeceğiz gibi duruyor. Bence bu sezonun en rekabetçi günü Salı. Güller ve Günahlar dizisi de geldikten sonra cehenneme dönüşecek
Veliaht mı? Halef mi?
Veliaht, gerçekten perşembeye veliaht gibi geldi. İlk bölümüyle bu sezon ben de varım dedi. Hiç görmediğimiz bir dünyanın derinliklerini bize anlattı. Otogar dünyasında bilmediğimiz arka bahçelerde neler döndüğünü gösterdi. Ben bu sezon izlediğim ilk bölümler içerisinde beni en çok heyecanlandıran, matematiğini en güçlü bulduğum dizi Veliaht oldu. Bence çok da akıllı bir hamle yaptı ve Halef’ten daha önce yayına girdi. Biri erkek, diğeri kadın işi deseler de ikisi de erkek işi. Halef’in ikinci bölümünü izlerken bunu daha iyi anladım. Akın Akınözü’nü veliaht olarak izlemek çok keyifli, Hercai’den sonra ekranlarda unutulmayacak bir karakterle dönmüş. Timur/Zafer ruh halini seyirciye çok iyi geçiriyor. İlk bölümün galasında annemin veliahtı olarak buradayım demişti. Bence bu sezon Perşembe akşamlarının da veliahtı olacak gibi duruyor.
Halef; Köklerin Çağrısı Uzak Şehir’den sonra Doğu Anadolu’nun iklimini anlatan bir dizi olmuş. Yıllar önce Sıla dizisinin yapımcısı tarafından yapıldığını düşünürsek, o yöreyi en iyi anlatacak iş olduğunu düşünüyorum. İlk bölümü özellik İlk yarım saati, daha hızlı akabilirdi. Özellikle Melek karakterinin rüya sahnelerinde ana hikâyeden koptuğumu hissettim. Halef olmak istemediğini için ailesinden kaçan, sınır tanımayan Doktorlarla ülkeyi bile terk etmeyi düşünen Serhat’ın zaten uzakta olması, tüm bunların aksine iki kere gördüğü Melek için kalması beni ikna etmedi. İki güçlü partner var. Yıldız Serhat mı yoksa Melek Serhat mı? Seyircinin kalbinde ilk günden beri Yıldız varken, Melek’le ikisinin aşkını kabul etmek kolay olmayacak. İkinci bölümde Halef’in hikayesini daha iyi anladım. Serhat’ın gerçek bir halef olmasını izlemek etkileyici olacaktır. Perşembe akşamları bu iki dizi arasındaki güç savaşını izleyeceğiz gibi duruyor.
Aşk ve Gözyaşı Cuma akşamı savaşına başladı
Hande Erçel ve Barış Arduç’u bir araya getiren Kore uyarlaması olan Aşk ve Gözyaşı dizisi Cuma akşamları Kızılcık Şerbeti’nin karşısında yerini aldı. Bu sezonun en kötü açılış yapan dizisi oldu. Şampiyonlar ligi gibi bir kadrosu var. Hande Erçel Meyra karakterini resmen giyinmiş. Özellikle orijinal versiyonunu izleyenler bu rolü ne kadar iyi canlandırdığını anlayabilir. Ekranın en sevdiği hikayeler imkansız aşk hikayeleri oluyor. Geçen sezondan günümüze hepimiz bunu gördük. Meyra ile Selim’in hikayesinde oturmayan puzzle parçaları var. Büyük bir aşkla evlendikten sonra aynı evin içinde iki yabancı olmaları, ilk bölümde o büyük aşkı değil de soğukluğu izlemek beni uzaklaştırdı. Hande & Barış ikilisini diğer iki projelerinde izledim. Birbirlerine çok uyumlular, ama birbirlerine dokunmayan, karısının yok olmasını isteyen koca rolünü, kocasını azarlayan eş rolünü çok benimseyemedik.
İlk bölümü izlerken çok durağan geçti. İkinci bölüm o elektriklenmeleri daha çok sevdim, ama onların kavuşması başka bahara kalacak gibi duruyor. Aşk ve Gözyaşı dizisini eskiden çok severek izlediğim Şahin Tepesine benzettim. Daha tempolu bir hikayesi olmasına rağmen ekrana yansıtamamışlardı. Umarım sonu benzemez. Hande Erçel’i daha çok izlemek isterim. Dizinin orjinalini izlemedim, ama klasik türk dizilerinde imkansızlıkla başlayıp 8-10 bölüm sonra aşk yaşamaya başlayan partnerlerin aksine tam tersten akan bir hikayesi var. Önce aşık olup, sonra birbirlerinden nefret edip, kaybetme korkusuyla yeniden aşık olma hali…
Selim’in bir sabah uyandığında Meyra’ın hayatında olmamasını isterken, hasta olduğunu öğrendikten sonra sabah öldü mü diye kontrol etme korkusu duyguların paralelliğini gösterse de bana bu aşkın sahiciliğine inandıramıyor. Meyra’nın annesiyle olan ilişkisi onun karakterinin özeti. Her zaman başarılarıyla ailesini övündürmesine rağmen annesinden tebrik alamayan, saçı okşanmayan o küçük kızı nerede görsem tanırım. Sıcak, samimi bir ailenin içinde büyüyen Selim ile cam bir fanusun içine kapanmış Meyra’nın gitgellerinde vicdanlarını değil de tutkularını, aşklarını izlemek isterim.
Berk Cankat için de bir parantez açmak istiyorum. Uzun zamandır onu televizyon izleyemiyorduk. Tam bir jön olmasına rağmen şansı yaver gitmedi. Başrollerimizi birbirine yakınlaştırmak için üçgen hikayenin kara mizah bir parçası olmaz inşallah. Onun da hikayesini öğrenmeyi çok isterim.