TESPİTLER  (11/36)

MEĞER BEN NE ENAYÎ MİŞİM?!...

Efendim. Artık 68 yaşında, su katılmamış bir avanak ve hakîkî bir budala ve gayr-i ıslah bir enayi olduğumu i’tiraf ediyorum. Bana küçük yaşımdan i’tibaren Beytü’lmal’in mukaddesliğini öğretmişlerdi. Hiç kimse “Devlet malı deniz, yemeyen domuz,” dememişti. Bütün ömrüm, ta’bir-i âmiyânesiyle, eşşek gibi çalışmakla geçti. Çalışma hayatımda tek gün dahî izin kullanmadım. Bir gece bile doyasıya uyuyamadım. Kimileri bana “Uykusuz Müsteşar,” lakabını takıp uçup kaçtığımı söyledi ama, ,3Ne akılsız adam yâhû!” şeklindeki fısıltılar, her gün yüzlerce telefon konuşmasıyla çınlayan kulaklarıma kadar gelirdi.

Üzerinde, “ T.C. Hükûmeti,” yazan kurşun kalemleri, silgileri ve kağıtları, sadece resmî hizmetlerde adetâ okşar gibi incitmemeye çalışarak kullanırdım. Çocuklarım devlet malına ellerini dahî sürmezlerdi. Plakaları kırmızı ve siyah renkli resmî arabalara bir def’a dahî binmediler. Yüzlerine bakamadığım, Mustafa’m ve Elif’im bir saat daha az uyuyup, belediye otobüsleri ve okul servisleriyle okula gittikleri esnada, bendeniz Müsteşarlık ve Bakanlık yapıyordum. Bırakınız eşime araba tahsis etmeyi, evde devlet’in personelini çalıştırmayı, idarecilik ve siyaset hayatımda lojmanda oturmadım, koruma görevlisi de kullanmadım. Arabamın önünde ve arkasında fiyakalı eskort’ları hiç kullanmadım. Meğer, ben ne enâyî mişim?!.. Yaptığım enâyî’lik’lerin haddi hesabı yoktur… Meselâ bendeniz milletvekili iken bir-kaç zarûrî toplantı dışında Meclis Lokantasında yemek yemezdim. Zirâ, çalışanlar kamu personeliydi ve çok ucuz olan yemekler Milletin kesesinden sübvanse ediliyordu. Sonra çok beğendiğim halde aynı gerekçelerle TMMB. Sigarası da içmezdim. Ceblerim şıkır şıkır metal jetonlarla dolu olarak dolaşır özel görüşmelerimi Kulis’teki ankesörlü telefonlarla yapardım. O zamanlar beleş cep telefonlarımız da yoktu.

Hiç bir hediyeyi kabul etmez ye red’deder veya demirbaşa kayıt ettirerek devlete intikal ettirirdim. Yıllarca üst yöneticilik, müsteşarlık, bakanlık yaptım; halen evimde bu dönemlere aid bronz plaketler dışında tek bir hatıra eşya göremezsiniz. Benim anladığım ma’nada, siyâset’e “zengin girilir, fakir çıkılır,” Biz enâyî’ler devlet hizmetini, siyâseti böyle anlıyoruz. Siyâsî hayatımda önüme çıkan yüzlerce fırsatı teperek mal-mülk edinmedim. Bi’lakis, ANAP’ daki Genel Başkanık mücadelesinde, Bond çantalarla getirilen paraları red’dederek, eşimin SSK. kredisiyle aldığı Oran’da daireyi YDP.’ nin kuruluşunda da babamdan kalan Malatya’daki ev ile, dedem’den kalan Gaziantep’deki evin bana düşen hisselerini harcadım.

Bu arada eşimin uzmanlığıyla ve alın teriyle hak ettiği, “Vakıflar Genel Müdürü,” olarak ta’yin kararnamesini nasıl engellediğimi de unutmayayım.

Sadece bunlarla kalsa neyse… ANAP döneminde şiddetle muhalefetime rağmen, çıkarılar kıyak emekliği reddedip tek maaş devam ettim. Bu haksız uygulama hâlen, devam ediyor. Başbakanlık Müsteşarı’yken milletvekili maaşlarını buna göre ayarlanmasını gerekçe göstererek kendim için sözleşme yapmadım ve üç yıl müddetle emrimdeki daire başkanlarından bile daha az maaş aldım.

Meğer, ben ne enâyî MİŞİM?!.. Şimdi 70’ne merdiven dayadım. Hâlâ, kira’da oturuyorum. Kendime aid tek mülküm kitaplarım… Yâ’nî, Sizin anlayacağınız gerçek anlamda “Dikili ağacım” dahî yok; hizmet hayatım boyunca muhatabımın bıyık altından gülerek dinlediği, “Bu fukara Milet’e ben bu masrafı yaptırır mıyım?” lâfım vardı.

Sevgili okuyucularım, bu yazdıklarımı okuyup da sakın bütün bunlardan pişmanlık duyduğumu sanmayınız. Enâyî’lik öylesine içime işlemiş ki, geriye dönmek mümkün olabilse yine aynısını yapardım. Beni bütün enâyî’liğime rağmen kendisinden başka kimseye muhtaç etmeyen Yüce Allah’ıma hamd ediyorum.

Bir zamanları on Efsâne Bürokratı, Müsteşar, Milletvekili, Bakan ve Parti Lideri Merhum, Hasan Celal Güzel..