TESPİTLER ( 11/10)

BİZİ TANIMAYANLARA TANITIYORUZ!...

Karaman’da,Merhum, Şükrü Taşkıran’ın askere celbedilmesini fırsat bilen, fitne ve fesad erbabı, hemen harekete geçmiş olup, talebe-i ulûm’un artık,Karaman’da barınamaycaklarını, derhal Karaman’ı terk etmelerini istediler. Ekserisi, Karaman ve civarından,bir kısmı da Konya’nın diğer kazalarındran talebe, çâresiz kalmışlardı. Sarf, nahiv, metinlere kadar, neredeyse, tekâımülaltı seviyye’ye ulaşmışlardı. Hiçbirisi,köyü’ne, kasabasına dönüp, çobanlık yapmak, tarımda çalışmak istemiyorlardı. Bir ümid ışığı, kendilerine ensar olabilecek bir yer arıyorlardı ki, derhal oraya hicret etsinler!... Asr-ı Saâdet’de olduğu gibi, her devirde,mühâcir varsa, onlara evsahibliği, kardeşlik yapacak ensar da olagelmiştir. Nitekim, vazi’yyet İstanbul’a intikal ettirildiğinde, Hazreti Üstazımız, yakınlarıyla, ilk müntesibleriyle istişarebuyurmuş, ilk talebe ve müntesiblerden, “ Konyalı,” olarak, meşhur, Merhum, Mustafa Doğanbey,” Efendim,benim Memleketiem, Konya-Beyşehir, Doğanbey Nahiyesinde, boş tutulan üçer katlı,beher katında dörder odası bulunan iki konağım var. Ayrıca, Doğanbey’den, İstanbul’a,İzmir göç eden hemşehirlilerimin boş tutulan çok sayıda evleri var, Cami lojmanları,köy odalarıvar. Biz,Doğanbey, Doğanbeyli’ler olarak Karaman’lı talebe’ye, kucağımızı açmaya hazırız,” der. Bunun üzerdine, ta’limat verilir, Karaman’daki, Karaman’lı ve diğer ilçelerden talebe,Doğanbeye gelirler.

Hazreti Üstazımızın ilk talebesi, Merhum, Mustafa Çırpanlı ve bizzat Hazreti Üstazımızdan, ders vev feyiz almış, Alanya’lı üç hoca Efendi daha var. Bunlar, Mustafa Çırpanlı Hoca’mızla birlikte, bir yonca’nın dört yaprağını oluştururlardı. “ Çırpanlı,” Mustafa Çırpanlı, “Kalaycı,” Mehmed Oral, “ Demirci,” Mustafa Özdemir.( Gazioğlu,) ve “Zühdü’nün Hüseyien,”Hüseyin Özge… Merhum, “ Zühdü’nün Hüseayin,” Hüseyin Özge,Doğanbey’e gönderilir.Doğanbey’de derslere yeniden aynı seviyede devam edilir. Ne varki, talebe’nin mühâcirliği,Yenidoğan Halkı’nın ensarlığı uzun müddet devam etmedi. O yıllarda,talebe’nin profili çok farklıydı. Aralarında, askerliğini yapmış, evli ve çocuğu olanlar da vardı. İlkmektebi yeni bitirmiş, 12 yaş civarında olanlar da, vardı. Benim gibi, ilkmektebi henüz bitirmemiş olanlarda, vardı.Talaba’nin hepsi bir çatı altında toplanamadığı için de disibline edilemiyordu. Muhtelif binalarda, sokak aralarındakie evlerde,cami’i’lerin üst mahfilllerinde ve son cemaat sundurmalarında kalanlar vardı.bu durum, yok, ona baktı,buna baktı,denilerek yadırganıyordu. Karaman’da zuhur eden, fitne ve fesad Doğanbey’de de zuhur etmeye başlamıştı. Ensar şuuruyla, mühâcir talebe-i ulûm’ubağrına basan ve her türlü yardımı yapan,Doğanbey halkı,en azından Doğanbey halkından bir bölümü, artık, talebe’nin Doğanbey’de kalmasını istemiyordu. Bir tarım şehri olan Konya’da, Zirâî, Tarım âlet ve edevatıyla, kağn’ı, at arabası gibi, devrin nakil vasıtalarının ta’mir ve bakımları, “ Harman’dan sonra,” güz aylarında yapılır. Konya-Beyşehir,Huğlu Köyü’nden, Merhum, Hacı Mehmed Tanık, kağn’ı, at arabası ta’mir ve bakımı için, eylül- Ekim aylarında, Doğanbey’de, bulunmaktadır. Talebe-i ulûm üzerine koparılan bu fitne ve fesad’a muttali’ olunca çok üzülülür, tek başına bir ordu ve ensar’dan bir ferd olmaya karar verir. İşi-gücü bırakır, Huğlu’ya döner, Huğlu’da, köy odalarını, şahıslara aid,boş binaları,cami mahfilllerini,son cemaat yerlerini,sundurmaları ta’mir ettiriri, kırık cam ve kapıları onarttırır 100 kadar talebe’nin barınabileceği mekânlar hazır hale getirildikten sonra, Doğanbey’e döner, burada,Hüseyin Özge Hoca’mıza, “ Hocam, Huğlu Halkı,sizi ve talebe’yi bağrına basmaya hazır, 100 kadar talebemizin barınabileceği mekânları tefriş edip hazırladık,” Buyuirunuiz,Huğlu’muza,” diye, ensar olan Huğlu Halkının hissiyatına tercüman olur. Karaman mühâcir’lerine, şimdi yeni bir hicret yolu görünmüştür. Fitne ve fesaderbabı, Karaman’dan sonra, Doğıanbey’de de su-i emellerine muvafık olmuşlardı.

Hüseyin Özge Hoca’mızın evi ve Doğanbey’de bulunan, talebe, Huğlu’ya nakl’edildi ve daha önceden hazırlanan mekânlara yerleştirildiler. Huğlu halkı, Hüseyin Özge Hoca başta olmak üzere, talebe’yi bağrına bastı, kardeş bildi,lokmasını paylaştı,tam da bir ensar ruhiyle hareket etti. Hüseyin Özge Hoca’mız evli, yetişkin oğulları, kızları vardı. Ayrıca, kimseye muhtaç olmadan ailesi’nin rızkını te’min maksadıyla, eşi ve kızları, halı dokuyorlardı. Doğanbey’de ikamet ettikleri ev, geniş, bir salon üç odalı idi. Odalardan birisiinde, Halı Tezgah’ı vardı.Huğgluda da kendisine,İzmir’e göç etmiş, “ Tayyareci,” diye meşhur,bir zatın, Huğlu’daki, Tayyareci’nin evi, iki katlı, müstekîl, geniş bir ev tahsis edilmişti. Hüseyin Özge Hoca’mız, belli aralıklarla, Konya’ya gider,Halı ibliği satan tâacir’lerden, veresiye olarak, halı ibliği alır, eşi ve kızlarının, gece-gündüz, göz nuruyla dokuoukları elişi halıları satar, önce borçlarını öder, sonra, ailesinin geçimini te’min eder, arta kalan meblağı da, fakir talebe için harcardı.Zaman zaman,yorumlarımda, “Sahâbe devri insanları,” dediğim, insanlar, Hüseyin Özge Hoca’mız gibi, Hazreti Üstaz’ımızın ilk talebe ve müntesibleridir…

.