TESPİTLER ( 10 /49 )

MUHADDİS, MÜFESSİR VE FAKÎH MEŞHÛR TÜRK’LER!...

İMAM-I FAHRÜ’D-DİN-İ RÂZÎ : Kudret-i ilmiyyesi, Fahrü’d-Din-i Râzî, bir ilim ve kemâl timsâli idi. Tefsir, kelâm, fıkıh, usûl-ü Fıkıh gibi dinî ilimlerle bi’hakkın mücehhez olduğu gibi ebebiyatta, riyâziyatta, kimya, hey’et tıp gibi ilimlerde de büyük bir iktidar sahibiydi. Pek parlak bir fikre, büyük bir muhâkemle’ye ve tenkit kudretine mâlik bulunuyordu, dînî mezheb’lerin esaslarını, felsefî meslek’lerin mesâilini tetki etmişti. Kendisinde parlayan bir deha’nın yardımiyle bid’at erbabına, felsefî zümrelere karşı bir cebhe almış, hakîkatin tecellisini te’min için büyük bir şehâmetle mücâdele meydanı’na atılmıştı. Herhangi zümreyle münâzarada bulunacak olsa, galibiyyet nesimi( rüzgarı), mutlakak kendi tarafında esmeye başlardı.
RÂZÎ’NİN MÜELLEFÂTI: İslâm âlemi’nin her tarafına dağılmış, ilim sahibleri eski âlimlerin kitaplarını bırakarak onun eserleriyle iştigale başlamışlardı. Binlerce ilim ve irfan tâlibi ve muhtelief mezheb’ler müntesipleri Râzî’nin huzurunda toplanırn, biribirlerinin irad ettiği suâllere güzelce cevaplar verirdi.
Asr’ının hükümdarları ziyâretine koşar, bir yere gitmek için atı’na binecek olsa, üç yüz kadar talebesi etrafında yürürlerdi. Büyük bir vakar ve mehâbet sahibi olan bu yüksek âlime karşı pek ziyâde hürmet ve ta’zimde bulunulurdu.
TEFSİR’DEKİ MESLEĞİ: Fahrü’d-Din-i Râzî, denilebilir,ki, tefsirde kendisine has bir meslek tutumuş, tefsir kitabını o zamana kadar yazılmamış bir tarz’da vücûda getirmiştir. “Mefâtihü’l- gayb” namındaki bu tefsir’in başlıca bâriz vasıfları şu veçhile hülâsa edilebilir.
• Yalnız Fâtiha sure-i celîlesi, bir cilt teşkil edecek derecede mufassal bir tefsire tâbi tutulmuştur. Buna sebeb de şu olmuştur.
Râzî diyor ki : “ Yalnız Fâtiha suresinin fayda ve güzelliklerinden on bin kadar mes’ele istinbat olunabileceğini her nasılsa bir mecliste söylemiştim. Bunu uzak ihtimal bulanlar bulundu, ben de te’lifi’ne başladığım bu tefsir iuçin böyle mufassal bir mukaddime yazıp iddiamın usûl dairesinde mümkün olduğuna bir beyyine vücûda getirdim,” Filhakîka, pekçok bedîa’ları nefis nefis ilmî sânihaları mes’ele’leri câmî’ olan,( toplayan) bu mukaddime, hem Kur’ânî beyanların azamet ve ulviyyetine hem de Râzî’nin ilim ve ma’rifetindeki vüsa’ata( genişliğe) büyük bir burhandır.
• Bu tefsir hem rivâyet, hem de dirâyet tarîkını câmî’dir. Âyet’lerin izahı sırasınhda hem Ashâb-ı Kirâm’dan, Tâbi’înden ve sair zevâttan menkul olan tefsir vecihleri yazılmış hem de dirâyet yoluyla bunların tavzih ve tahliline çalışılmıştır.
• Fahr-i Râzî, Fıkhen şâfi’î, i’tikadca Eşa’rî mezhebiune sâlik olduğundan tefsir’inde fıkha, , hilâfiyata, kelâm’a müteallık mes’elelerde ekseriyyetle Fıkh-i Şâfi’î, iltizam edilmiş, Kaderiye mezhebi tenkid ve cebr-i mütevassıt akîdesi te’yîd ve müdafaa olunmuştur.
• Bu tefsir’de surelerin ve pekçok âyet’lerin aralarındaki münasebet ve insicam öyle güzel, öyle mütefekkirâne bir tarzda gösterilmiştir ki, bunları mütalaa edib de eser sahibinin fikriindeki parlakmlığı nazarındaki derin nüfuzu takdir etmemek kaabil olmaz.
• Bu tefsirde, ahâaka, ilâhiyata, Felsefe’ye, hey’ete taaallluk eden mevzu’ular büyük bir vukuf ile irada ve muhâkeme edilmiş ve bütün bahisler okuyucuları yormayacak bir surette tertîp edilerek bir kısım vecihlerle mes’ele’lere ayrılmıştır.
• Bu tefsiirde, bâhusus eski hey’et âlimlerinin iddiaları, nazariyeleri bire tenkid haddesinden geçirilmiş, Kur’ân-ı Hakîm’in beyânatına muhalif görülen noktalar cerh edilmiş,( çürütülmüş), meselâ, Bakara Suresi (2/29 ) Nazm-i Celili izah edilirken, hey’et uleması’nın Sema hakkındaki nazariyeleri ve seyyâre’nin başka başka birer Sema’da merkezleşmiş olduğuna dair iddiaları mufassalan yazılarak tenkid edilmiş, SemâvÎ cürüm’lerin birer semâde merkezleşmemiş, kendi başlarına müteharrik, bir fezâda yüzüyor olabilmeleri imkânı dermeyan edilerek yeni hey’etce kabul edilen esaslara işaret olunmuştur.
• Bâzı zevât’ın beyanlarına nazaran Fahr-i Râzî sofiyye tarîkına sülûk ettikden sonra bu tefsirini yazmaya başlamıştır. Bu cihetle bu mübârek tefsir pekçok tasavvufî beyanlarla müzeyyen bulunmaktadır. Hattâ, Nur Suresi, (24/35) âyet-i Celilesi’nin tefsiri sırasında İmam-ı Gazâlî’nin “ Mişkâtü’l-Envâr,” ismindeki risalesi tamâmen derc edilmiştir. Bu risâle ise ma’lûm olduğu üzere bu âyet-i Kerime’ye dair tasavvufî bir neşve ile yazılmış kıymetli bir eserdir.
Hülâsa, “ Mefâtihü’l-gayb,” pekçok hakîkatların inkişafını te’min eden pek faydalı bir tefsir’dir Fettâh-i Kerîm Hazret’leri müellifi’nin rûhuna gayb âleminde rahmet kapılarını daima açık bulundursun. Âmîn...