TESPİTLER ( 11/ 11)

BİZİ TANIMAYANLARA TANITIYORUZ!...

Karaman mühâcir’lerinin hicreti, Doğanbey’de bitmemiş, yeni hicret yolu görünmüştü. Bu kerre hicret, Yine, Konya-Beyşehir, Huğlu istikametiydi. Huğlu’da, en başta Merhum,Hacı Mehmed Tanık olmak üzere, Huğlu Halkı’nın kahir ekserieyyeti talebe-i ulûm için ensar olmuştu. Karaman’dan, dahas onra, Doğanbey’den hicret eden talebe ile, civardan yeni katıalan talebe,Huğlu’da,Köy odalarına,cami mahfil ve son cemaat mahallerine,sundurmalara, şahıslara aid,boş binalara yerleştirilmişlerdi. Günümüzde olduğu gibi, tek çatı altında,100,200, kişinin barınabildiği,büyük kurs-yurtlar yoktu, muayyen mesefelerde,dört,beş kişinin kaldığı,evler, vardı. Tedris sistemi, biribiriyle irtibatlı, teselsül eden hücreler halinde devam ettiriliyordu.Sizden,bir hafta veya 15 gün önce gelen, Emsileyi bitirmiş, Bina’ya geçmiş birisi, size Emsileyi okutuyor, Avamil’e geçmiş birisi, bina’yı okutuyor, bir üstteki birisi. bir alttakilere hoca’lık ediyordu.

Medresme’ler kapatılmış, her kademedeki din eğitimi,bütünüyle yasaklanmış,” Alllah!” demenin bile yasak edildiği bir devirde, Anadolu’daki ba’zı alimler, “ yeryüzünde ilim adamı geirçek alimler kalmadığında, ilim de yeryüzünden kaldırılacağı,” endişesiyle, kendi çocuklarını veya yakınlarından birisini, Gaziantep,Kilis gibi Suriye hududlarından, kaçakçıların refakatında, sınırdaki mayınlı tarlalardan,Suriye’ye gönderiyorlardı. Bu yolculuk çok tehlikeliydi. Çoğu ölüyor, ölmeyenler de, ayaklarını kollarını kaybediyor, sakat kalıyorlardı.İşte, böyle bir devirde, Süleyman Hilmi Tunahan Efendi Hazret’leri,(k.s.) devrin bütün zulüm vev kahrına rağmen önce, İstanbul’da, daha sonra, Anadolu’nun muhtelif yerlerinde, Osmanlı Medreselerinin âlî kısımları, 20-25 senede tedris edilen âlet ve âlî ilimleri, gece-gündüz, hızlandırılmış bir metod ile tedris ediyordu.Bu medrese’lerden ba’zıları, Anadolu’nun ücra köşelerine, Toros dağlarıanın zirvelerine ulaşmıştı. Bulunmaz ni’met, talip’lerin, talebe-i ulûm’un ayağına kadar gelmişti.

Huğlu Kursuna, rağbet çok üst sevuiyede olmuştu. Karaman’dan, Doğanbey’e, Doğanbey’den Huğlu’ya hicret eden talebe-i ulûm’dan başka, Konya’nın muhtelif kazalarından, Beyşehir’in köylerinden ve Huğlu yakınlarındaki köylerden çok sayıda talebe-i ulûm Huğlu’ya gelmişti.Doğanbey’de bütün talebe’ye ensar olma va’adinde bulunan, Merhum, Hacı Mehmed Tanık, en fazla 50-60 kadar talebe gelebileceğini tahminle bu kadar talebe’nin barınabilecveği, mekânlar hazırlamıştı. Oysa, gelen talebe bu adedin çok üstündeydi. Karaman’dan Doğanbey’e, Doğanbey’den Huğlu’ya mühâcir, 10 kişi, Kuyucu’nun Odası’nın geniş misafir salonuna yerleşmişler. Bizden bir hafta on gün önce gelen, Gencekli’ler, Büyük Durmuş,( Durmuş Ali Bağcı), Küçük Durmuş,( Durmuş Baykal), Büyük Hüseyin,( Hüseyin Kırbıyık,) Küçük Hüseyin,( Çakaloğlu, Hüseyin, Hüseyin Şahin), Kuyucu’nun odası’nın Beygir ahırına yerleşmişler. Bizler,Göynemli, Hafız, Mehmed Alız,Hoca’nın oğlu, Memiş Kara,( daha sonrakiu yıllarda, adını “ Haydar,” olarak değiştirdi ve ( Haydar Kara) oldu. Dayımın oğlu, Said Üçbaş ve bendeniz, henüz, 11 yaşındayım. 1946 doğumlu olduğuma göre… 1957 yılınıon Harman sonu, Ekim ayında,Ağabeyim, Merhum, Ramazan Akkoca, Köyümüzün imamı, hepimizin hocası, Haydar Kara’nın pederleri, Ramazan Kara, birer kağnı koşdular. Kağnı’lara, yatak-yorgan, bir miktar, peynir,yağ, kuru gıda ve epeyce de odunyüklendi, Huğlu’ya hareket ettik.

Huğlu’ya vardığımızda, Kağnı’ları, Merhum, Hacı Mehmed Tanık Amca’nın evi’nin önüne çektik, Porta denilen, kağnıların rahatlıkla girebildiği geniş giriş kapısını tıklattık. Tanık Amca, “ Hoş geldiniz, sefa getirdiniz, fakat çok geç kaldınız, bütün odalar, mahfiller,sundurmalar, boş evler hep dolu.Bu akşam sizi ben misafir edeyim, yarın sizin için, Kuyucu’nun Odası’nın Merkep ahırını hazırlar, oraya yerleştiririz,” dedi. Dostlar, Günümüzde, kışın ısıtmalı, yazın soğutmalı, banyoları, Doğalgaz, elektrik ve Güneş Enerjisiyle ısıtılan, 5 yıldızlı, hatta, yeryer, 7 yıldızlı, oteller seviuyesindeki Kurs-Yurtlarımızda, talebe, hoca olan Kardeşlerimize bunu anlatmak imkansızdır.” Din garib olarak başladı, yakın bir zamanda tekrar gurbete avdet edecektir. İnsanların fesada sürüklediklerinri salaha erdiren garîbler’e müjdeler olsun,” Hadis-i Şerif’inin mazharıdır. Bunları anlatıyoruz, anlaetmaya devam edeceğiz, ki yeni nesil talebe ve bi’lhassa, burnundan kıl aldırmayan idareciler ve hoca’lar bu da’va’nın nerede ve nasıl başladığın bilsinler de mütekaddimîn ağabey’lerinin bu da’va’ya hangi şartlarda hizmet ettiklerini idrak etsinler…

,