TESPİTLER  ( 10 / 50)

MUHADDİS,   MÜFESSİR   VE   FAKÎH,  MEŞHÛR   TÜRK’LER!...

İMAM-I FHHRÜD-DİN-İ RÂZÎ: Mefâtihü’l-Gayb’ın ikmali; İmam Fahrü’d-Din-i Râzî’nin 8 Tefsir-i Kebîr) diye yâd olunan “ Mefâtihü’l-Gayb,” ismindeki tefsiri, vöaktiyle, on iki veya on üç cild olmak üzere tertîb edilmiş, muharraren ( bi’lâhere), altı ve sekiz cild’den müteşekkil olmak üzere müteaddid def’a tab’edilmiştir.

Ba’zı zevât’ın beyanlarına nazaran Fahr-i Râzî bu kitabını ikmal etmeden vefat etmekle bunu başkaları ikmâl etmiştir.

Fahr-i Râzî, ekseriyyetle sûre’lerin tefsirini yazıp bitirdiği târihi sûre’lerin tefsiri nihâyetinde kayd’etmiştir. FÂTİHA sûresi’nin tefsirini ( 17 Zilhicce 603) târihinde bitirmiştir. Bundan sonraki sûre’lerin nihâyetlerinde târihe tesâdüf olunmuyor. Bu halde Sûre-i fâtiha’ya kadar olan tefsir kısmı Fahr-i Râzî’ye âid olmak lâzım gelir. Bu kısmı vefâtından üç sene evvel yazmış bitirmiş oluyor. Bundan sonra üç sene daha yaşamış olduğundan mütebâkî kısmı da yazıp bitirmiş olabilirdi. Fâtiha Sûresi’nin tefsirini iki üç gün içinde yazdığı, sûre’lerin nihâyetindeki târih’lerin tekâabülünden anlaşılıyor, böyle geniş bir ilim, sür’atli bir kalem sahibi için mütebâkî kısmı iki üç sene içinde yazmak pek kolay bir şey idi, eğer bir mânia’ya binâen bu son kısmı yazmaya muvaffak olamamış ise, işte bu kısım başkaları tarafından yazılmış olacaktır, olabilir.

Keşfü’z- zünûn’da yazıldığına göre bi tefsir’in noksan kalan kısmını (639) târihinde vefat eden Kaadı’l- Fukahâ’ Şihâbüdîn el- Dımaşkî ikmal etmiştir. Kezâlik (777)’ târihinde vefat eden Şeyh, Necmüddin Ahmed el- KamûlÎ de bu tefsir’e bir tekmile yazmıştır. Celâlüddîn-i Süyûtî de bur tefsir nâmına, “ Sebbaha,”( 59. Haşr Süresi) Süresinden âhir-i Kur’ân’a kadar bir cild olarak yazmıştır. Fakat elimizde matbu’ olan Tefsir-i Kebîr nüsha7larında bunlara dâir bir işâret yoktur.

Ayasofya Kütüphanesi’nin Sultan Ahmed mahzeninden nakl’edilen kitaplar arasında ( 11 ) Numara ile kayıdlı, bir Sûre-i Nebe’ tefsiri vardır ki, Râzî’ye nisbet edilmiştir. Bunun üzerine deniliyor ki, “ Fahr-i Râzî’nin tefsir’i, Ankebût sûresine kadardır. Bu sûre’den i’tibâren, mütebâkî’si, İmam Saîd ve Şehîd Kaadı’l- Kudât, Hüccetü’l-İslâm, Müfti’ş-Şam Şemsüddin Ebû Abbas Ahmen bin Halil bin Suâdeti’l- Hûbî’ye âid’dir. Bizce bu iddia doğru olmasa gerek...

Fahrüddîn-i Râzî, fevkalâde fesîh, belîğ idi. Arabî ve Fârisî lisanlarıyla va’az-u nasîhatta bulunurdu, Va’az esnasında kendisine vecd hâli ârız olur, müe’ssir sözler söyler, çok kerre dînî bir duygu’nun latîf te’siriyle gözlerinden yaşlar akardı. Hattâ, birgün va’az ediyordu, Sultan Şihâbüddin de cemaat arasında bulunuyordu. Kendisine yeni bir vecd ârız olmakla şöyle bir nidada bulunmuştu : “ Ey Sultan-ı âlem ! Ne senin saltanatın kalır, ne de Râzî’nin telbisi( kıyafeti- cübbe sarığı), hepimizin dönüp gideceğimiz huzûr-i ilâhî’dir.”

Bir gün de Herat’da hutbe’ye çıkmış hutbe irad ederken, şehir ahâlî’sine ba’zı azarlamalarda buluduktan sonra şu beyt’i inşâd etmiştir.

“ İnsan hayatta bulundukça hakârete uğrar, kıymeti bilinmez. Fakat elden çıktığı zaman büyük zâyiattan olduğu anlaşılır.”

Bin nasîhatnâme’sinde : “ Ben, turuk-u Kelâmiye’yi, felsefî menheç’leri tecrübe ettim, Kur’ân-ı Mübîn’de bulduğum fâide’ye müsâvî olacak bir fâide bunlarda görmedim,” demiş, bunun sebebini hakîmâne bir sûrette izah etmiştir.

HAKKINDAKİ TAKDİRLER- TENKİD’LER: Fahrüddîn-i RâzÎ’nin tercüme-i ahvâline dâir, müstekıl eserler yazılmıştır. Herkes kendisini büyük bir imam, bir allâme tanır. Hattâ, tefsir kitaplarında “ Kaale’l İmam,” denildi mi bunula mutlaka Fahr-i Râzî kasd’edilir. Bununla berâber hakkkında ba’zı tenkidimsi lâkırdılar da mevcud’dur. Ezcümle tefsirinde felsefe’ye, bâzı fenlere dâir fazla ma’lûmat bulunmasını bu tenkîde vesiyle ittihaz edenler vardır, müfessir Ebû Hayyân gibi...

“ Tefsir-i Râzî’de tefsir’den başka her şey vardır,” diyenler de bulunmuştur. Halbuki, böyle bir iddia doğru değildir. Tefsir-i Râzî’deki felsefeYe vesâir fünûna müteallık ma’lûmat çıkarılacak olsa yine bu kitap tefsir’e âid kalacak mesele ve bahisler i’tibâriyle sâir bir kısım tefsir kitaplarının bir kaçına muadil olarak müstesna mevki’ini yine muhafaza eder...