TESPİTLER (11 / 43)

YAŞAR BOZKUŞ (ŞU BİZİM DELİOĞLAN) HAKK’A YÜRÜDÜ!...

Yaşar Bozkuş Kardeşim, Konya-Bozkır’lı, Benim hemşehir’limdi. Medrese eğitimi almamıştı, İzmir’de, tamı tamına, 24 ay askerlik, 14 ay da müderrislik yaptıktan sonra, İstanbul’a döndüğümde, Yaşar Bozkuş Kardeşimi, Kısıklı’da Ziyârethâne’de buldum. Medrese’den- Kurs’lardan gelmediği halde, bu Mukaddes yolu nasıl bulmuştu? Nasibi Ezelî’sin’de varsa, Rabbim sebebler halk’eder, Yaşar Bozkuş Kardeşiminkisi de işte tam da böyle bir şey… Yaşar Bozkuş Kardeşim, uzun boylu, müstekîm Endamlı, yakışıklı biriydi.

Askerlik vazifesini, İstanbul’da. Dolmabahçe Sarayı, Muhafız Bölüğünde yapmakta iken, Tensib-i İlâhî, Takdir-i İlâhîyle, Hazreti Üstazımızın Büyük Kerimesi, Merhum, Beyağabey, Kemal Kacar Bey’in Refikası, Hâce, Hadîce Kacar, ba’zı dost hanımefendilerle birlikte, Dolmabahce Saray’ını ziyaret eder. Yaşar Bozkuş Bedîa Abla ve beraberindekilere olağanüstü alaka gösterir, kendi çapında ikramda bulunur, Saray’ın ziyaretçilere kapalı bölümlerini de açar, ziyaret etmelerini tein eder.Bu alaka ve münasebetten son derece memnun kalan, Bedîa Abla, “Nereli olduğunu, askerliğinin birikimine ne kadar müddeti olduğunu, herhangi biri işinin olup- olmadığını, askerliğinin bitiminden sonra ne yapmayı düşündüğünü”, sorar. Aldığı, samîmî cevaplar üzerine, kendisine, adres ve Telefon Numarası verir, “Terhis edildiğinde, eğer istersen, bu adrese gel, bizi bul, sana iş veririz, veya buluruz, elimizden gelen her türlü yardımı yaparız” der.
Yaşar Bozkuş Terhis edildiğinde, Memleketine bile dönmeden, kendisine verilen, adreses, Çamlıca, Kısıklı’ya gelir, Hazreti Üstaz’ımızın ehl-i Beyt’ine kapılanması böylece başlar.

Kısıklı’ki Ziyarethâne’ye yerleşmiş, artık, Aile’nin bir ferdidir; Aile’nin Vekilharcı, Aile’nin bütün ferd’lerinin Hamisi, yakın korumasıdır. Ziyarethane’de Hafta’nın Çarşamba Gecelerinde yapılan, Hatm-i Hâcegân-i Nakşibendiyye’lere iştirak ediyor, büyük bir merakla her şeyi öğrenmeye çalışıyordu. Ziyârethâne’de bir taraftan misafirleri karşılayıp, onlara çay servisi yaparken, bir taraftan da cankulağı ile Merhum, Beyağabey Kemal Kacar’ın sohbetini dinliyordu. Ziyârethâne’ye gelen Hocaefendileri, diğer misafirleri karşılıyor, kendilerine hizmet ediyor, arı’nın her çiçekten, hatta, mermer ve taştan bile, bal aldığı gibi, her hoca’dan, her misafirden birer hikmet damlacığı alıyordu. Zâhirî İlim’lerdeki noksanın sanki hikmet ve ma’rifet ile doldurmaya çalışıyordu.

Yaşar Bozkuş, Hazreti Üstazımızın ta’biriyle, “ Olaçıkagelenler,” den değildi, Merhum, Beyağabey, Kemal Kacar’ın ta’biriyle “Tevâkuş’lardan da,” değildi. Ukalalık etmez, yakinen bilmediği hiç bir hususta ahkâm kesmezdi. Merhum, Beyağabey, Kemal Kacar’a ve Aile’ye bu kadar yakın ve pekçok sırlara vakıf, Yaşar Bozkuş’un yerinde bir başkası olsaydı, ne hikayeler dinlerdik.

Yaşar Bozkuş, Merhum, Beyağabey, Kemal Kacar için, gözünü budaktan esirgemeyen, Muhafız, (Yakın Koruma), Kalem-i Mahsus, Müsteşâr,( Danışman) Mu’temed, bütün bunların ötesinde, “Şu Bizim Delioğlan,” (hiç, ama hiçbir kimseden çekinmeden, darılacakmış, kırılacakmış, demeden, dobra dobra hakîkati bütün yalınlığıyla söylemesi… Zaman zaman, hoca’lar arasında, zaman zaman, şirket ortakları arasında şu veya bu sebeble ortaya çıkan ihtilaflarda, bu dobra dobralığı ile hoca’ların, ortakların biribirlerine söylemekten çekindikleri hususları taraflara söyler, hakem rolü üstlenir, ihtilafı sonlandırılırdı. Taraflara söylediklerini bir başkası söylese, ebediyyen söyleyenden uzak dururlarlar, ama Yaşar Bozkuş söyleyince kimsenin sesi çıkmaz, dosya kapanırdı.