BİZ’LERİ TANIMAYANLARA TANITIYORUZ!...
27 Mayıs 1960 Hükûmet darebe’sinden sonra, Alanya’da Çırpanlı Hoca’mızın başlattığı ilk Tekâmül’den sonra, ikinci, üçüncü Tekâmüller,İstanbul’da başlamıştı.1962 Yılı’nın son ayları, Hüseyin Kaplan, Mehmed Arıkan ve Seyfeddin Alkan Hoca’larımız, Anadolu’daki, Düzce,Bolu, Tarsus, Kahramanmaraş ve diğer, Tekâmülaltı kurs’larına giderek,imtihanla Tekâmül derecesiende devam edebileacek talabe’yi tespitle,İstanbul’a gönderilmesini istediler. Hoca’larımızın gidemediği,kurs’ların hoca’ları, Tekâmül seviyesindeki talebe’yi bizzat İstanbul’a gönderdiler. İstanbul’da,Zeytinburnu,Taşcami’i Kursu,55 kişilik,talebe’nin ibate ve iaşesi için hazırlanmıştı. İstanbul’a da’vet edilen- gönderilen talebe’nin 55’i, Zeytinburnu,Taşcami’i,Kur’ân Kursu’na yerleştirildi. Burada, Merhum,Mehmed Arıkan Hoca’mız Tekâmül derslerini okutuyordu.Bu satırların Muharriri, Fakir,bu Tekâmül’de Mehmed Arğıkan Hoca’mızın yardımcısıydı.Bu Tekâmüllerde, Kâfiye, Molla Cami’i’den, metinler, Şerh-i Akâid,Belagat ve fesahattan,Telhis,Usûl-ü fıkıh’tan, Muhtasaru’l-Meânî metni, Mir’âtü’l Usûl’den,Mirkâtü’l usûl takip ediliyordu. Normal şartlarda, Tedris müddeti,4 aydı. 7/24 hızlandırılmış bir tedrisat devam ediyordu.Tekâmül devam ediyorken, Anadolu’dan, müderris, imam-hatip,Kur’ân Kursu muallimi olarak, talepler gelirdi. Tekâmül tamamlandığında, bütün me’zunlar vazifeli olarak bir yere gönderiliyordu
Aynı şekilde, Kasımpaşadaki,Büyükpiyalepaşa Kur’ân Kurs’unda, Merhum, Hüseyin Kaplan Hoca’mız, aynı ders’leri okutuyordu. Bu Tekâmüller’den, ta’kip eden Tekâmüller’den me’zun olanlardan ba’zıları, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından en son olarak , 1964 yılının, Mayıs ayı’nın üçüncü haftası boyu açılan, müftülük- vaizlik imtihanlarına katıldılar, kazananlar,müftü, vaiz olarak ta’yin edildiler. Ekserisi, Yurdumuzun muhtelif yerlerinde, imam-hatip, Kur’ân Kursu muallimi,müezzin- kayyim olarak vazife aldılar. Böylece, 1970 yılına gelindiğinde,Diyanet İşleri Başkanlığı bünyesinde, taşrada vazifeli, cem’an, Hademe-i Hayrat sayısı, 39.000 kişiydi. Bunların,28000’ini, Süleymen Efendi Hazret’lerinin medrese’lerinden me’zun olanlardı. Tekâmül Kursu, Anadolu’da yalnız, Alanya’da vardı. Zira, Merhum, Çırpanlı Hoca’mız, Hazreti Üstazımızın ilk talebe’sinden, “İcâzetnâme,” verdiği, iulk ve tek talebesiydi. Alanya’da, Antalya’da ve bütün Akdeniz Bölge’sinde i’tibarı olan bir Zât idi. Bi’lhassa, Sarf ve Nahih ilim’lerinde bahîr,bir Hoca’mız idi. Anadolu’da, Tekâmül için başka müsâid Kurs’larımız da vardı. Ancak, devrin müdebbir, dirayetli idarecisi, Merhum, Beyağabey, Kemal Kacar,Tekâmül’e alacağımız, geleceğin, müftü, vaiz, imam-hatip,Kur’ân Kursu muallimi,müezzin- kayyim’leri, İstanbul edebini,İstanbul lisanı’nı, İstanbul’un kültür ve medeniyyetine vukufiyyet kesb etsinler, diye,Tekâmül Kurs’larının İstanbul’da açılmasını ve devam ettirilmesini çok arzu ediyorlardı.
O yıllardra, İstanbul, henüz,Anadolu’dan göç eden kavim’lerin isti’lasını ma’ruz değildi. İstanbul’da,büyüklere, “ Amcabey, Hnımanne,” diye, küçüklere de, “ Efeindioğlum, Hanımkızım,” diye, hitap edilirdi.” Afvbuyurun, Esteğfiru’llâh,” cümleleri çoksık kullanılırdı. Ne zaman Televizyon icad edildi, Anadolu’dan gelen,Merhum, Sakıp Sabancı, İbrahim Tatlıses gibi, meşhurlar,mahallî şive’leriyle, Televizyon kanallarında boy göstermeyebaşladılar, “ Ağam, biz Adanalıyak, ama,şimdi İstanbulluyak,” dedi,İbrahim Tatlıses, Şanlıurfa’nın mağara şive ve kültürünü, aksettirdi.Böylece, İstanbul’un, lisanı, kültürü, fesada uğradı.
Eski devir’lerde, Anadolu’dan İstanbul’a medrese’de, üniversite’lerde, tahsil için,bir müddet İstanbul’da kalanlar, döndükleri yerlere, İstanbul’un lisanı’nı,kültür ve medeniyyetini taşırdılar ve parmakla gösterilirdiler. “ İstanbul’da eağitim almış,İstanbul’da yaşamış,” diye.
Beykoz, Üsküdar, Sarıyer,Bakırköyü, Zeytinburnu gibi,İstanbul’un taşrası sayılan yerlerden,dahil-i sur,İstanbul’a inilir,ya da Pera’ya, Beyoğlu’na çıkılırdı. Traş olunmadan, kolasız gömlekle, üatüsüz pantolon’la, İstanbul’a inilmez, Beyoğlu’na çıkılmazdı.
İstanbul’da, Trafik polis’leri, trafik kural ve kaide’lerine aykırı, davranan, sürücü’lere, ceza uygulamaz,” Beyefendi, burası İstanbul! Başka İstanbul yok! “ derlerdi. Bu ceza, sürücü’ler için, ömürboyu, unutamayacakları bir ceza idi. Ne zaman, bir trafik kuralını iihlal etmeye kalksalar, bu ceza akıllarına gelir ve vaz geçerlerdi. Ne gfünlerdi o günler! Yâdı bile,Cihane değer!...